|
|
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!
Türkiye'ye Şeriât gelir mi ?Güncel Mevzular içerisinde Türkiye'ye Şeriât gelir mi ? konusu: Bu soruyu sorar geçeriz. Kimilerimiz bazen üzerinde anâlitik yorumlar yapar. Fakat mevzu kısa konuşulsa da, derinlemesine incelense de pek bir sonuç çıkmaz. Bir sonra ki filme merâk ve zemin hazırlamak ...

14-06-2008, 14:44
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
|
|
Türkiye'ye Şeriât gelir mi ?
Bu soruyu sorar geçeriz. Kimilerimiz bazen üzerinde anâlitik yorumlar yapar. Fakat mevzu kısa konuşulsa da, derinlemesine incelense de pek bir sonuç çıkmaz. Bir sonra ki filme merâk ve zemin hazırlamak için sonucu askıda kalan korku filmleri gibi hep çözümsüzlük üretilir. Bu çözümsüzlük cehlimizden midir, yoksa birileri mi böyle olmasını istemektedir, bunu anlayabilmiş değilim.
Dini hayat prensiplerini bir yaşam biçimi olarak kabulden ziyade, günün ve senenin belli vakitlerinde Allah'a ibadet olarak algılamış insanların çoğunlukta bulunduğu; bu ön kabûlü dahi olması gerektiği biçimde bir eğitim ile değil de, ana-babadan ve çevreden alan insanların yaşadığı bir ortamda, bırakın şeriat idâresinin gelmesini (Ş) si bile görülmez. Çünki din sadece ibadet boyutu ile alıganmaktadır. Bu bile "yarım-yamalık" tır aslında. Hristiyan öğretisi -Her ne kadar katolik kilsesi farklı düşünse de- daha ziyade kişisel ahlâka müteallik esaslar ile ahiret hayatına dair umdeler üzerinde durur. Bu nedenle Orta çağ da Kilise babalarının kişisel tasarruflarını din kisvesine sokarak kurdukları saltanat, bilimsel gelişme ve aydınlanmanın tesiriyle çabucak yıkılabilmiştir. İslâm ülkelerinde dini yönetimlerin batıda olduğu gibi siyasetten uzaklaştırlması çabalarının geç sonuç vermesi, müslümanların cehaletinden ziyade mevcut siyasi yapının tartışma götürmez biçimde başlangıcından beri dini temellere dayandırılmış olmasındandır. Ayrıca İslâm hukukuna sonrdan yamanmış saltanat idâresinin de, bu sürecin devamındaki etkisini göz ardı etmemek lâzımdır. Katolik anlayışında ki "Hata yapmaz"(!) kabul edilen Papaların saltanatlarını sürdürmek için ürettikleri din makyajıyla kamufle edilmiş kişsel ihtiraslar, İslâm da dinsel müeyyidelere dayanmaz. Yönetim erkinin islâm dışı dayatmaları, güç kullanması ve toplumun eğitimsizliğini kullanması ile gerçekleşir.
Muaviye'nin, Hz. Peygamberin ahirete irtihalinden sonra mevcut yönetim erkini kendi soyuna katmak için verdiği mücadele, şimdiki bazı "Âlim"(!) zevâtın "İçtihad" olarak gizlemeye çalıştığı İslam dünyasının kalbine saplanan fitne-fücur, haksız ve adâletsiz olarak elde ettikleri yönetimlerini meşrulaştırmak için Emevi soyundan olanların övüldüğü "Hadis"(!)ler, İslâmi temellere dayanmaz. Emevilerin hakimiyetlerini sürdürebilmek için uyguladıkları baskı ve şiddet politikaları, yalan ve asılsız iddiaların "Hadis" görüntüsünde insanlara dayatılması ve bu dayatmanın taraftar bulabilmesi için toplumun cahil bırakılması gereği, Emevi hanedanı ve ardıllarının uzun süre hâkimiyet sürmelerini sağlamışsa da, maalesef bu cehaletin sorumluluğunun da, pâk ve temiz dinimiz ile mazlum müslümanların boyunlarına bir iftira yaftası olarak asılmasına sebep olmuştur. Halbu ki Hz. Ömer Halife olduğunda Mekke'de ki müslümanları bir araya toplayıp, "Bende bir eğrilik görüseniz ne yaparsınız ?" diye sorduğunda içlerinden bir mücahid elindeki kılıcı havaya kaldırıp, "Önce güzellikle uyarır mani olmaya çalışırız. Değişmezsen seni bununla düzeltiriz." diyebilmiştir
