Ölümünün 7. yılında onu unutmadık...
Yeni albüme son noktayı koymuştu. Sorumluluğunu yerine getirmiş olmanın huzuruyla gidebilirdi artık Paris'e Gülten Kaya. Paris'teki Pere Lacahise'de; Ege'den nazar boncuğu, Orta Anadolu'dan gözyaşı şişesi, servi ağacı desenli Kastamonu yazmaları, Hitit Güneşi; Kütahya çinilerini süsleyen karanfil, mey, zurna, erbane; bağlaması, evrensel müziği simgeleyen piyano, Galata Kulesi silueti ve kardelen çiçeğiyle bezeli Marmara mermerinden sonsuzluk örtüsüyle beklemektedir onu Ahmet Kaya. Beş yıldır Ahmet'sizdi. Ama hep Ahmet'le yaşıyordu:
"Ondan sonraki beş yılı şöyle kurguladım; Ahmet dünyanın bir yerinde işlerini yapıyor. Ben de burada yapılması gerekenleri yapıyorum. Ahmet'i gülümsetiyor, ona huzur veriyor olmanın keyfini yaşıyorum."
İsteği yerine geldi
Ahmet'siz ama Ahmet'le yaşamaya onun bir dileğini yerine getirerek başlamıştı Gülten Kaya. GAM adıyla bir yapım ve yayın şirketi kurdu. Şirketin adı Gülten, Ahmet ve kızları Melis'in adlarının başharf-lerinden oluşuyordu. Ölümünden bir yıl sonra Ahmet'in yeni şarkılarından oluşan 'Hoşçakalın Gözüm' albümünü yayımla-dı. Ahmet'in linç edilmesine, onun ülkesinden koparılmasına neden olan "Kürtçe bir şarkı yapacağım, ona bir de klip çekeceğim" sözünün ancak yarısını gerçekleştirmişti. 'Kerwan' adlı Kürtçe bir türkü okumuştu. Bu şarkıyı da albüme ekledi. Onun istediği klibi yapmak da Gülten'e kalmıştı. Arşiv görüntülerinden gece gündüz demeden bir seçki yapıp montajladı. Ortaya öyle bir klip çıktı ki, sanki Ahmet hâlâ yaşıyordu ve klip çekimlerinde oynamıştı.
Zaten "Ahmet Kaya ölmedi. Zayıfladı, sakalını kesti, hâlâ aramızda dolaşıyor" söylentileri, onun 120 bine yakın seveninin buluştuğu internet sitesine bile yansımıştı.
2002 yılında Türkiye'nin 20 ünlü sanatçısı ona, onun şarkılarını söyleyerek çok ihtiyacı olan bir selam gönderdiler 'Dinle Sevgili Ülkem' albümüyle. 2003'te GAM Müzik Ahmet'in hiç yayım-lanmamış 11 şarkısından oluşan 'Biraz da Sen Ağla'yı çıkardı.
Albümlerin dışında Gülten, Ahmet'in yüzlerce şarkısının notalarını, şarkıların öykülerini dört kitaptan oluşan 'Nota Kitaplığı Serisi' adı altında yayımladı. Bu süreçte bir de Ahmet'i anlatan kitap yayımlandı: 'Başım Belada.' Kürtçeye de çevrildi kitap. Çünkü Türkiye 'AB'ye uyum süreci' yaşıyordu ve Ahmet'in linç edilmesine yol açan Kürtçe artık serbestti!
Pir Sultan Abdal türküleri
Paris'e giderken gözü sevinçten parlıyordu Gülten'in. "Ahmet'in yeni albümü bitti. Pir Sultan Abdal türkülerinden oluşuyor ağırlıkla. Bu ay çıkacak. Büyük olasılıkla ölüm yıldönümüne yetişecek."
Sonra bir hüzün çizgisi geçti yüzünden: "Hâlâ yok sayılıyor. Ayıp ettik, deseler bari. Bu Türkiye'ye yakışır. Yoksa hiç kimse Ahmet'i geri getirmeyecek."
