Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Hayat Güzeldir > Hayata Dair..

Hayata Dair.. Ve hayat herşey yolundayken sus dedi birden..


Bir ask hikayesi

Hayata Dair.. içerisinde Bir ask hikayesi konusu: Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez… Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 20-08-2007, 01:31
chigdem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 27-06-2007
Nerden: Almanya
Yaş: 30
Mesajlar: 120
Standart Bir ask hikayesi

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez… Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç… Birbirleriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında…

Sırf birbirlerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra… Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu… Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar.

Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki… Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü… Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olamayınca, “Bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına.

Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler… “Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam da “Hayır, ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep… Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, “Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak…” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma." Okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek bulurdu. Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten…

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verirler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan. “Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı…”

“Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?” diye yanıt verdi adam. “Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı, kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık…” Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.

Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut…” Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri.

Derdini söylemesi için yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil döktü boş yere… Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği… Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, “Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı. “O seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya geziyorlar.”

“Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı… Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı… Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın… Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam.

Zamanla duyguların değişebildiğini, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, “Son bir kez kucaklamak isterim seni” diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi nefretle… İlk celsede boşandılar… Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti…

Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. “Sen, buraya ne yüzle geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor” dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını.”

Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı.

Gecce fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi. Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Helen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem” diyordu… Sırayla okudu; “Seni çok sevdim,” “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim,” “Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim,” “Fakat benim için ölmeni istemedim,” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum,” “Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?” son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın,

VE SON KAĞITTA ŞUNLAR YAZILIYDI:

“SAHİLDEKİ EVİMİZİ SENİN ÇİZDİĞİN PROJEYE GÖRE YAPTIRDIM.
KOCAMAN TERASTA MARTILARLA KAHVALTI EDERKEN, BEN HEP SENİ İZLİYOR OLACAĞIM…”
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 20-08-2007, 01:35
ButterFly - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Buki
 
Üyelik Tarihi: 15-02-2007
Mesajlar: 184
Bu hikayede 1000 yıldır netet dolaşır ve ben hiç sevmem=)
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 20-08-2007, 02:03
silent - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 11-02-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 27
Mesajlar: 99
Ben bu hikayeyi ilk kez okudum ve itiraf etmeliyim boğazım düğümlendi. <çok etkilendim.
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 20-08-2007, 13:39
vinz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 20-08-2007
Nerden: istanbul
Mesajlar: 5
pek dokunaklı
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 20-08-2007, 14:34
apachii
Guest
 
Mesajlar: n/a
ben bu hikayeyi ilk kez okudum ama tek kelimeyke harikaydı.bu öykülerin devamı gelsin.ben merak eden bi insanım yediğim üzümün hangi bağdan olduğunu sorarım bu öykü kime ait yazarı kim.
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 20-08-2007, 15:51
Henüz arızalanmış
 
Üyelik Tarihi: 15-08-2007
Nerden: istanbul
Yaş: 29
Mesajlar: 2
Standart Postahane

Yılların yorgunluğu yüzüne vurmuş ,bıkkınlığını bütün insanlığa haykırmak istermiş gibi bakınıyordu çevresıne, saatlerdir elinde tuttuğu zarflar terden eline yapışmıs , bu da onun sinirlerını daha da germesıne yetmişti.İçinden ya sabır çekiyodu,tam da bu sırada bir ses işitti ;nasıl yardımcı olabilirim?İnanılmaz yumusak bır sesti,bu ses bütün bedenini sarmıştı sanki . Sese yöneldi birden buz mavısı gözlerle çarpıştı sanki cam gıbı yarmıstı kalbini ;kekeleyerek göndermem gereken evraklar var dedı ,umutsuz adam.Kadının hosuna gıttı sankı bu durum dahada sevgı ve ılgıyle yaklaştı adama ,halllederız sorun değil dedı.Umutsuz adam bu gerçekmı yoksa şakamı dıye gecırıyodu aklından ,kekelıyerek tesekkur edıp koşarcasına çıktı postahaneden.İçinden işte bu benım yasam sevıncım olabılır dıyodu,iş yerıne geldı yuzunde manasız bır gulumsemeyle girdi odaya;iş arkadasları ne oldu bu adama dıye bırbırlerının yuzune baktılar ama anlayamadılar.O gunden sonra umutsuz adam sıkıcı evrak işlerıyle daha çok uğrasmaya basladı ve hemen hemen hergun fırsat bulup postahaneye gıttı,kadınla her karsılaşmalarında umutsuz adam dahada heyacanla çıktı ordan .Artık tek amacı vardı onu dahada yakından tanımak ıstıyodu.Gunler bu sekılde geçip gıttı artık dayanacak halı kalmamıstı umutsuz adamın ,tekrar postahaneye gıttı .Uzaktan izlemeye koyuldu ,işte bu,işte bu dıyodu içinden .Bana yasam sevıncı verıcek kadın bu dıyodu;herseyı göze alıp gıttı yanına .Merhaba dedı sesı tıtriyodu ,ellerı terlıyodu bırden senı tanımak ıstıyorum dedı .Sankı bu cümleyle bütün gücünü tüketmiş ayakta zor duracak hale gelmişti.kadın yüzüne bakmiş elindeki kalemle oynayarak peki demişti.Umutsuz adam bunun gerçek olduğunu bilmek için yanındakı adama utanmasa bana bır tokat atarmısın diyecek haldeydi.İki gun sonrası için sözleşmişler ,umutsuz adam sevinçten çıldıracak gibi hissediyodu.Bitmez tükenmez iki gün geçmiş ,iş çıkışında onu alıp yemeğe gideceği an gelmişti.Giyinip kuşanmıstı umutsuz adam ,postaneye girdi derin bir nefes alıp yaşam sevıncının yanına kayar gibi vardı;buz mavısi gözleri hala kalbini deliyırdu kendını toparlayıp hadi dedi.Kadın tamam yardım edermısın bıraz dedı ;anlayamadı olur dedı umutsuz adam,kadın yanına çağırdı .Umutsuz adam bırden sendeledi yasam sevıncının ayaklarından bır tanesı yoktu ,içinde volkanlar kopmustu o an,ama kendini toparladı ona sarıldı sımsıkı sarılsı butun bedenınde hıssettı onu bır daha bırakmaksızın.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
bir, ask, hikayesi


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Gerçek bir aşk hikayesi sea4ever Hayata Dair.. 1 02-04-2008 22:00
Bir Kartal Hikayesi non serviam Felsefe 7 04-10-2007 17:29
Kibrit Çöpünün Hikayesi Daisy Hayata Dair.. 0 26-02-2007 16:14


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:27 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org