Bu, sıradan bir karşı çıkış değildir. Ülkemizde bir ilçe kaymakamının yanına dahi "bin destur" ile ancak çıkılabilirken, bir müslümanın Halife'ye bu şekilde hitab edebilmesinin temelinde sağlam bir iman ve gerçek bir dini eğitim yatar. Halifeye karşı bu kadar rahat konuşulabilmesi, -Hele de Hz. Ömer'e- dudak kıvırıp geçilebilecek bir mevzu değildir. İslam, Allaha Kulluğu sadece ibadetlere bırakmamıştır. Müslümanca yaşamanın neler olduğu genel hatlarıyla belirtilmiştir. Bu nedenle bir memlekete şeriat idaresi gelmesi, Câmi cemaatinin sayısal artışından anlaşılmaz. Nitelikli çoğunluk lâzımdır.
Kaldı ki, insanlar kendilerine inandıkları gibi yaşama fırsatı tanıyan devletleriyle kavgalı olmazlar.Gerektiğinde başını örtüp okuluna- işine gidebilen İslâmi inancını rahatça yaşayabilen fertler, yönetim erki için bir tehdit oluşturmazlar. Hatta günümüz şartlarında dengeleri sarsmadan, inanmayanların özgürlük alanını sınırlamadan inanları da menun edecek seviyede uygulanabilecek bir inanç özgürlüğü ile donatılmış demokrasi anlayışı, herkes içinen iyisidir
Peki o zaman bizdeki "Aydın"(!) lâikçiler bunları bilmezler mi ?
Menfaat/siyaset tasmasını boyunlarına takıp efendilerinin hoperlörlüğüne soyunan ve genellikle sürekli göz önünde bulunan piyon tiplerin bu ince noktaları kavrayacaklarını sanmıyorum. Bu tipler her ne kadar insanı hayrete düşürecek sözler söylemiş veya davranışlar sergilemiş olsalar da, bu yaptıkları ya sütre arkasındaki efendilerinden ezberdir, ya da kurnazlıklarındandır. Biz çoğu zaman kurnaz insanla akıllı insanı ayırd edemeyiz.
Perde arkasındaki zevât biliyor ise, neden hala insanları "Öcü geliyor" der gibi şeriât ile korkutumaya çabalamaktadır ?
Bunu geçekten çözebilmiş olsaydım, emekli bir öğremen olarak vaktimin büyük çoğunluğunu bilgisayar karşısında geçirmez, bir işe yarardım. Fakat sadece bu husus da kısa olarak tahminimi aktarabilirim. Mustafa Kemâl ve Laiklik, -Son zamanlarda Ulusalcılık- maskesiyle müslümanlara her türlü baskı, eziyet ve aşğılamayı reva görenlerin, bir "Şeriât idâresi"(!) nin kendileri için yakın tehdit oluşturmadığını bizden iyi bildiklerini ve gerçekte müslümanların bu hallerine dahi tahammül edemiyecek kadar İslâm dan nefret ettiklerini düşünüyorum. Müslümanın hayatından çekip aldıkları her kaide, bunların kazanç hanesine yazılmaktadır. İslâmı bir din olarak toplum hayatından bütünü ile çekip alabileceklerini düşünmezler zâten. Hatta bu işlerine de gelmez. Fakat kendilerinin yeniden dizayn ettikleri bir "İslâm"(!) anlayışı amaçlarına ulaşmada son derece etkili olacaktır.
Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. Bakara Sûresi 11. Ayet

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Konu Erdoğan tarafından (14-06-2008 Saat 14:49 ) değiştirilmiştir..
|

