Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Güncel Mevzular


"Hepimizi Alacaklar" Korkusunu Yayanlar, Darbeciliği Soruşturulamaz Kılmak İstiyor

Güncel Mevzular içerisinde "Hepimizi Alacaklar" Korkusunu Yayanlar, Darbeciliği Soruşturulamaz Kılmak İstiyor konusu: "Hepimizi Alacaklar" Korkusunu Yayanlar, Darbeciliği Soruşturulamaz Kılmak İstiyor Prof. Dr. Göregenli'ye göre medyada laikçiler herkesin gözaltına alınacağı havası yaratıyor. AKP yanlıları askeri vesayetle hesaplaşma olarak görüyor. Medya sıradan insanların haklarının ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 04-07-2008, 02:45
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-06-2008
Mesajlar: 275
Exclamation "Hepimizi Alacaklar" Korkusunu Yayanlar, Darbeciliği Soruşturulamaz Kılmak İstiyor



"Hepimizi Alacaklar" Korkusunu Yayanlar, Darbeciliği Soruşturulamaz Kılmak İstiyor

Prof. Dr. Göregenli'ye göre medyada laikçiler herkesin gözaltına alınacağı havası yaratıyor. AKP yanlıları askeri vesayetle hesaplaşma olarak görüyor. Medya sıradan insanların haklarının ihlal edilmesini meşrulaştırıyor.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

03 Temmuz 2008, Perşembe

bianet Ege Üniversitesi'nden Prof. Dr. Melek Göregenli'yle Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan gözaltıların ardından yaratılan "Bizi de alırlar mı?, sıra bize de gelir mi?" endişesini ve medyanın nasıl bir tavır takınması gerektiğini konuştu.

Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan gözaltıların ardından yaratılan "Sıra bana da gelecek mi? Beni de gözaltına alırlar mı?" endişesini nedir?

