|
|
| Hayata Dair.. Ve hayat herşey yolundayken sus dedi birden.. |
Özlemek; bir özür gibi ...Hayata Dair.. içerisinde Özlemek; bir özür gibi ... konusu: --------------------------------------------------------------------------------
Seni özlüyor belleğim yeniden, bir özür gibi, uyuyamıyorum . Fısıltıyla, bir örtü gibi kayıp gidiyor sabah alacasının üzerinden gecenin karanlığı... Hatıralar, sağa sola iğreti kurşunlarla saçılmış cesetler gibi savruluyor.
...

02-11-2007, 01:54
|
 |
solus et moriturus ...
|
|
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 31
Mesajlar: 1,727
|
|
Özlemek; bir özür gibi ...

--------------------------------------------------------------------------------
Seni özlüyor belleğim yeniden, bir özür gibi, uyuyamıyorum . Fısıltıyla, bir örtü gibi kayıp gidiyor sabah alacasının üzerinden gecenin karanlığı... Hatıralar, sağa sola iğreti kurşunlarla saçılmış cesetler gibi savruluyor.
--------------------------------------------------------------------------------
Karanlık. Karanlığın içine doğru yürüyen gözlerim, gözlerime bir çıkmaz sokak tabelası gibi çarpan hava akımı. Som altınla örselenmiş saçların, geçit vermeyen göz bebeklerin, uzun, uzun vişneçürüğü ile kırmızının kusursuz birleşimi ve çocukluğun, ve soğuk bir kış gününde, dışarıyı kar beyaz örselemişken, ayaz
henüz dışarıdayken, henüz Ağustos ’un insanı bir kül tabakasına çeviren sıcakları içimde mutlak bir kral gibi derinliklerimde hükümranlığını sürdürmezken mahzun, soğuktan mora kesmiş ellerinin dizlerinin arasına, bir çift azıdişinin arasına sıkışırcasına, mazoşist bir edayla sıkışması, ve Ağustosun böcekleriyle birlikte, terk etmeyi seven bir kadın gibi, tüm sözlerinin çıldırmış bir ısırgan otu gibi kanımı akıtması...
Sükun bir hayalden çıkmış, bir yıldızdan hızla, hızla geçerken boynunu eğen, kelepçeye vurulmuş hayallerin buralardaki....
Hayallerin....
İnsanın içinde her parçasında yalnızlık doğuran, ıstırapla, hüznü salgın bir hastalık gibi içime yayan bakışların....
Ve soğuk, tüm gözlerinin bir buz tabakasından ibaret olduğu bir kış gününde, artık sığamayacağım, ve çıplak elle asla dokunamayacağım buzdan örülme bir kulübede tüm mahzunluğunun insana ansız bir ilkbaharı kora kor yaşatması, sonralarında seni mevsime çıldırmış bir sağanak gibi bağlayan sözlerin, şimdi kulaklarımda gürültülü bir sessizlik gibi....
Karanlık.
Fısıltıyla ve engin hayallerin ta diplerindeyken kurmak istediğim tüm cümleler, söz öbekleri kapkara bir duman gibi hafızama dağılıyor.
Kalbim hızla atıyor.
Uzun bir gecenin kör kuyu diplerinde ellerimi ilk ışıklarına uzatıyorum günün.
Her daim kanayan bir şeyler var bu şehrin sabahlarında, ilk ışıklar yandığında, sokaklar henüz tıka basa taşıtlarla, insancıklarla dolmamışken, kolay, kolay vazgeçemediğin uzun ve benekli uykunda yalnızken sen .
Ağustos dev, boylu boyunca kıvılcımlı bir magma yatağına batmış bedeniyle koşar adım geliyor üzerime.
Yoruluyorum, derin derin soluk alan sabahta, ellerimi kanırtan, karanlıktan aydınlığa geçmekte fazlasıyla direnen bir şeyler var.
Yoruluyorum.
Ağustos yaklaşıyor, içimi teslim alıyor sabahın yanıp sönen bir denizfeneri gibi her daim, umuda batıp çıkan ilk ışıkları. Gazeteler, yüksek apartman binaları, romanlar, edebiyat dergileri, önümde beni çıldırtan her şey ve depreme aldırışsızca inşa edilmiş bir gökdelen gibi...
Bir temmuz öğleden sonrası etimi teslim alan nefes nefese, bitmek bilmez bir sonbaharı andıran bakışların etimi bir yalaz yeli gibi esir alan...
Zaman hızla, hızla akıp geçen...
Zaman tüm dizelerimi bir yanılgı payıyla yarıda bırakan...
Zaman; sorunsuz bir sevgiyi her satırında imkansız, imkansız kılan...
Fısıltıyla, bir örtü gibi kayıp gidiyor sabah alacasının üzerinden gecenin karanlığı...
'' Seni özlüyor belleğim yeniden, bir özür gibi, uyuyamıyorum ''
Bu saate dek uykudan koşar adım, nefessiz kaçıyorum.
Hatıralar, sağa sola iğreti kurşunlarla saçılmış cesetler gibi savruluyor.
Beynim gövdeme hükmetmiyor.
Yoruluyorum
Hatırlar birbirinin ardı sıra, bedenimden geçip giden bir göktaşı gibi savrulup, uzaklaşıyor bedenimden.
Güvercinlerini yitirmiş bir kuşçu gibi anılara boğuluyorum, Temmuz’ un hırçın yağmuru sağanağa kesiyor dışarıda. Bakışların, evcil bir kırlangıç gibi nefsime konuyor, geleceği merak ediyor beynim.
Korkusunu zamanın ardına saklıyor.
'' İnsanlar ateş çemberinden hayli uzakta uykular, uykular uyurken, alışılması imkansız bir özür gibi seni özlüyorum. ''
Uyuyamıyorum...
Denizcan Karapınar
"Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!" F.Nietzsche
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:03 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|