14-06-2008, 21:52
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: adana+mardin
Yaş: 24
Mesajlar: 24
|
|
|
Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç’ın “Maraş ve Sivas Katliamlarının Mimarları Yeniden İş Başında!” başlıklı basın açıklaması metni.
Sivas Madımak Otel’de 2 Temmuz 1993’te gerçekleşen ve 35 aydınımızın ölümüyle sonuçlanan gerici katliamın yıldönümünün yaklaştığı bugünlerde, gerek Eğitim Sen gerekse diğer demokratik kitle örgütlerinin ve siyasi partilerin anma hazırlıkları içinde olduğu tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir. Tam da bu hazırlıkların sürdüğü bir dönemde, sendikamızın Sivas şube binasına 13 Haziran günü sabah saatlerinde provokatif bir eylem gerçekleştirilmiş, 2 Temmuz Madımak katliamıyla ilgili olarak bir tehdit yazısı bırakılmış ve yine konfederasyonumuz KESK’e bağlı sendikalardan BTS’ye ait tabela sökülmüştür.
Görülen o ki, ülkemizin ve halklarımızın umudu ve aydınlık geleceği aydın, yazar ve sanatçılarında içinde olduğu 35 insanımızın ırkçı-gerici güçlerce katledilişinin 15. yıldönümünde aynı odaklar; hâlâ ırkçı ve gerici politikalarını sürdürerek halkların kardeşçe bir arada yaşamasını engellemeye çalışmaktadırlar. Yaşanan provokatif saldırı, bu hedefi açık biçimde kanıtlamaktadır.
Sendikamızın ve BTS’nin Sivas şubesinin giriş kapısına asılan yazıda, 2 Temmuz’un Müslümanların bayramı olduğu, bu anmayı gerçekleştirenlerin de “vatan haini” oldukları ifade edilmiştir. Öte yandan saldırının, olaydan bir gün önce yerel gazete Anadolu’da Fikret Ünsal imzasıyla yayımlanan “2 Temmuz Vurguncuları” adlı yazının ve 2 Temmuz Anma Programı için Valiliğe yapılan başvurunun hemen ertesine denk gelmesi de son derece manidardır.
Ülkeyi gerilim ve çatışma ortamına sürüklemek isteyen derin, ırkçı ve gerici çevrelerin bugün gelinen noktada, Madımak anması yapacak demokratik kitle örgütlerini rahatlıkla tehdit edebildiği, provokasyon sinyali verdiği görülmektedir. Aydınların diri diri yakılmasını savunan bu zihniyet, kendisini son derece rahat hissetmekte ve siyasi ve ideolojik atmosferden cesaret alarak Madımak katliamını meşru göstermekte ve aynı katliamları vatan ve din adına yapmaktan kaçınmayacaklarını ilan etmektedir. Kaldı ki, Madımak katliamını bayram günü ilan eden bu karanlık odakların, geçmişte Maraş’ta katliamlar gerçekleştiren, Sivas Madımak katliamında parmağı olan ve son olarak Malatya’daki cinayetlerde imzası olan güçlerle aynı yerde bulunduklarını, aynı anlayışı paylaştıklarını da gayet iyi biliyoruz.
Bütün bu gelişmelerden sonra, Eğitim Sen olarak kararlılığımızı bir kere daha ifade etmek istiyoruz. Söz konusu tehdit mesajını bırakanlar ve BTS tabelasını sökenler derhal bulunmalıdır. Biz, ülkemizi gericiliğe ve ırkçı-şoven odaklara asla teslim etmeyeceğiz. Her yıl çoğalarak Madımak’ta olacağız ve ülkemizin yüz akı aydınlarımızın katledilmesinin hesabını soracağız. Bu amaçla, insan hak ve özgürlüklerinden, eşitlikten, barıştan ve kardeşlikten yana olan tüm yurttaşlarımızı, demokratik kitle örgütlerini ve siyasi partileri 2 Temmuz 2008 Çarşamba günü Madımak’ta yaşanan katliamı lanetlemeye ve gerici-ırkçı saldırı ve tehditler karşısında dimdik ayakta olduğumuzu göstermeye davet ediyoruz.
|

