Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Ciddi Mevzular > Güncel Mevzular


Pamuk’a Nobeli çevirmenler mi kazandırdı?

Güncel Mevzular içerisinde Pamuk’a Nobeli çevirmenler mi kazandırdı? konusu: AB Genel Sekreteri Demiralp’in Pamuk’la ilgili, “Türkçe sorunu var; Nobel’i verenler Pamuk’un eserlerini Türkçesinden okusalardı aynı değerlendirmeyi yaparlar mıydı” sözleri tartışma yarattı: “Çeviri, eseri aslından daha değerli hale getirilebilir mi?” ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 11-01-2008, 00:12
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 28-11-2007
Yaş: 33
Mesajlar: 132
Standart Pamuk’a Nobeli çevirmenler mi kazandırdı?

AB Genel Sekreteri Demiralp’in Pamuk’la ilgili, “Türkçe sorunu var; Nobel’i verenler Pamuk’un eserlerini Türkçesinden okusalardı aynı değerlendirmeyi yaparlar mıydı” sözleri tartışma yarattı: “Çeviri, eseri aslından daha değerli hale getirilebilir mi?”



YASEMİN ARPA
NTV-MSNBC
Güncelleme: 12:22 TSİ 09 Ocak 2008 Çarşamba


İSTANBUL - Doğan Hızlan: İyi denemeci Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet’te yayınlanan Orhan Pamuk hakkındaki bir konuşması, birden bire sevdikleri yazara toz kondurmayanları ayaklandırdı. ÇEVBİR Başkanı Tuncay Birkan: Böyle iddiaların arkasında siyasi bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Hanneke van der Heijden: “Bir sürü düzeltme yapıldıktan sonra kitapları basılacak, onun için Nobel ödülünü aldı” diye bir kanı var bazı insanlarda. Ben buna gerçekten katılmıyorum. Bizim de meslek ahlakımız var. Yazıda ne yazarsa onu çeviririz. Ahmet Cemal: Ben Pamuk’un Nobel ödülünü kazanamayacak bir Türkçesi olduğuna inanmıyorum. Seçkin Selvi: Bir somut örnek verilmesi gerekir; bu kitap şöyleydi, ama çeviri buna şöyle şöyle katkılarda bulundu diye. Somut örnekleme yapmadan, gerekçe göstermeden hiç eleştiri yapılamaz.

BARLAS: NOBEL’Lİ TEK TÜRK’ÜN BAŞARISINA TAKILMAK
Edebiyat yapıtları başka dillere çevrilirken, aslından daha değerli hale getirilebilir mi? AB Genel Sekreteri Büyükelçi, denemeci Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet’te yayınlanan yazısında Orhan Pamuk hakkında, “Türkçe sorunu bulunduğunu ve Nobel verenlerin Pamuk’un eserlerini Türkçesinden okusalardı aynı değerlendirmenin yapılıp yapılmayacağı konusunda teknik bir şüphesi olduğuna” ilişkin sözleri edebiyat çevresinde tartışma yarattı. Mehmet Barlas, “Bir başkadır benim memleketim” başlıklı yazısında Oğuz Demiralp’e “Kimi ‘Nobel Pamuk’a değil, çevirmene verilmeliydi’ diye düşünür. Neyse... Bizim diplomatlarımız neden Kıbrıs’a herhangi bir dilde 30 yıldır çözüm üretemediklerini araştırmak yerine, Nobel’li tek Türk’ün başarısına takıldıkları için de bir başkadır benim memleketim” sözleriyle karşılık verince Doğan Hızlan da, “Edebi dokunulmazlık yoktur” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Hızlan, Hürriyet’teki köşe yazısında, “Nobel almak elbette önemlidir, üstelik kazanan tek Türk yazarsa övüncümüzün, sevincimizin ölçüsü yoktur. Onun için Stockholm’e gittim, sevincimizin derecesini yansıtan yazılarım, Hürriyet’in birinci sayfasında yayımlandı. Ama bu zafer, Orhan Pamuk’u eleştirilerden münezzeh kılmak için bir gerekçe, bir zırh değildir. Dokunulmazlık en çok yazara zarar verir. Edebiyat, PEN kulüp üyeliğini kaldırır ama FAN kulüp üyeliğini kaldırmaz” dedi. Hızlan, Pamuk’a toz kondurmayanların ayaklanmasından rahatsızlığını şu sözlerle dile getirdi:

HIZLAN: YAZARA TOZ KONDURMAYANLAR AYAKLANDI
“İyi denemeci Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet’te yayınlanan Orhan Pamuk hakkındaki bir konuşması, birdenbire sevdikleri yazara toz kondurmayanları ayaklandırdı. Bazı sitelerde edebi olmayan bir dille bu düşünceyi açıklayanı da, yazanı da, yayınlayanı da yakışıksız biçimde yerdiler. İncelik sınırlarını aştılar. Şinasi’nin edebiyat/edep ilişkisini yalanlamak istercesine.
Ne demiş AB Genel Sekreteri Büyükelçi, denemeci Oğuz Demiralp:
‘Orhan Pamuk’un Türkçe sorunu bulunduğunu. Nobel verenlerin Pamuk’un eserlerini Türkçesinden okusalardı aynı değerlendirmenin yapılıp yapılmayacağı konusunda teknik bir şüphesi olduğunu.’
Daha önce de Prof. Dr. Tahsin Yücel, Kara Kitap üzerine yazdığı aynı başlığı taşıyan (Hürriyet Gösteri, Kasım 1990, Sayı: 120) yazısında, Orhan Pamuk’un Türkçesini örneklerle eleştirmişti.”