Bu endişeyi kimlerin yaşadığını bilemiyorum, kimlerin yaşamadığını tahmin etmek daha kolay belki. Sanırım AKP’nin her şartta yanında olmak, hiç suya sabuna dokunmadan yaşayan milyonlardan olmak, bir de açıkça “taraf olmamak” hatta “bırakalım birbirlerini yesinler” pozisyonu endişeyi giderecek en garanti pozisyonlardır; önce kimin yeneceğine bakılır sonra yeni bir pozisyon alınır.
Geçmişte, bugün ve gelecekte iktidarın farklı kanatlarının saldırılarına karşı hiçbir garanti vaad etmeyen tek pozisyon ise, politik olarak nerden beslenirse beslensin, askeri olana ve militarizmin gücüne ve araçlarına koşulsuz karşı durma halidir ki bu türün nesli memleketimizde giderek tükenmekte, darbelerin doğrudan hedefi olmuş insanlar bile şu ya da bu argümanla darbe girişimlerinin açıkça ve koşulsuz karşısında olmaktan uzaklaşmaktadırlar.
Bu “endişe illüzyonu” nun inşa edilmesinin, endişeye kapılma ihtimali olanların niceliği ve kimler olduğundan çok ideolojik doğası ilginç bence. Yaygın medyada başlıca iki kutup egemen. Birincisi, laikçi cephe olanın, sanki sokaktaki herkesin Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınabileceğine ilişkin bir kanı yaratmayı amaçlayan ideolojik propagandaya dayanan söylemler üretenlerin ne tür bir toplum mühendisliği peşinde olduklarına ilişkin tahminlerimiz olabilir.
Öncelikle, bu soruşturmanın Türkiye’de gerçekliğini yine medya yoluyla öğrendiğimiz darbe girişimlerinin ortaya çıkarılması ve sorumluların yargılanması amacıyla değil, AKP muhaliflerinin cezalandırılması ve sindirilmesi amacıyla yapıldığı kanaati yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.
Özellikle görsel medyada izlediğim bu düşüncede olanların Nazi Almanyası ya da diğer diktatörlüklerden örnekler vererek, AKP’nin bir tür faşist iktidara dönüştüğü ve “sırasıyla hepimizi” hedef alacağı yönünde artık gelenekselleşen bir “korkun ve yanımıza gelin, tek tek durursak hepimizi yiyecekler” siyaseti izlediklerini düşünmek mümkün.
Bu iddiaların gerçek dışılığı bir yana, izlenen bu siyasetin amacı nedir, neye yarar? Öncelikle, bu soruşturmanın, arka planı ne olursa olsun, darbe girişimlerinin ve dolayısıyla gerçekleşmiş bunca darbenin tartışılabilir olmasına yol açma ihtimalini içinde barındırdığının üzerini örter; sivil siyasetin askeri tahakküm altında olmasıyla hesaplaşılmasının, bu memleketin geçmişi ve geleceği açısından önemini azaltır, dolayısıyla olası müdahale ihtimallerini meşrulaştırır. Bu tür bir siyasi pozisyonun, geçmişteki ve gelecekteki, gerçekleşmiş ya da hayal edilmiş darbelerle, kısaca militarizmle, para-militer örgütlenmelerle, faşizmle –doğrudan bağları ya da suç ortaklıkları yoksa bile- cidden dertleri olanları ikna edebileceğini sanmıyorum.
AKP hayatımıza girmeden önce de bu konuları dert edinmişlikleri, attıkları ciddi bir adım yoktur. Bu “sıra sana da gelecek” illüzyonu, Ergenekon Soruşturması’nın hedef kitlesi ne kadar büyütülebilir ve ne kadar çeşitlendirilebilirse, soruşturmanın darbelerle ilişkili hedefinden uzaklaştırılması bakımından o kadar etkili olacaktır.
Bu soruşturmayı yürüten zihniyetin de bu anlayışın yaratılmasında ve böylece hedefi ve amacı konusunda samimiyetinin sorgulanır hale gelmesinde –kuşkusuz başka faktörlerin yanında- büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Sanırım bu söylemin dayandığı ikinci umut ya da beklenti de AKP’ye karşı başta CHP olmak üzere çeşitli kesimlerin oylarını arttıracağı düşüncesidir. Yoksa herkes bilmektedir ki, Ergenekon Soruşturması bırakın “herkes” i, AKP’ye oy vermeyen herkesi hedef almaz, almaya gerek duymaz.
Bu ülkede iktidarların hangi kanadı olursa olsun, genel olarak faşizmin yöntemlerini kullanması (gerek hukukun siyasetin ihtiyaçları doğrultusunda yorumlanması ve uygulanması, insan haklarının genel olarak ihlali, gerekse otoriterlik, tektipçi yurttaşlık anlayışı, içimizdeki ve dışımızdaki düşmanlar tanımlamasının siyasetin temel argümanı olması vb. bakımından) zaman zaman yönetimin doğrudan faşizm haline dönüşmesi, AKP devrine mal edilemeyecek kadar gelenekseldir.
Ergenekon Soruşturmasıyla ilgili gözaltına alınmalar sırasında uygulanan yöntemlere –ki memleket ortalamasının çok üstünde adeta İsveç standartlarındadır- insan hakları bakımından itiraz edenlerin kendilerine içtenlikle sormaları gereken bazı sorular vardır: Bu ülkede sürüp gitmekte olan bin bir çeşit insan hakkı ihlaline, işkenceye karşı ne yaptım? Benim insan’dan anladığım nedir? Kimlerin evine gece baskın yapılınca insan hakkı ihlal edilmiş oluyor? İnsan hakkı kavramının “ünlü-tanınmış” “asker” “genç-yaşlı” gibi değişkenlerle ilişkisi nedir?
Medyada yaygın olarak görünür olan ve AKP yanlılığıyla beslenen ikinci pozisyon ise, Ergenekon Soruşturması’nın, darbe girişimleriyle ve genel olarak askeri vesayet rejimiyle bir hesaplaşma olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Bu anlayışta olanların bu partiye kendinden ve icraatlarından menkul bir demokratlık atfederek AKP yanlısı olmaları meşru bir siyasi tercihtir, herkesin hayali kendine.
Ama başta “Şemdinli’de ne oldu?” “Askeri bir örgütlenmenin demokrat olması ve demokrasinin taşıyıcısı olması mümkün müdür?” gibi sorular olmak üzere pek çok başka soruya cevap aramaları gerekmektedir. AKP’nin ve DTP’nin kapatılması da dahil olmak üzere bütün bu olup bitenlerin hukuk ve demokrasiyle ilişkisinin tartışılabilmesi de bence bu ülkede hukuğa dayalı demokratik bir düzen olduğuna inananların işi, beni aşar.

Medyanın tavrı ne olmalı?