14-06-2008, 23:15
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
|
|
|
Zulmün en beteri, "Din adına"(!) tezgahıyla gerçekleştirilenidir. Dünya da bütün sosyalistler aynı derecede sosyalist, bütün demokratlar aynı derecede demokrat olamadıkları gibi, bütün müslümanların da aynı paralel de olmaları beklenmemelidir. Aziz NESİN üstâdın "Şeytan ayetleri" kitabının tanıtımı için son derece kozmopolit ve tahriklere açık bir yapıdaki Sivas'ı seçmesi de düşündürücü olmakla beraber, hiç bir eylem/tahrik veya provakasyon Madımak otelinde işlenen vahşete gerekçe teşkil etmeyecektir.
Bu olayın acısını vicdan sahibi tüm insanlar hala yüreklerinde taşırken, vahşetin sorumluluğunun mütedeyyin müslümanların sırtına yükleme çabası nihayetinde oluşan kambur da ne acıları hafifletecek, ne de kimseyi memnun edecektir. İhtimâl bu mevzu da ileri sürülen iddialar neticesinde, dikkatlerin olayın failleri üzerinden belli bir inanç yapısına sahip insanlara doğru yönlendirilmesi, ileride daha vahim olayların tetikçisi de olabilecektir. Sonuç olarak toplum vicdanına saplanan bu hançerin aklı başında hiç kimseyi menun etmediği/edemiyeceği açıkken, karşılıklı suçlamalar yerine bu işlerden kimlerin menfaat elde ettiği üzerinde kafa yormamızın zamanı geçmektedir.
Vahşeti plânlayan, tezgahlayan ve eyleme dönüştürenlerin yakalanması en çok mütedeyyin müslümanları menun eder. Çünki sırtlarına yıkılmak istenen töhmetten kurtulacaklardır.
Forumlara asılan yazıların herkes tarafından beğenilmesi veya kabul görmesi beklenemez. Lâkin emek vererek ve düşünerek hazırladığım, her satırı şahsıma ait olan yazımın altına bir basın bildirisi asmak yerine, beğenmediğiniz ve karşı çıktığınız hususları bir kaç satır da olsa yazmış olsaydınız, daha şık olurdu. Ben kendi adıma bu vahşeti reddediyor, tüm kalbimle sorumlularının cezalandırlmasını ümid ediyorum.

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Konu Erdoğan tarafından (14-06-2008 Saat 23:22 ) değiştirilmiştir..
|

14-06-2008, 23:22
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: adana+mardin
Yaş: 24
Mesajlar: 24
|
|
|
bu bildiri birçok şeyi açıklıyor.size rağmen değil size ek olarak aldım bu bildiriyi.konuşmama gerek yok
|

15-06-2008, 03:13
|
 |
solus et moriturus ...
|
|
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 31
Mesajlar: 1,713
|
|
|
Değerlendirmeler çok şık ama ayrıntılar. Benim hatırladığım zamanlarda islamın şartı beşti. Sonra ne olduysa ülkemde ve daha farklı çografyalarda hani 32 nin içinde olmayı brakın tartışılan biçok şey zorunlu kurallar halini aldı. Şimdi ironi nerde başlar bilirmisiniz Erdoğan size karşı konuşanlarda değil sizin adınıza konuşanlarda başlar. Bir radikal düşünmez sadece saplantılarıyla sonuçlar. İran yani bu cografyada en eski kültürlerden biri acemde monarşi varken herkes dilediğince yaşasın diye şah devrildi halk hareketi idi bu. Kimler devirdi humeyninin başını çektiği grup ve sosyalit grup ertesi günkü manzara neydi iranda başkentte havalimanına kadar olan alandaki tüm telefon ve elektirik direklerinde sallanan devrimciler. Oysa birgün önce özgürlük adına birlikte hareket ediyordu bu grup. Eleştiri yanlış yöne bence Erdoğan sizin adınıza konuşan radikallerle işinizi halletmeden diğerlerini eleştirmek her zaman haksızca kalacak.
House of Duarden
Alıntı:
|
"Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!" F.Nietzsche
|
|