Çevirmenler, Demiralp’in “Nobel verenlerin Pamuk’un eserlerini Türkçesinden okusalardı aynı değerlendirmenin yapılıp yapılmayacağı konusunda teknik bir şüphesi olduğuna” dair sözlerini ve çıkan tartışmaları NTVMSNBC’ye değerlendirdi.


Tuncay Birkan (Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği Başkanı):

İDDİALARIN ARKASINDA SİYASİ ŞEYLER VAR
Tuncay Birkan, Orhan Pamuk’un Nobel’i kazanmasında çevirmenlerin katkısının olup olmayacağı sorusunu şöyle yanıtladı:
“Ben zannetmiyorum. Böyle bir şey söylemek zor. Böyle iddiaların arkasında siyasi bir şeyler olduğunu düşünüyorum. O yazarı o yazar olmaktan çıkaran çok fazla örnek bulunabilir ama onu olduğundan daha iyi gösteren örneğin çok fazla bulunabileceğini sanmıyorum. Berbat çeviriyle katledilmiş yüzlerce, binlerce örnek bulabilirsiniz başka dillerde de. Zaten çevirmenin iyisi de onu olduğu gibi verebilmesiyle ölçülür.

Bazı yazarların çevirilerinin aslından daha iyi olduğu, değer kattığı söylenir. Çeviri bir yönüyle yeniden yazmaktır, başka bir dilde yazıyorsunuz. Ama bu sonsuz bir yaratıcılıkla istediğinizi söyleyebileceğiniz anlamına gelmiyor. Meşruiyet sınırı ne olmalı? Bana kalırsa sadece Türkçeleştirmekle kalması gerekir. Yani mümkün olduğunca enformasyon eklemekten, yazarda olmayanları eklemekten kaçınması gerekir çevirmenlerin. Ben Orhan Pamuk çevirilerinde böyle birşey olduğunu zannetmiyorum. Bazı Türkçe hataları vardır, bütün yazarlarda vardır. İngilizce hataları da olabilir. Yazanların, yayınevi editörlerinin gözünden kaçmış olabilir. O hataları düzelterek çevirebiliyor bazen çevirmen. ‘Yazar aslında şunu demek istemiştir’ diyor. Yazar bunu diyor ama biraz bozuk biçimde söylemiş olabilir. Bunu Türkçe’deki editör görseydi, o da düzeltirdi. Bunlar o kadar yazının esasına dair şeyler değil.”
Orhan Pamuk’un kitaplarını Hollandacaya çeviren Heijden, Elif Şafak, Ahmet Altan ve son olarak da Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu romanını çeviriyor. Heijden’e Demiralp’in Orhap Pamuk’la ilgili sözlerini anımsatarak, “Böyle bir şey söz konusu olabilir mi? Çeviri yazarın yapıtlarını daha kusursuz hale getirmiş olabilir mi, çevirinin böyle bir gücü var mı?” sorusunu yönelttik. Cevabı şöyle oldu:


Hanneke van der Heijden (Çevirmen):

YAZIDA NE YAZARSA ONU ÇEVİRİRİZ
Bence çevirinin böyle bir gücü ve etkisi yok. Okurlar arasında bazen böyle bir görüş hakim olur. Biz de çevirmenler olarak sık sık böyle şeyler duyuyoruz. Ama bence iyi titiz bir çeviri, eserinden daha iyi veya daha kötü olamaz. Maalesef, özellikle Orhan Pamuk’la ilgili bu tür iddialarda bulunuluyor. Çevirmen olarak biz de böyle şeyler duyuyoruz. Böyle bir şeyi niye yapalım ki? Çevirmen olarak benim böyle bir şeye ihtiyacım yok. Eser kötüyse de hata varsa da yazara danışırım. Kendi başına hareket etmek bence çevirmen ahlakına aykırı bir şey. Bizim de meslek ahlakımız var. Yazıda ne yazarsa onu çeviririz. Ben çevirmen olarak yazara danışmadan düzeltme yapmam. Diğer çevirmenlerin tutumunun ne olduğunu bilmiyorum bu konuda. Yazarın gözünden kaçmış ya da Türkiye’deki editörün gözünden de kaçmış olabilir diye düşündüğüm bir şey varsa tekrar yazara, yazarı bulamazsam da yayınevine danışırım. ‘Acaba ne yapalım, düzeltelim mi?’ diye sorarım. Çünkü yazar kasıtlı olarak da öyle yapmış olduğu bir şey de olabilir. Her zaman bunu bilemezsiniz. Böyle çevirmen olarak, ‘Haa, şu hale getirelim’ diye bir harekette bulunmak bence yanlış.

