|
|
| Hayata Dair.. Ve hayat herşey yolundayken sus dedi birden.. |
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!
Beni Sana Satıyorum!Hayata Dair.. içerisinde Beni Sana Satıyorum! konusu: Beni Sana Satıyorum!
--------------------------------------------------------------------------------
Hangi kaldırım taşına sorsan yüzsüzdür, yüzüne bulaşan çamurdan da yüzsüzdür.
--------------------------------------------------------------------------------
Kapatma gözlerindeki kapıları../ sefil bir ayrılığa yor iliklerine inmiş yağmurları. Bırak saçların en tatlı yerinden ...

20-02-2007, 23:14
|
|
|
Beni Sana Satıyorum!

Beni Sana Satıyorum!
--------------------------------------------------------------------------------
Hangi kaldırım taşına sorsan yüzsüzdür, yüzüne bulaşan çamurdan da yüzsüzdür.
--------------------------------------------------------------------------------
Kapatma gözlerindeki kapıları../ sefil bir ayrılığa yor iliklerine inmiş yağmurları. Bırak saçların en tatlı yerinden uyansın uykunun, titretme dudaklarını..koy gitsin hıçkırık alabildiğince yastık yorgan misali..
Bu melez mevsimde gelip geçsin, öyle duraksız, öyle duldasız ve rezil bir ispiyoncunun rüzgârı alsın söz vermişlikleri. Çürümüş yaprakların ilkbahar sevdasına bırak kendini. Düşmeden daha ilk kar saçlarına, bilemezsin hasretin ayaza çalan rengini. Yalnız kalmadan üşümeyi, mum yakmadan koca gölgeleri fark edemezsin.
Öyle bir zamanda yaşa ki; öyle ol orta, cepsiz, cepkensiz, delik, deşik. Ne mal, ne para, nede kendin durabilsin üzerinde. Sadece çorak bir çöl gibi yaşa, bedevileri kandır mesela! Kendine uzak, her şeye yakın rüzgarlar peşinden koş, Yılanların, çıyanların üzerinden korkmadan geç, sen kendin değilsin nasılsa!!
Bir gözlerindeki kapıları kapatma, güneşi, ayı, bulutu, yağmuru, bir dal sigarayı, şarabı, rakıyı ve izlerini de takip et ara sıra.
Bavulsuz yolculuklar yap her zaman, kimden ve hangi duraktan sorumlusun ki! Kuralları boş ver, kırmızı da senin rengin değil mi?
Eğri yağmurlar bu şehri terk etmeden, ilk karda kuşlar aç kalmaya yakın, zararsız bir işkillenmenin, basit ama yanlı köşesinden gir sokağıma. Keyfine patlattığın şampanya şişesi, sarhoş köpüklerini değdirmeden daha dudaklarına, yani ıslanmadan daha son öptüğüm yer, bir iki küfür savrulmadan daha dilinden ve duyabildiğinde evsiz barınmışlığımı yüreğinde, bekleme! Çal kapımı.
Hangi arsız rüzgâr süpürür ki kokunu, kokumdan! Çalkalanan bir yüreğin tam ortasında açtığın bu kara delik, bütün yıldızların mezarlığı ve bütün yıldızlardır üzerine tükürdüğün bir sevdanın anımsadığı. Ay’ a bakma, o ki güneşle sevişirken, düşerken bir sevdanın zina dölü rahmine ve yırtılırken avuçlarımda bir kelebek masumluğu, kanayan bakirliğimin arkasından dolanan nankör bir hançerdir dünya. Bayağı sevmedim seni, kelimelerin altında saklanan suskunluğum değil, gizem dediğin fahişe bakışlı bir gök saklar günahını sadece! Bir temiz yanın değseydi ya elime, bir delikanlı yüzün baksaydı ya yüzüme, bir korkusuzluk öğretseydi ya sana annen, şiirler kadar yalan olmasaydın ya mesela!
Yalnızdır, yalnızlıkların dostu. Puslu ışıklar altında ölür çoğu kez hayâ! Utanmaz kelimelerin taşıyıcıdır dil yarası dedikleri. Mahcup yanımıza yaslanmış üşümüş bir yüz, içimizdeki sıcaklığı emer. Çocuklara ayırdığımız şefkat sinemizden tırnaklanır çoğu kez. Kan kokusu sırnaşır sevdaya, rakı kadehlerinde dolaşır onur-ki meze yaptığımız sözler, lekeli örtülere siner, dili çözülür ihanetin, iblisçe bir oyunun bacak arası açılır, kirli dişler gülümser eksik naralar eşliğinde. Tükenir emek, bir basit otel odası fiyatı kalır geriye. O da ödenir, ödenir elbet!