15-06-2008, 11:08
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
|
|
|
Şeriat yönetimi diyebileceğimiz bir yönetim tarzı Hz. Peygamber zamanında gerçekleşti. Daha sonra gelenler, (Dört halife Devri) hazır kurulu düzeni dahi devam ettirmekte zorlandılar. Dört halife de sıradan kişiler değillerdi. Buna rağmen sıkıntılar önlenmedi, kan döküldü. İslâm adına bir fikir yürütebilmek için bazı dönemlerde meydana gelmiş olaylar konu edilebilir. Fakat islâm tarihinin sadece bir dönemine bakarak, tümü hakkında karar vermek ne derce doğrudur ?
İslâm, kişi vicdanında yer edip insani biçimde davranışa dönüşmeden söylenecek her söz,- ki, isterse İslâm adına konuşulmuş olsun- lâf-ı güzâf tır. Güçlü kim ise onun borusunu öttüren, kişisel menfaatleri doğrultusunda savunduğu presipleri ayaklar altına alabilen, sakalının her telinde onlarca şeytanın cirit attığı kimi "Hacı-hoca" takımı ile ne şeriat olur, ne de olana şeriat denir.
Bu sebeple ilk yazımda," özgürlüklein mümkün olabildiğince kullanıldığı bir demokrasi herkes için en iyisidir" dedim. Ayrıca İslâma inanmayanların islâmi bir yönetim tarzını kabullenmelerini beklemek de abesle iştigâl olacaktır. Bu insanların tereddütlerini, endişelerini ve karşı çıkışlarını anlamamak için ya ebleh, ya da menfaat ilişkileri il bağlanarak "Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım" türü bir zihniyetin sahibi olmak gerekir.
Yapmaya çalıştığım yorumdan değişik sonuçlar çıkarılabilir. Fakat ben orada bir hususa vurgu yaptım. Dini sahada özgürlüklerin artırılması, kimi insanlara geniş bir hareket alanı sağlamaz. Tersine bu alan daralır. İnandığı gibi yaşama noktasına gelebilmiş, eğitim desteğiyle aydınlatılmış insanların, kendilerine inanç hürriyeti sağlayan devletleri ile bir hesapları olmayacaktır.

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
|

15-06-2008, 15:02
|
 |
solus et moriturus ...
|
|
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 31
Mesajlar: 1,713
|
|
|
Şimdi Erdoğan kısaca olmayan bişey getirilemez sonucuda çıkar yazınızda. Bende diyorum ki yanlış olan bişeylerde gelebilir. Genel anlamda başkaları vasıtasıyla düşünene bir topluluğun varlığını yadsıyamazsınız. Yazımda birgün öncesi iranındada kimse o direklerde sallanıyor olacağına ihtimal vermediklerini yazmadım sanırım. Ama sürüler hareket ederken yaratacakları yıkımı kendileri bile tahmin etmediklerini düşünüyorum.
House of Duarden
Alıntı:
|
"Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!" F.Nietzsche
|
|