Heijden, Orhan Pamuk kitaplarını çevirirken zorlanıp zorlanmadığı sorusunu da şöyle yanıtlıyor:
“Yok, kesinlikle öyle bir durum yok. Benim gördüğüm kadarıyla Türkiye’de Orhan Pamuk’un dili konusunda, gramer kurallarına uymuyormuş diye ara sıra bu tartışma yapılıyordu. ‘Bir sürü düzeltme yapıldıktan sonra kitapları basılacak, onun için Nobel ödülünü aldı’ diye bir kanı var bazı insanlarda. Ben buna gerçekten katılmıyorum. Sonuçta çevirmeniyim. Diyelim cümle devrik. O zaman demek oluyor ki, yazar böyle bir cümleyi konuya uygun görmüştür. Devrik cümle varsa ‘Acaba bunun amacı ne olabilir? Yazarın üslubu anlamında bunu nasıl değerlendiririz?’ diye bakıyoruz. Gramer kurallarından değişik olursa, bu farkı değerlendirmeye çalışıyoruz. Aynı havayı Hollandaca’da nasıl verebiliriz diye? Aynı devrikliği diğer dilde nasıl verebiliriz diye düşünürüz, bu devrikliği nasıl giderebiliriz diye değil.

Heijden Hollandaca’da Orhan Pamuk kitaplarını okuyanların “zor anlaşılır” ya da “okunması zor” gibi eleştiriler getirip getirmediği konusuna da şu yanıtı verdi:

ZOR BİR YAZAR OLARAK BİLİNİYOR
“Dil açısından kesinlikle öyle bir şey yok, duymadım. İçerik olarak tabii ki herkesin kolay kolay okuyabileceği bir yazar değil sonuçta. Çünkü felsefi konular da giriyor romanlarının içine. Yani böyle hemen herkesin yaz tatili sırasında okuyabileceği bir yazar değil. Zor bir yazar olarak biliniyor ama anlaşılmaz, dili kötü diye bir tartışmayı ben duymadım.”


Ahmet Cemal (Çevirmen):

TARTIŞMALARLA DEĞERLERİMİZİ AŞAĞIYA ÇEKİYORUZ
“Kendi yazıldığı dilde Nobel’i asla kazanamayacak düzeyde olan bir yapıtın, Nobel’i kazanabilecek hale gelebileceğini sanmıyorum. O bana biraz abartılı geliyor. Ben Pamuk’un böyle bir ödülü kazanamayacak bir Türkçesi olduğuna inanmıyorum. İçerik olarak zaten tartışmıyorum. İçeriği de her zaman tamamen paylaşmayabilirim ama üst düzeyde bir içerik olduğunu söyleyebilirim. Şundan da aşağı yukarı eminim ki, o Nobel Komitesi, kendileri Türkçe bilmeseler bile bunun araştırmasını yaptırmıştır. Aksi takdirde çok hafiflik olur.
Özgün, yazıldığı dildeki dil yanlışları çeviride tabii ki giderilebilir. Böyle bir şey var. Mesela, Türkçesinde bir yanlış varsa, Almanca’ya, İngilizce’ye, Fransızca’ya çevrilirken aynı yanlışlar o dillere de çevrilmez, çeviren düzelterek çevirir o dile.
Nobel kazanmış bir yazarımızın daha farklı tartışılmasını beklerim. Bu tür tartışmalar bana kendi değerlerimizi aşağıya çekmeye çalışıyoruz duygusu veriyor.”


Seçkin Selvi (Çevirmen):
SOMUT GEREKÇELERE DAYANMAYAN ELEŞTİRİLER HAVADA KALIR
“Sayın Demiralp’in bu değerlendirmeyi neye dayandırdığını bilmediğim için yorum yapamıyorum tabii. Bir tuhaf. Değerlendirme kriterlerini bilmiyorum. Somut bir örnek verilmesi gerekir; bu kitap şöyleydi, ama çeviri buna şöyle şöyle katkılarda bulundu diye. Somut örnekleme yapmadan, gerekçe göstermeden eleştiri yapılamaz. Son derece öznel bir şey olur. Eleştiri temelde öznel bir şeydir ama somut, nesnel gerekçelere dayandırdığınız zaman, doğruyu bulursunuz. Somut gerekçelere dayanmayan eleştiriler havada kalır.”

ÜSLUBU ALGILAYAMAYAN ÇEVİRMEN YAPITI MAHVEDEBİLİR
“Çeviri, bir yapıtı olduğundan çok daha kötü duruma düşürebilir; eğer iyi çeviri değilse. Çevirmen yazarın üslubuna hakim olamamışsa, çevirmen kendi diline hakim değilse, çevirdiği dile hakim değilse bir yapıtı rezil edebilir. Ama çevirmenin bir yapıta olduğundan daha fazla değer katabileceğini sanmıyorum. Ancak yapıtın değerini zedelemeden bir başka dile aktarma becerisini ve başarısını gösterir. İsim vermek, kişiselleştirmek istemem ama kendi dilini çok iyi bilmeyen, yabancı dile hakim olmayan, dahası yazarın üslubunu algılayamayan çevirmenler var.”