Genel ve siyaseten nötr bir medyadan söz edemeyeceğimiz için genel bir “gereken ya da doğru tavır”dan da söz edemeyiz bence.
Farklı medya grupları, farklı düşüncede olan insanlar, siyasi gruplar, kendi dünya görüşleri doğrultusunda tavır alıyorlar.
Olması gereken -bana göre- kuşkusuz bir emekli general, ünlü bir gazeteci ve bir köylü, bir öğrenci, bir tersane işçisi için aynı insan haklarının aynı samimiyetle ve aynı tutarlılıkla talep edilmesidir. Sabaha karşı evine eli silahlı adamlar geldiğinde ya da ne için suçlandığını bilmediğinde “toplumda tanınmış kişiler” olmanın insanların canının daha çok yanmasına yol açtığına dair bir bilimsel ya da vicdani kanıt yok çünkü.
Ayrıca mesela işkencede ölenlere ya da artık eskisi gibi yaşayamayacak kadar yaralananlara “susma hakkı” tanındığını da sanmıyorum. Bu ikiyüzlülük, medya tarafından görülen ve medyanın kör olduğu farklı türde ve sınıftan suçlu, suçsuz vatandaşlar olduğuna dair genel kanaati besliyor; sıradan insanların haklarının ihlal edilmesini meşrulaştırmakla, normalleştirmekle kalmıyor, medyanın zaten olmayan inandırıcılığını daha da azaltıyor.
Oysa bizim göremediğimiz gerçekleri göstermesi, sırları kısmen de olsa açığa çıkarması ve doğru sorular sorması için medyaya ihtiyacımız var. Ayrıca medyanın bu ve benzeri olaylarda, olan biteni ele alış tarzı, şu ya da bu nedenle siyaseten kahraman olmayan hepimizi, herkesi, siyasi iradeleri konusunda daha da umutsuz kılıyor.
Birileri birilerine, güç sürekli el değiştirerek ya da bölüşülerek bir şeyler yapıyor. Olan biten, siyaseten dahil olunamaz hale geldikçe, muhafazakarlık, otoriterlik, politik iradenin güçlü görünene devredilmesi eğilimi artıyor.
Tarafsızlık, verili kutuplaşmaların dışında hakiki bir taraf olma hali, bir siyasi pozisyon yaratılamadıkça, mit olmaktan öteye gidemiyor. Gerçekten bu sürecin askeri müdahaleleri ve girişimlerini, ihtimallerini ortadan kaldırmasa da, zayıflatabilecek en azından zihniyet arka planı oluşturmada nasıl bir katkısı olabilir?
Geniş bir demokratik cephede –herkesin kendi politik pozisyonlarını koruyarak- sorulması gereken soru belki de bu olmalıdır. Benim kişisel politik kanaatim, bu ülkede darbelerle ve darbe girişimleriyle yapılacak esaslı, gerçek bir hesaplaşmanın, sivil-siyasi güçlerin asıl aktörleri olacağı bir politik süreçle mümkün olduğu yönündedir.
Eli silahlı bir grup, eli silahlı bir başka gruba hesap soruyorsa, bu hesaplaşmanın sonunda kazanan kim olursa olsun, iktidar silahlılarda olacaktır. En azından bu açıdan gerçek bir demokratikleşme, iktidarın askeri-bürokratik doğasına karşı, sivil siyasetin gücüyle yapılabilir.
Ama bu düşünce, verili durumda bu soruşturmanın, ayrıntılarını ve asıl dinamiklerine ilişkin gerçekleri bil-eme-sek de, Türkiye’de ordunun ve darbe yanlısı siyaset anlayışlarının sorgulanması, en azından gayrı meşru olduklarının tartışılabilir hale gelmesi bakımından çok hayırlı olduğunu görmemize engel olmamalı.
Burada önemli olan, toplumun genel olarak muhafazakarlaşmasının, sınıfsal eşitsizlik ve adaletsizlikler konusunda sahip olduğu yanlış bilinçten kurtulamamasının en önemli nedenlerinden biri olan, kendi siyasal iradesinin sürekli olarak ipotek altında olduğuna ilişkin kanaatinin sarsılmasına, belki de değişmesine bu sürecin ne kadar hizmet edebileceği ve bu sürecin bu yönde etkili olabilmesi için nasıl bir siyaset izlenebileceği üzerinde düşünmek ve bu yönde siyasetler üretmektir.
Darbelerle yüzleşememiş, acılarının hesabını sormamanın getirdiği suç ortaklığını atlatamamış bir toplumun, hayatın başka eşitsizlikleri ve adaletsizliklerine karşı mücadele edebilecek ve başka bir dünya tahayyülü kurabilecek “kendine inanma” noktasına gelmesi mümkün değildir.
Bu anlamda bence “tarafsız” olmak da, tarafsızlığı, tarafların inandırıcı olmamasıyla ya da on yıllardır bir “taraf” olmayı becerememiş olmak yüzünden bitaraflığı meşrulaştırabilmek de, inandırıcı olmadığı gibi bütünüyle siyaset dışıdır. Siyaseten nerede durulacağını, neyin tarafında ya da karşısında durulacağını belirleyen, orada kimlerin durduğundan çok neden orada olunduğuyla ilgili değil midir? (EZÖ)