15-06-2008, 17:12
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 209
|
|
|
Hayır sayın duarden.
Benim anlatmaya çalıştığım bu değil. Türkiye'ye bir şeriat yönetiminin gelebilmesi iki şekil de mümkündür.
1- İlk mesajımda arz etmeye çalıştığım gibi, Anadolu da yaşayan halkın kahır ekseriyetinin böyle bir yönetim şeklini samimi biçimde istemeleri ve bu yönetimin gerçek mânâda uygulayabilecek yetişmiş bir kadronun oluşabilmesi. Bana göre bu ne şimdilik, ne de yakın gelecekte mümkün görünmüyor.
2- Söz konusu yönetimi isteyen, ancak henüz istediğini elde edecek birikim ve güce ulaşmamış ınsanların, bölgedeki siyasi-ekonomik boşluklardan ve memleketteki iç güvenlik zaafından faydalanarak gerçekleştiebilecekleri İran benzeri bir karşı devrim.
İkinci ihtimâlin oluşabilmesi tamamen istisnai hallere bağlıdır. Şu an da, dünyada bir güçler dengesi mevcuttur. Bu dengenin patronluğu da, ABD nin elindedir. Dünya devleri istemeden yaşadığımız coğrafyada kuş uçmaz. Ayrıca İranda ki Şah dönemine ait politk yanlışları nedeniyle Humeyniye davetiye çıkaran üygulamalarından ABD nin ders aldığını düşünüyorum. ABD tarafından servis edildiği ileri sürülen "Ilımlı İslâm" projesi; Türkiyenin tarihi liderlik pozisyonunu kullanarak, 1.5 milyarlık İslâm dünyası üzerinde hakimiyetini pekiştirmek gayreti ile açıklanabilir. 1950 den bu tarafa Cuntacı generaller üzerinden yütüttüğü işbirliğine, Türkiyenin lâik yapısı nedeniyle kimi müslüman ülkelerin şüpheyle bakmasına sebep olduğundan, artık işine yaramaycak gibi görünüyor . Bu ülkelere daha "Sevimli" gelebilecek bir renk değişikliğini bu nedenle isteyebilirler. ABD nin son 20 yılda İslam ülkeleri üzerinde yürüttüğü politika, müslümanlar üzerinde hiç olmadığı kadar düşmanlık meydana getirdi. Bu düşmanlığın bizzat ABD tarafından absorbe edilmesi mümkün görünmüyor. Türkiye paratoner olarak kullanılmak isteniyor gibi. Bu düşünceler doğru bile olsa, Türkiye de İran benzeri bir yönetim ABD nin işine gelmez. Ben bu nedenlerden dolayı yakın gelecekte ve hatta orta vade de Türkiye'de bir şeriât yönetimini mümkün görmüyorum.
Şimdiye kadar ABD den aldıkları destek ve "Dost ve müttefik" geyiği ile iç politikada egemenliklerini sürdüren, demokrasi makyajı ile militarist oligarşiyi topluma dayatan mâlum "Elit" çevre, bu konumunu kaybedince birden bire "Ulusalcı" kesiliverdi. Halbuki önceleri "Batı karşıtı ve mürteci" olarak suçladıkları kesimi, şimdi de AB ile olan uyum sürecindeki pozisyonlarından dolayı "Hain-uşak" olarak görmektedirler. Yani mütedeyyin müslüman batıya tavır alsa da, batı ile uyum sürecine girse de, üzerindeki kimlik nedeniyle yaptıkları hiç bir zaman siyasal elit tarfından kabul görmeyecektir.
Burada aslolan; düşüncelerimiz, etnik kimliğimiz ve hatta inancımız ne olursa olsun; hepimizin, herkes için gerekli olan demokrasiyi memleketimizde uygulayabilme noktasında bir mücadelenin içinde olması gereğidir. Türkiye üzerinde oynanan egemenlik oyunlarına taraf olarak; ne demokrat olduğumuzu, ne Atatürk'çü olduğumuzu, ne devrimci olduğumuzu ne de bağımsızlıkdan ödün vermeyen mütedeyyin müslüman kimliğe sahip olduğumuzu kanıtlayabiliriz.

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Konu Erdoğan tarafından (15-06-2008 Saat 17:25 ) değiştirilmiştir..
|

15-06-2008, 17:29
|
 |
solus et moriturus ...
|
|
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 31
Mesajlar: 1,713
|
|
|
Sitem için seriatmış, demokrasiymiş farketmez bu tip bir varsayım koyarken karşı varsayımları yadsımak, aman yok demeye gelir böyle şeyler. Bu da kandırmacanın diğer yüzüdür. Diyorum ki radikaller her zaman vardır anadolu halkına iki değer söyleyin katilde yaparsınız onları istediğiniz yönler doğrultusunda.
Sistemin için yandaş kadar düşman yaratmakta önemlidir unutmayın. Sistem çıkarları için yaratmayacağı çelişki yoktur , bir din yada değer pazaralayarak nemalanan insanların ortak noktası amaçlar uğruna herşeyi feda etmek yada yada kullanmak. Artık değerler yada bireyler yerine pazarda ki sayıdır insanlar.
Olmayan birşeyin olmayacağını idaa etmek ayrı, aman ne olacak demek söylemi ayrıdır. Bütün bunlardan nemalanmak ayrıdır.
House of Duarden
Alıntı:
|
"Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!" F.Nietzsche
|
|

15-06-2008, 20:38
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 15-04-2008
Mesajlar: 109
|
|
|
Türkiye'ye şeriat geleceğini sanmıyorum..Şeriat yüzecek yüüzeecek kuyruğuna gelecek ama asla Türkiye şeriatla yönetilmeyeecek.

Bana cübbesinin altına saklanmş ateist bir rahip,ustasını öldürmek isteyen bir çırak,patronundan nefret eden bir hizmetçi verin Dünya'yı yerle bir edeyim..
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:06 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|