Pamuk’a Nobeli çevirmenler mi kazandırdı?
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 12-01-2008, 09:47
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,076
Çeviri kuşkusuz ki "aslını" çeviremez, çevirmenin kabiliyeti, mesleki etiği ve birikimi ölçüsünde çevirinin "ideal" formları yakalama şansı vardır ancak.
Yaratıcı bir yazar gramer kurallarını bilmek zorunda mıdır?
Bir tamirci kullandığı aletlerin nasıl yapıldığını menşeini, kalitesini bilmek zorunda değildir, bir hekim medikal malzemeler hakkında teknik bilgiye de gereksinim duymaz vs vd vb... ama yazar kullandığı dili en iyi şekilde bilmek zorundadır; bilmeden yazan birkaç talihli-düşsel gücün getirisi eser verilebilir, ama çağlara kalan eserlerin yaratıcılarına bakınız...! Bu anlamda da genelde aydınlık, özelde de edebiyatçılık farklı maharet ister.

Üstelik bu tür tartışmalar Nobel'i fazlaca önemsemekten gayrı bir şey değil. Nobelli edebi eserler en üst seviyedir diye bir kanı var, çok yanlış, Nobel yalnızca itibari bir ödül (ve tabii parasal olarak da) ama has okur Nobelli mi değil mi kaygısı taşımaz; okuduğu esere kendi öznel parametreleriyle değer biçer, ödüllü eserleri çoğunlukla populist okur için ayırıcı bir önemdedir.

Pamuk'a -ve diğer yazarlara da- ödüllerini eserleri kazandırmadı ki hele ki bir de çevirileri kazandırmış olsun, kişisel fikrim bu yönde. Ama bu değildir ki Nobel kazanan tüm yazarlar edebî anlamda vasatîdir, aksine ehil edebiyatçılardır çoğunlukla.

Böyle bir tartışma «su»yu bulandırma gayesinden başkaca bir şey olarak görünmedi gözüme.
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 12-01-2008, 11:28
Steiner - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
uykusuz
 
Üyelik Tarihi: 23-11-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 25
Mesajlar: 219
ben cumhuriyetteki o yazıyı okurken Demiralp'in şu sözüne takıldım; "henüz okumadım ama..." o yüzden yazıyı okumama rağmen ciddiye almadım. Mehmet Barlas'ın cevabını ise takdir ettim. ben farketmişken cumhuriyet gibi bir gazete nasıl farketmedi anlamadım.


ölmek nedir?
yaşadım diyebilmektir. ya yaşamak?
ölebilmektir çırılçıplak orta yerinde yaşamın.
Nevzat Çelik...
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 12-01-2008, 13:14
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 30-10-2007
Nerden: istanbul
Yaş: 21
Mesajlar: 155
Standart Balo Maskesiz Olsun!...

Balo Maskesiz Olsun!...

A. Taner KIŞLALI - Cumhuriyet, 27 Ocak 1999 (Ben Demokrat Değilim )

Kimileri "ortaoyunu"nu maskeli balo ile karıştırıyor.
Ortaoyunu güldür güldür, bu güldürmüyor...
Maskeli balonun bir gizemi vardır, bu ise sadece çirkinlikleri gizliyor.
Kimileri maskelerin ardındaki gerçeği bilmiyor.
Kimileri ise bildiği halde susuyor.
Ya çıkar gereği... Ya da korkudan!
Balo maskesiz olmalı ki, kimin kiminle dans
ettiği bilinsin... Maskeler inmeli ki, o maskelerin ardındaki suratları beğenmeyenler, aldatılmaktan kurtulsun!

* * *

Önce, bir romancımızın son kitabının 50 bin adet basıldığı yazıldı. Arkasından kısa sürede 100 binlik bir satışın gerçekleştiği açıklandı.
Derken, çıktığı günden beri ikinci cumhuriyetçi çizgisini korumaya özen gösteren Aktüel dergisi, romancıyı Türkiye´nin "bir numaralı aydını" ilan etti.
Bu romancımızın adı Orhan Pamuk´tu!
Ben bu ÿ"Büyükÿ" (!) yazarımızın bir romanını okumayı denemiştim. Başladığım şeyi bitirme konusundaki tüm inatçılığıma karşın, bitirememiştim.
Ama "Kara Kitap" basında öylesine övüldü ki, ikinci bir deneye girişmekten kendimi alamadım. Ve o çabamda da, daha yarıya gelmeden havlu atmak durumunda kaldım. Tahsin Yücel ve Emin Özdemir gibi, çok saydığım isimlerin bu yazarla ilgili oldukça ağır eleştirilerini anımsadım. Ama beğenenlerin de "beğenme hakkı"na saygı duydum. Ta ki... Bir okurum "Kara Kitap"ta gizlenmiş bir bölüme dikkatimi çekinceye kadar... "Çocukluğunda kız kardeşi ile tarlada karga kovalayan sapık bir padişah" gibi bir anlatım vardı bu bölümde!