Hangi kaldırım taşına sorsan yüzsüzdür, yüzüne bulaşan çamurdan da yüzsüzdür. Onlar değil midir ki etek altlarındaki şehveti ve rengi gören. Onlar değil midir ki önce yan yana dizilip, sonra ayrı ayrı gülen. Çimene rengini, çiçeğe mahpusluğu öğreten, onlar değil midir? Bütün pazarlıkların gizli şahidi, kokuşmuşluğun yatağı, satılmışlığın otağı kaldırımlar değil midir?
Her gece cilveli bir yosmanın yüzünde ararım seni. Sarımıydın, esmer mi? Bir bukalemun gibi geçer gidersin gözlerimden. Bezen bir sis perdesinden saçların dalga dalga akar gelir döşüme.
Kimi zaman son trene geç kalmışlığın boşunalığında, kimi zaman dolmuşların kirli sarı yüzünde, çoğu kez de karanlığa hükmeden kedi gözlerde ışıldarsın. Aynı zamanı yaşarken çoğu kez, ayrı zamana kaçarsın. Bu yokluk, bu kendini vurmuşluk ve cinayet ruhlu gece, peş peşe yaktığım sigaramın közünde biriktirir kini. Nefretim sana dokunamamaktır belki, sevişememektir çılgınca, bütün yasakların kaybolduğu bedene sığamamak ve kasıklarımda taşıdığım sancının ilacısın belki de!
Yıkıl üzerime eyy zaman… Hayatı da ters giydir cılız gövdeme. Satın al tezgâha konmuş ruhumu, ederi ne ki! Satılmış bir sevdanın artığıyım sadece. Ne çürük bir domates gibi yayılır, kızarır yüzüm. Ne de kurtlanmış herhangi bir meyvede görünür özüm. Gizli kalmış çirkin ihanetlere peşkeş çekilir sevdama verdiğim sözüm. Yıkıl gel üzerime zaman, nasılsa umutsuzluğa açılır kör olmuş gözüm.
Koyaklara hükmeden asi fırtınalar gelip geçer içimden. İntiharı düşünen çaresizliklere el vermek ister bir diğer yanım. Sonra tutunmak ve asılmak isterim uzun gerdanına. Dudaklarından dökülecek bir gitmeye muhtaç kalırım. Öylesine uzanmak, tutunmak ve sonra düşmek isterim ölüme. Son bakışım sen ol isterim hayata, son görüşüm sen ve son gözyaşım sen. Daralır dünyamın ekseni, karanlığa hükmeder retinam. Bir rüyaya alevlenir uykularım, yanar kokunun yatakları. Nefesime tüner kirletilmişliğin hıçkırığı, boğulur solumalarım, apansız kâbus tanecikleri akar şavkımdan, bir sen tatlı uykuda birde namussuz kaldırımlar.
Seni sevdim mi? Sevdim evet../ bu titreme, bu ayva tüyü çiller, bu sarımtırak üşümüşlük neyin nesi ki? Kaçak öpüşmelerin soğuk dudakları da değdi yaralarıma. Belki aldattım sevdamı, belki! Ucuz bir otel odasında. Seni unutabilmenin cürümüdür üzerime yapıştırdığım bu lanet kisve aslında. Belki sende ağlıyorsundur. Çekiştirip dizlerini karnına utanıyorsundur. Saçlarını yolup bir duş teknesinde, üzerindeki kiri akıtıyorsundur. Aynada taradığın saçlar, yüzüne baktığın yüz, havlunun okşadığı ten senin değil, seni ben, beni sen yapan fitili ateşli dinamit gibisin kanımda.
Kimseye muhtaç olmadan kimsesiz, sevdana mahkûm sevdasız, yüzünü görmeden sensiz ama dik ama zamansız ve gerekirse hayâsız son bir kez sana dokunmak! Sevişmek, bütün genlerimi tüketip şehvetinle, onursuz, rezil bir sancının arifesinde nefessiz, dilin gırtlağımda boğulmak isterdim.
Yaşamak mı / buysa yaşamak!!!
Levent Saral
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:39 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|