Kaynak: Bianet :: "Hepimizi Alacaklar" Korkusunu Yayanlar, Darbeciliği Soruşturulamaz Kılmak İstiyor
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 05-07-2008, 19:00
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-06-2008
Mesajlar: 275
Exclamation Fillerin Çatışması



BİZİ NE KESER NE DE GÖZÜMÜZÜ BOYAR
04 Temmuz 2008-BiRGün



Fillerin çatışması

Oğuzhan Müftüoğlu: Ergenekon adıyla yürütülen operasyonun arka planı tam olarak açıklanmış değil. Basına yansıtılanlardan anlaşılan askerler içinde de uzantısı olduğu var sayılan bir çevrenin AKPye karşı bir darbe hazırlığı içinde olduğudur. Devrimcilerin bu tür darbeler karşısındaki tutumu nettir. Geçmişte yaşadıklarımız bu tür askeri darbelerin hangi gerekçelerle gelirse gelsin, ülkenin ve halkın sorunlarına hiçbir çözüm getirmemesi bir yana, daima emekçi halka ve sola karşı kullanıldığını göstermiştir.
Şimdi AKP eliyle yürütülen liberal değişim sürecinden rahatsız olanlar da darbe yapabilseler gene en büyük darbeyi sola ve emekçi halka vuracaklarından kuşkum yok. Ancak ben bu gün böyle bir darbe olasılığına ihtimal vermiyorum. Çünkü arkasında ABD desteği olmayan hiçbir darbe girişimi bizim gibi bir ülkede başarılı olamaz. Oysa şimdi ABD ve emperyalist güçlerin iradesi bu gün açıkça AKPnin arkasındadır. Eski alışkanlıklarla böyle darbe tezgahlarına kapılanlar olabilir ama, bunlar şimdi olduğu gibi böyle derdest edilip sorguya götürülür.
Bu yüzden bugün böyle gerçekleşme ihtimali son derece zayıf bir tehlike hali büyütülerek pratikte demokrasicilik oynayarak örtülü bir AKP savunuculuğuna girişmenin sol açısından tutarlı bir politika olmadığını düşünüyorum. Biri ahı gitmiş vahı kalmış eski rejimi korumaya çalışıyor, diğeri küresel sermayenin yeni düzenini hakim kılmaya. Kimse bu kavganın bir demokrasi kavgası olduğu yalanını bize yutturmaya kalkmasın. Bu bir filler çatışmasıdır. Fillerin birinin kuyruğuna takılarak solun ve halkın çıkarına bir şey yapılamaz: Filler tepişirken sonuçta ezilenler hep biz oluruz. Çözüm halkın kendi kaderine sahip çıkacağı bir devrimci sürecin geliştirilmesinden başka bir yerde aranmamalıdır.