* * *

Prof. Çetin Yetkin yönetiminde, "Müdafaa-i Hukuk" adlı çok değerli aylık bir dergi çıkıyor. İlginç bir rastlantı olarak, derginin Aralık 1998 sayısında, Prof. Fahir İz´in bir incelemesi yayımlandı:"O. Pamuk´taki Atatürk Anlayışı..." Meğer benim artık okumayı denemediğim kitaplarında daha neler varmış! İşte birkaç örnek:

"Sonra kasaba alanına dolanır. Atatürk heykellerine sıçan güvercinleri ayıplar..."

" Atatürk kendini içkiye vermiş meyhane kalabalığına, cumhuriyeti emanet etmiş olmanın güveniyle gülümsüyordu..."

"Atatürk´ün leblebi zevkinin ülkemiz için ne büyük felaket olduğunu..."

"Sonra bir cumhuriyet, Atatürk, damga pulu havasına girdiğimizi hatırlıyoruz..."

Sayın İz, 275 sayfalık bir kitapta, tam sekiz yerde ve " hiç gerekmediği halde" Atatürk´e sataşıldığını saptamış. Şöyle diyor: "Bunlar kitaptan çıkarılsa hiçbir şey değişmez. Yalnız yazarın kimi ruhsal gereksinimleri tatmin edilmemiş olur!"
Kim bilir, belki de Orhan Pamuk´un " en birinci aydın" ilan edilmesinde, bu incelemenin de büyük katkısı olmuştur!

* * *

Ben, inandıklarını açıkça savunanlara hep saygı duymuşumdur... O düşüncelere karşı olsam bile!
Ama o yürekliliği gösteremeyip de bunu sinsice yapmaya çalışanlara... oraya buraya "bityeniği" sokuşturanlara... hep tiksinerek bakmışımdır. Bunu hep zayıf bir kişiliğin, zavallı bir ruh halinin yansıması olarak görmüşümdür. Oyun maskesiz oynanmalıdır! Çirkinlikleri gizleyen maskelerin indirilmesini de tüm "gerçek aydınlar" görev saymalıdır! Ve de Pamuk adlı yazarı, isteyen okumalı, isteyen sevmelidir... Ama ne olduğunu, kim olduğunu bilerek!.. Maskenin arkasındaki gerçek yüzü görerek!...
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 12-01-2008, 13:16
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 30-10-2007
Nerden: istanbul
Yaş: 21
Mesajlar: 155
Attila ilhan - bir hain nasıl yetiştirilir?

İstihbarat dünyasında "kuş yumurtası üretmek" diye bir deyim vardır.Diyelim ki X ülkesinde bundan 20 sene sonra yapmak istediğiniz uzun vadeli bir operasyon var. Bu operasyon için size çeşitli provakatörler lazım ve en güvenilir provakatör kendi yetiştirdiğinizdir. Bu iş için yetenekli ama geleceği parlak olmayan zayıf karakterli bir "yumurta" bulunur.
Mesela bu genç üniversitede devşirilir ve aşama aşama önce öğretim
görevlisi daha sonrada medya parlatmaları ve şirket sponsorluklarıyla ülkede sözü dinlenen bir Profesör haline getirilir. Gerekirse tüm araştırma ve
kitapları da eline hazır olarak verilir.

Ülkedeki insanlar bu kişinin yazdığını sandıkları muhteşem eserleri
okur ve ona olan saygıları artar. Böylece yumurta kuluçka aşamasını bitirmiş ve çatlayıp güzel bir kuş olma zamanı gelmiştir.

Belirlenen zamanda bu profesör medya yoluyla müthiş radikal açıklamalar yapmaya başlar ve tüm ülkeyi karıştırır.

Aynı anda kendisi gibi yetiştirilen diğer yumurtalarda farklı
faaliyetlere girişirler. Neyse konu uzun benim yerim dar ama ilgilenenler için Doğu Bloğunun çöküş dönemine bakmalarını salık veririm.

* * *

Bu alakasız konudan sonra gelelim Orhan beye.

Ferit Orhan Pamuk Beyin (kimsenin bilmesini istemediği göbek adı
Ferit'tir) aslında ülkesine bu kadar muhalif olmasına bir sebep yoktur.
Hani fakir ve hayatını zorluklar içinde geçirmiş, içerde yatmış birisi
olsa belki anlayacağım ama Orhan Pamuk sülalece aristokrat tabakasına
mensuptur ve bugün eleştirdiği devletin çok ekmeğini yemiştir.

Mesela dedesi Cumhuriyetin ilk mühendislerindendir ve özellikle
Atatürk,İnönü dönemlerinde yapılan demiryolu hamlesinde büyük ihaleler alıp kısa zamanda zengin olmuştur. Oğulları bu koca servetin büyük kısmını sefahatle tüketseler de Orhan Pamuğun zengin bir hayat sürmesine yetecek kadar servet kalmıştır. .

Peki Orhan Pamukta oluşan bu sistem düşmanlığı nereden kaynaklanıyor ve acaba "yapay" bir düşmanlık mı sorularına cevap arayalım.

Orhan Pamuğun hayatının ilk evrelerine baktığımız zaman koca bir
başarısızlık olduğunu görüyoruz. 30 yaşına kadar iki okul değiştirmiş ve sırf
askerliğini kısa dönem yapmak için Gazetecilik okumuş bir insan. İlk
başlarda ressam olmak isterken sonra yazarlığa sarıyor.
Yıllarca evinin odasına kapanarak ödüller alan ama kimsenin para vermek
istemediği romanlar yazıyor. Tam artık buraya kadarmış aşamasına geldiği
anda sihirli bir değnek değmiş gibi Orhan Pamuğun kitapları satmaya ve
yurtdışında tanınmaya başlıyor.

Peki bu sihirli değnek acaba nerede değmiş olabilir. Benim
kanaatimce bu değneğin izini Amerika'da sürmek lazımdır.

Amerika'ya gitmeden önce Orhan Pamuk üzerinde derin etkileri olduğu
anlaşılan birisinden bahsetmek lazım. Bu kişi Orhan Pamuğun erkek kardeşi Şevket Pamuk.

Şevket Pamuk Orhan Pamuğun ilk dönemlerinin aksine oldukça başarılı
bir insan. Amerika'da Yale, Berkeley gibi sağlam üniversitelerde ekonomi okuduktan sonra Türkiye'de bir çok üniversitede ders veren Şevket Pamuk, Osmanlı ekonomisi üzerinde tanınmış bir uzman. Kendisi pek çok yabancı üniversitede Osmanlı ve Türkiye ekonomisi üzerine dersler vermiş.

Bu üniversitelerden en ilginci İsrail'de bulunan Negev Ben Gurion
üniversitesi. İsmini İsrail'in ilk başbakanı, İsrail'in kurucularından ve
hatta anarşik faaliyetleri yüzünden Osmanlı tarafından Filistin'den
kovulacak kadar fanatik siyonist olan David Ben Guriondan almıştır.

Üniversitenin derslerini MOSSAD'ın da ilgiyle takip edip raporlar
hazırlattığı bir "Ortadoğu Çalışmaları" bölümü bulunmakta.
İşte sayın Şevket Pamuk böylesine kaliteli bir bölümde (!!!) ders
verebilecek kadar yetenekli bir ekonomi uzmanımız.

Ben Gurion üniversitesinin başında 14 sene Dünya Bankası'nda
çalışmış ve daha sonra bu başarılarından ötürü Rotary ve Lions klüplerinin 2000 yılının adamı olarak seçtikleri Prof.Avishay Braverman bulunmakta. Böylesine başarılı bir ekonomistin yönettiği üniversitede ekonomi dersi vermenin önemini anlamışsınızdır. İşte Orhan Pamuğun kardeşi Şevket Pamuk bu kadar değerli bir hocamız.

Evet biz Orhan Pamuğun Amerika yolculuğuna dönelim gene.

1985-1988 arasında tam üç sene Amerika'da kaldı Orhan Pamuk. Bu dönemde Amerika'da harıl harıl kitap yazmanın dışında çok önemli bir kursu da başarıyla bitirdi.Bu kurs Iowa üniversitesi bünyesinde verilen
International Writing Program (IWP) isimli çok ilginç bir kurs.

Kursun amacı dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve kendilerinde
potansiyel görülen yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları.

Bu "iyiliksever"programın bünyesinde her sene 20 kadar yazar
ağırlanıyor.

İşte Orhan Pamuğun bu kurstan sonra hayatı değişti. Yani onun
deyimiyle "Bir kursa gitti hayatı değişti". Bu arada kurstan 2004 senesinde mezun olan bir başka Türkün ismi de MAHİR AKTAŞ, aklınızda bulunsun çünkü geleceği parlak.

İnsan düşünmeden edemiyor bu üniversite bu kadar insanı çağırıp
onları aylarca yedirip içirecek ve ağırlayacak parayı nereden buluyor diye.

Cevabı basit.

Bu yazar eğitim kursu programının baş sponsoru Amerikan Dışişleri
Bakanlığı.

Orhan Pamuğun şansı Amerika'da bundan sonra oldukça açılıyor.

Baktığımız zaman Orhan Pamuğun Amerika'da basılan kitaplarının
tamamına yakını aynı yayınevinden çıkmış. Bu yayınevi Random House.