Emeklilerle sınırlı kaldı

Melih Pekdemir: Son operasyonlar (2 emekli orgeneralin gözaltına alınması dışında) Türkiye tarihinde bir ilk değildir. 1971 yılındaki 12 Mart muhtırası AP ve ABD karşıtı (ve sol iddialı) 9 Mart cuntasının önünün kesmek üzere ve 9 Mart cuntasında yer alan iki generalin saf değiştirmesi sayesinde, zamanın cumhurbaşkanı ve genelkurmay başkanının hakemlik misyonu yüklenmesiyle verilmişti ve her şey ABDnin bilgisi dahilindeydi. Şimdiki Ergenekon operasyonu da benzer renkler taşıdığından akla gelen soru şudur:
Bunlar darbe karşıtı bir hamle olmaktan ziyade daha büyük bir operasyon için döşenen taşlar mıdır? Büyük fotoğrafta yer alan aktörler ve faktörler, ABD ve Ortadoğu dikkate alınmadan atılan demokrasi çığlıklarının bir anlamı yoktur. Söz konusu girişimlerden 2004 yılından beri haberdar olan, 27 Nisan müdahalesi konusunda hukuksal girişimlerde bulunmayan bir başbakan, zaten soruşturmanın emeklilerle sınırlı kalacağını da zımnen açıklamıştır. Ayrıca, laiklik karşıtı odakların demokrasi karşıtı odakların üzerine gitmesinden özgürlük çıkacağına inanmıyorum. Faşizm, her bakımdan, çok ayıp bir şeydir.

Ortada işlenmiş bir suç var

Ertuğrul Kürkçü: Ortada işlenmiş bir suç olduğu apaçık. 28 Şubattan beri işlenmekte olan bir durum var ve bunun da silahlı kuvvetler içinde başlıca dayanağını bulduğuna şüphe yok. Son seçimlerden sonra TSK ve Hükümet arasındaki oluşan ilişkinin dışına düşenlerin ve emekli personellerin aşağıya çekildiği bir operasyon manzarası olduğu için de dokunulmaz olanlara dokunuldu diyemeyiz.
TSK içindeki TSKdan kopuk ve TSKnın himayesi dışında maceracı bir grubun safdışı bırakılması söz konusu ama bu safdışı ediliş şeklinin de özgürlük uğrağı olmadığı açık. Bu gelişmeleri toplumsal muhalefet kayboldu olarak değerlendirmekse doğru olmaz. Çünkü tüm bu olanlar emek alanının dışında gelişiyor ve basit tabirle Ayşe Teyzenin bir kazancı yok. Biz yoksullukla mücadele için bir yoldayız ve bu gelişmeler o yoldan geçmiyor.

İktidar çatışmasının bir konusu...

Levent Tüzel: Ergenekon çete operasyonu iktidardaki çatışmanın bir konusu olarak kullanılıyor. Devletin demokratikleşmesi ve çetelerden arındırılması için atılmış bir adım demek hayalperestlik olur, çünkü AKPnin kurmak istediği düzen de çetelerin olmadığı bir sistem değil. Burada bize düşen hem AKPye ve onun getirmek istediği düzene karşı hem de darbeci-ulusal kesime karşı mücadele etmektir.

Hükümete kadar uzandılar

Hasip Kaplan: "Bu çete soruşturmaları ile ilgili Türkiye Susurluk"tan bu yana onlarca çete yargılamasının mahkemeye yansıdığı bir süreç yaşanıyor. Son operasyonlarda üst düzey askerlerin alınması basının olaya ilgisinin daha çok artmasına neden oldu. Son 24 yıldır yaşanan çatışma sürecinde özellikle Kürt sorunundan kaynaklanan yaşanan cinayetlerle karanlık bir süreci oluşturanlar, vatanseverlik adı altında çeteleşen ve kendini dokunulmaz sayan yapılanma, en son hükümet düzeyine karşı olacak noktaya vardı ve böylece operasyonlar başladı. Başta Dink cinayeti olmak üzere, Danıştay saldırısından Musa Anter"in öldürülmesine kadar bütün bu olaylar aydınlanmalı, çözülmeli, failleri ortaya çıkarılmalıdır. Sorumlular yargıda hesap vermelidirler. Sonuç olarak hukuk dışı organizasyonların tasviyesi için yargı görevini tam olarak yapmalıdır. Bu, ülkede adalet ve demokrasiden söz edilebilmesi için gereklidir."