Yayınevinin sahipleriyse dünyaca ünlü Alman Bertelsmann yayıncılık.
Bertelsman'ın kurucusu ve şu anda emekli hayatı süren dünyanın en
zenginlerinden Reinhard Mohnda sihirli değnek örneklerinden. Bay Mohn
İkinci Dünya Savaşı'nda general Rommelin Afrikakorps birliğinde asteğmen
olarak savaşıyor. Burada Amerikalılara esir düşerek Kansasda bir esir
kampına tıkılıyor. O zamana kadar kitaplara ilgi duymayan Mohn biranda
kitap sever oluveriyor. Savaştan sonra komünizm tehdidi altındaki ülkesine
dönen Mohn aniden bir yayınevi açarak ilahi kitapları ve dini kitaplar
basmaya başlıyor. İşte Bertelsmanın kuruluşu böylesine mütevazi.

1991 senesinde emekli olduğu zaman Bertelsmann dünyanın en büyük
yayıncılarından ve kendisi de karun kadar zengin. Bu Amerikalılar asteğmen
Mohn'a esir kampında ne yedirdilerse adam başarının sırrını buluveriyor
bir anda. Bertelsman'ın bir diğer ilginç özelliği Doğan Holding'le 2001
senesinde Müzik piyasasına yönelik bir ortaklığa gitmeleri. Bu ortaklığın
tüm görüşmeleri bizzat Aydın Doğanın kızı Hanzade tarafından yapıldı. Buna
göre şu an Türkiye'de yayınlanan pek çok yabancı müzik albümü hep bu
ortaklığın sayesinde Türkiye'ye ulaşıyor.

İşte bu büyük grup Orhan Pamuğu çok sevmiş olacak ki tüm kitaplarını
satsa da satmasa da ısrarla onlar basıyorlar.

Orhan Pamuğun en büyük başarılarından biri de dünyaca ünlü IMPAC Dublin ödülünü almış olması. Bu ödül öylesine basit bir plaket değil tabii ki.
Çünkü ödül jürisi "Benim adım Kırmızı" kitabını öylesine beğenmiş ki birde
hediyesi olarak 115 bin dolar vermişler.

Peki bir Türk yazarına kendisiyle aynı mesleği yapan çoğu meslektaşının hayatları boyunca bir arada göremeyeceği meblağı veren kurumun arkasındaki güç kim.

Bu şirket ödüle ismini veren IMPAC şirketi.

IMPAC tüm dünyada yaygın yönetim danışmanlığı hizmetleri veren bir
Amerikan şirketi. Yönetim danışmanlığı adı altında güzel istihbarat hizmetleri
verdiği de bilinir. Şirketin başındaki Dr James Irwin İrlanda'yı ve
kitapları çok sevdiği için böylesine güzel bir ödül ortaya çıkarmış ve her
sene başarılı bir yazara bu ödül veriliyor.

Edebiyatsever dostumuz bay Irwin çok da aktif birisi. Kendisi
Amerika'nın önde gelen Cumhuriyetçilerinden ve Amerikan ordusuyla arası harika. O kadar harika ki Amerikan Askeri akademisi West Point'den üstün hizmet ödülü almış.

Orhan Pamuğa verilen ödülün sponsoru bay James Irwin "International
Democratic Union" derneğinin de baş üyesi ve muhasebecisi. Bu dernek dünya çapındaki merkez sağ partileri bir araya getirmek için kurulmuş.

Kurucuları arasında Ronald Reagan, Margaret Thatcher, Baba George
Bush, Helmut Kohl ve Jack Chirac gibi önemli isimler de bulunmakta.

Derneğin Türkiye'den de iki üyesi var. Bunlar Anavatan Partisi ve
Doğru Yol Partisi. Derneğin şu anki başkanı Avustralya'nın Amerikan yanlısı
başbakanı John Howard.

James Irwin bunun dışında Washintonda bulunan "Center for Democracy" derneğinin de üyesi. Tüm dünyaya Amerikan demokrasisi getirme amacındaki bu derneğin en ilginç siması artık hepimizin tanıdığı Henry Kissinger. Kissinger dendi mi o demokrasinin nasıl geleceğini hepiniz tahmin edersiniz herhalde.

Orhan Pamuğun otuz yaşlarına kadar odasından çıkmayan biri olarak
çok büyük aşamalar kaydettiği büyük bir gerçek. Şu anda kazandığı ünün ve paranın keyfini çıkarmakla meşgul. Taksim meydanına yakın ve muhteşem boğaz manzaralı teras katında yeni eserleriyle uğraşıyor. Duvarlarında Japon edebiyatına kadar tasnif edilmiş yüzlerce kitap bulunan lüks dairesini sadece çalışma amaçlı kullanıyor ve bazen de yakın dostlarıyla yemek yiyor. Bu eve sık sık gelen yakın dostlardan biride Yahudi asıllı Amerikan gazetecisi Jeri Liber di. Bu şahsiyeti hafızası güçlü olanlar hatırlayacaklardır. Kurucusu olduğu insan hakları izleme komitesinitemsilen Türkiye'deki insan hakları ihlallerini konu alan bir rapor
yazmıştı. Sonra bu rapor kitap haline de dönüştürüldü. Bu raporda Türk
ordusunun Kürtlere katliam yaptığını iddia edilmiş ve Türk ordusuna açıkça
"serseriler" diye hitapta bulunulmuştu. Bu kitabın çevirisini yapan
Ertuğrul Kürkçü ve Ayşe Nur Zarakoğlu hakkında dava açılınca Jeri Liber
onlara destek vermek için hemen Türkiye'ye gelerek mahkemelere katılmıştı.