Sonucu belli değil

Veysi Sarısözen: "Beklenen bir devlet zirvesinde çatışma. Bu çatışmanın nasıl bir sonuç doğuracağı henüz belli değil. Her devlet zirvesi çatışmasında ne gibi riskler doğruyorsa demokrasi açısından, bu çatışmada da aynı türden riskler ve tehlikeler var. AKP"nin bir parti olarak bu tür askeri çevrelerin tertiplerine, Ergenekon gibi bir gizli paramiliter teşkilata karşı açık ve cesur bir tutum takınacak şartlara sahip olmadığını düşünüyorum. O nedenle burada daha ziyade bir zamanlar Türk Silahlı Kuvvetleri"nin içinde onun hiyerarşik yapısına uygun düşmeyen sürtüşmelerin bir yeni raundu olduğunu düşünüyorum. Elimde tabii belgeler ve içerden enformasyon yok ama ülkenin hem ordusunun hem siyasetinin bilimsel analizi bize bu meselelerde sivil siyasetçinin sırtında İslami örgüt olma yumurta küfesi taşıyan zayıf bir hareketin bu gibi operasyonlar yapamayacağını gösteriyor. Bence Hilmi Özkök"ün yayınlanan demecini çok iyi analiz etmemiz lazım. Sanıyorum ki bütün askeri müdahalelerde var olan ordu içindeki İsmet Paşa geleneği bir kere daha gündeme geliyor.
Yani tırnak içinde "makul", tırnak içinde "soğukkanlı", tırnak içinde "sorumlu" yani Kara Kuvvetleri Komutanı"ın terimleriyle söylersek. Bunun gibi nispeten kendi tabirlerince sağduyulu bir pozisyona çekiliyorlar. Yani uçları tırpanlayacaklar. Bir tanesi bilindiği gibi Ergenekondur, diğer AKP"dir. İlk etapta görünür uçlar bunlardır. AKP"yi kapatacaklar yerine daha makul bir İslami örgütün gelmesini teşvik edecekler. Evrimi devam ettirecekler. Amerika"nın Ortadoğu ve Asya için öngördüğü hareket Türk Silahlı Kuvvetleri bakımından terbiye edilecek, biraz daha özgür şartlara uydurulacak. Bu arada Fethullah Gülen Türkiye"ye yumuşak iniş yapacak. Bu da AKP"nin kapatılmasının tepkilerini ortadan kaldıracak bir şekilde. Ama esas olarak saldırı bu iki ucun kırpılmasından sonra demokratik kuvvetlere, herşeyden önce Kürt Özgürlük hareketine karşı çevrilecek. Bu da kırpılmış iki ucun acılarına merhem görevi görecek."

Şimdiye kadar yüzleşilmedi

Mete Göktürk: "Ergenekon sorışturmasının Türkiye açısından çok önemli bir soruşturma olduğunu düşünüyorum. Kanıtlar, içerik, sanıkların konumu nedir onu bilmiyorum, ancak Türkiye"de 1960"dan bu yana pek çok darbe, darbe girişimi, muhtıra gibi demokrasiyi kesintiye uğratan pek çok eylem ve işlem yapıldı. Bunlarla şu ana kadar asla yüzleşilemedi ve bunları yapanların yanına hep kâr kaldı. Ve bu demokrasinin önündeki en büyük engellerden biri olarak bugüne kadar süre geldi. Yani askerin idari vesayeti, iktidar üzerindeki vesayeti hep süregeldi. Normal uygar ülkelerde ve demokrasilerde asla olmayan birşey. Bunun mutlaka artık olmaması, önüne geçilmesi gerekir. Çıkan darbe haberleri, ortaya atılan kanıtlar, bunların hala süre geldiğini gösteriyor. Bunun mutlaka önlenmesi gerekiyor. Bu savcıların göreviydi. Çok geç kalınmış bir görevdir. Gözaltına alınan insanlar arasında belki suçla ilgisi olmayan insanlar da olabilir.
Gözaltına almadan bir insanın suçsuz olduğunu da anlayamayız. Nedense bu isimler öne çıkan isimlar olduğu için çok büyük bir tepkiyle karşılaşıldı. Ben buna katılmıyorum. Yani bunlar serbest bırakılacaklardır. Buna karşılık çok haksız bir tepki var. Yargı sorumsuz bir şekilde suçlanıyor. Yargının daha doğrusu savcıların iktidarın güçüyle hareket ettikleri ulu orta ortaya atılıyor. Bunlar yargıyı yıpratan, soruşturmaların sağlıklı yürümesine engel olacak tepkiler. Kapatma davasıyla ilişkilendiriliyor. Çok yersiz spekülasyonlar diye düşünüyorum."