Herhalde Sayın Orhan Pamuğun fikirlerinin oluşmasında Jeri Liberle
özel teras katında yaptığı yemekli sohbetlerin büyük etkisi olmuştur....
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 19-01-2008, 17:48
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 29-11-2007
Nerden: 7 Tepe İstanbul
Yaş: 25
Mesajlar: 65
Pamuk denen kişi Nobel'i Türkiye'ye söylediği o densiz sözler sayesinde kazandı.!..
Bunun başka izahı yoktur.
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 21-01-2008, 09:23
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,076
Sercan Us, ne söylemek istiyorsanız açıktan söyleseydiniz, varsa fikirlerinizi alsaydık ya. Bu makaleler o dönem de çok dolandırıldı sitelerde, ben sıkılmaya başladım da başkasının fikirlerine tahterevanlık yapan yöntemden.
Lütfen açık açık Pamuk'un Çevirmenler nezlinde bir ödül kazandığına dair - üstelik Pamuk'u hiç okumamış- Demiralp'in fikirleri üzerine bir şeyler söyleyiniz.

Evet iki Kemalist yazar ve şairden o dönemlerde yayımlanan makalelerini daha evvel de okumuştum. Tekrar Orhan Pamuk meselesini açmak olmasa da niyetim, çok basit önermelerle bu iki insanının BU konuda fikirlerini inandırıcı bulmadım, basit nedenlerden hem de; Kışlalı yazarı okumamış, ben 4 kitabını okudum. Kışlalı konuyla alakası bile yok diyebiliyor ve kıyıya köşeye fikirlerini iliştirdiğini söylüyor "sinsice". Bir yazarın kendini ifade etme şekli yazın metinleridir, Pamuk bu yöntemi kullanarak altına imzasını attığı metinlerle mi "sinsilik" yapmış oluyor; bu önerme bana pek saçma geldi.

Attila İlhan ise, yazarın seceresini alıp, siyonist olmakla itham etmiş. Buna Emin Çölaşan'a için "dedeler" nezlinde yapmaya çalışıldığında da karşı olmuştum, Bahçeli'ye yapıldığında da, bu yöntem hatalıdır, gençler bunu artık yemiyor.

Pamuk'u edebî anlamda beğendiğimi, derinlikli bir yazar olduğunu da söylemek isterim. Ama Nobel Edebiyat Ödülü'nü edebi yeteneğiyle değil, Nobel'in verilme nedeni olan sebeple kazanmıştır; burada irdelenmesi gereken Nobel'in itibarı değeri ve bu değerin Pamuk tarafından kabul edilmesindeki iki yüzlü karardır. Ezbere gitmemek lazım velhasıl.
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 19-03-2008, 00:18
.
 
Üyelik Tarihi: 17-03-2008
Nerden: İstanbul
Yaş: 31
Mesajlar: 42
'Benim için yazar olmak demek,içimizde taşıdığımız,en fazla taşıdığımızı bildiğimiz gizli yaralarımızın üzerinde durmak,onları sabırla keşfetmek,tanımak,iyice ortaya çıkarmak ve bu yaraları ve acıları yazımızın ve kimliğimizin bilinçle sahiplendiğimiz bir parçası haline getirmektir'

'Bir odaya kapanıp yıllarca hünerini geliştiren,bir alem kurmaya çalışan yazar işe kendi gizli yaralarından başlarken bilerek ya da bilmeden insanoğluna derin bir güven de göstermiş olur.Başkalarının da bu yaraların bir benzerini taşıdığına,bu yüzden anlaşılacağına,insanların birbirine benzediğine duyulan bu güveni hep taşıdım'
ORHAN PAMUK

Hepimizin yükünü sırtında hissetmek gibi bir durumu -istemeden de olsa- yaşıyor kanaatimce..Artık onun yükünü azaltma zamanı gelmedi mi?O bize güveniyor..Sizce bizim de ona güvenme zamanımız gelmedi mi?Çeviri yok yukardaki cümlelerde,kendi cümleleri,kendi ifadeleri...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
pamuk8217a, nobeli, cevirmenler, kazandirdi


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Orhan Pamuk Abdulmuttalip Onay Serbest Kürsü 1 12-10-2007 00:26
Apocalyptica’nın Yeni Albümü ’’Worlds Collide’’ 23xx Müzikal Enfeksiyon 0 11-09-2007 22:28
73’lük malul dedeye ’çalış’ emri KemalistGNC Güncel Mevzular 1 19-02-2007 17:27
' o bir pamuk şekeri mi’ titania Hayata Dair.. 0 04-02-2007 23:26


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:24 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org