İktidar kavgası

Alper Taş: "Türkiye"de uzun zamandan beri egemen güçlerin yürüttüğü bir iktidar kavgası sürüyor. Kavga giderek derinleşiyor ve Türkiye"yi bir siyasi çıkmazın içine götürüyorlar. Kavga genelde, demokrasi, laiklik, cumhuriyet kavramları üzerinden yürütülüyor. Kavganın taraflarından biri bunu demokrasiye sahip çıkma kavgası, laikliği koruma kavgası olarak açıklıyor.
Diğer taraf ise darbeciliği alt etme olarak, Türkiye"yi özgürleştirme olarak tarif ediyor. Bu kavramlar üzerinden bir kavga yürütüyorlar. Fakat sonuç olarak Anayasa Mahkemesi eliyle AKP"yi kapatmaya çalışan güçler, gerçek bir laikliği ve demokrasiyi savunmuyorlar. Bunların arkasındaki ordu güçleri de aslında 12 Eylül"den bu yana bugün ortaya çıkan siyasal İslamcı gelişmelerin de sorumlusu.
Diğer taraftan Ergenekon soruşturması ile "darbecilere darbe vuruyoruz", "demokrasinin önünü açıyoruz" diye propaganda yapan, iktidarını güçlendirmek isteyen güçler de, Türkiye"nin gerçek manada demokratikleştirilmesinin savunucuları olarak gözükmüyorlar. Bu militarizmi köklü bir geriletme operasyonu değildir. Şemdinli gerçekliği ve 27 Nisan muhtırası ortadır. Bunun yürütücüleri bugün ordunun başındadır. Operasyon yürütülen kesimler, zaten uzunca bir zamandır kamuoyunun gündeminde olan kesimler, yıpranmış kesimler. Doğal olarak onların tasfiye edilmesi şu an ordunun da işine geliyor. Yani komuta kademesinin dışında güçler bunlar.
Çıkan tablo şu: Hem AKP"ye dönük kapatma davasıyla hem de Ergenekon soruşturmasıyla aslında sistemin kendisini yeniden yapılandırması hedefleniyor. Emekçi, sol, sosyalist devrimcilere düşen görev ise egemen güçlerin yaptıkları kavgaların dışında eşitlikçi, özgürlükçü bir sol seçeneği geliştirebilmek, dinin, postalların, çetelerin ve özellikle piyasanın gölgesinin dışında gerçek bir demokrasi inşa etmektir."

Hukuk devleti için önemli

Ümit Kardaş: "Türkiye"de demokrasinin önünün açılması, hukuk devletine geçilebilmesi açısından önemli buluyorum. Türkiye"nin hakikaten yapması gereken bir yüzleşme. Hukuk, yargı, toplumsal alanda yüzleşme yapmalı. Türkiye"deki rejim demokratik bir rejim değil. Hukuk devleti söz konusu değil. O bakımından bunun önünün açılması için önemli buluyorum. Bu oprerasyonun silah kuvvetlerden bağımsız yapıldığına inanmıyorum. Komutanların da bir mutabakatı vardır. Tabii ki kapatma davası süreci ile geliyor bu durum. Adalet ve Kalkınma Partisi hakikaten Türkiye"nin demokratikleşmesi konusunda ne kadar samimi, ona bir şey diyemem. Çünkü pragmatist bir parti. Yani netice itibariyle hoş birşey değil. Sürekli darbe girişiminin olduğu ve bunun alt yapısının oluşturulmaya çalışıldığı bir ülke, üçüncü sınıf bir rejim. Hatta beşinci sınıf. Bunların gündeme çıkması ve bu gibi girişimlere teşebbüslerde bulunanların ve bunlara destek olanların disipline edilmesi, yargı önüne getirilmesi çok önemli."

Kaynak: Halkın Gazetesi BirGün ...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
"hepimizi, alacaklar", darbeciligi, istiyor, kilmak, korkusunu, sorusturulamaz, yayanlar


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Mesele "Tecavüz" Olunca Medya Çocuğu "Kadın" Yaptı kurtulush Güncel Mevzular 0 01-07-2008 00:56
Gala gösterimleri "Mülteci" ve "Yumurta" ile sürdü HattoriHanzO Ödüller ve Festivaller 0 27-10-2007 01:02
Önce "ol", sonra "değildim" de. Kıvırma no.1 High Hopes Geyik Mevzular 0 15-09-2007 18:38
"Bir Palyaço..."dan İnadına ":)" akRAP Radyo Anarşist 39 10-07-2007 23:16
Bedelini "" Yüreğimle "" Ödediğim En Masum Günahındım duarden Hayata Dair.. 0 04-02-2007 11:19


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:39 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org