Ahmet'in 43 yaşında, ülkesinden kopartılmış bir şekilde Paris'te 'virgüllenen' yaşamı Adıyaman'da bir mensucat işçisinin oğlu olarak başlıyor. Babasının altı yaşında armağan ettiği sazı hiç elinden düşmeyecek, hatta geleceğini belirleyecektir.
İstanbul'da ilk yılları yoksullukla, kaset yapma çabalarıyla, 'devrimci geceler'de verdiği konserlerle geçer. 12 Eylül'ün ağır koşullarına karşın şarkılarına yansıyan sert muhalif tavrı, ülkesinin sorunlarına, duyarlı yaklaşımıyla Ahmet o süreçte insanların ihtiyaç duyduğu bir sanatçıydı.
Sonunda ilk kasedini çıkarır.. 'Ağlama Bebeğim' 12 Eylül sonrası kitleleri etkileyecek ilk başkaldırılardan biridir. Albümü hemen toplatılır. Sonunda 'mahkeme kararıyla' serbest bırakılır 'Ağlama Bebeğim' ve önce hapishanelerde, sonra sokakta inanılmaz bir ilgi görmeye başlar. Artık o 12 Eylül'ün siyasi tutsaklarının ve ailelerinin sesi olmuştur. İşte Ahmet 1985'te başladığı, 15 yıl sürecek profesyonel müzik yaşamına 18 albüm, 200 şarkı sığdırır.
Konserleri yasaklanır, izin verilen konserleri öncesi gözaltına alınır, hırpalanır, iki saat geç de olsa gözaltından çıkıp düğmesi kopartılmış gömlekle de olsa yine çıkar sahneye. O bir isyankârdır, türküleriyle, dokunaklı sesi ve müziğiyle başkaldırının bir başka adıdır.
Ödül gecesinde linç girişimi
1999'un şubatı gelmiştir. Bir ödül gecesi vardır İstanbul'da. Ödülünü alır ve Kürtçe bir şarkı yapmak ve bir klip çekmek istediğini söyler sahnede. İşte o anda olan olur. Anında bir linç ortamı yaratılır.
'Bölücü' diye üzerine yürümeler, bir orgazm halinde '10. Yıl Marşı' okumalar, ertesi gün gazetelerin korkunç başlıkları, televizyonların saldırgan haberleri...
Birkaç gün sonra bir gazete manşet atar 'Olmadı gözüm' diye. Berlin'de bir konser vermiştir. Arkasında bir harita ve haritanın üzerinde Abdullah Öcalan'ın fotoğrafı vardır. Hem ödül gecesinde söylediklerinden, hem de 1993'te verdiği iddia edilen konserden dolayı gözaltına alınır, dava açılır. En çok şaşıranlardan biri eşi Gülten'dir:
"1993 yılında Berlin'de bir konser verildiği iddiası var. O yıl böyle bir konser vermedi. Pasaportuna baktık. Orada da görünmüyor. Görünen bir tek 1994 yılında Berlin'de Alevi Esnaflar Birliği için verdiği bir konser var. Ama bu örgüt dünyanın her yerindeki Alevilerin meslek kuruluşu. Politik bir yanı yok. Yani Öcalan'ın resmi orada asılı olamaz. Olsa bile bir sanatçı salonun dekorasyonundan sorumlu olamaz. Birliğe bir yazı yazdık. Onlar da mahkemeye kendi kaşeleri ile yazı göndererek meslek kuruluşu olduklarını, PKK ile ilgilerinin bulunmadığını bildirdiler. Bu yazı mahkeme dosyasına girdi. Basına da dağıtıldı. Ama bu haber hiç basılmadı."
Bu sırada DGM yurtdışına çıkış yasağı koymuştu. İsteği üzerine mahkeme çıkış yasağını kaldırdı. O da bir elinde sazı, diğer elinde küçük bir çantasıyla yurtdışına çıktı. Gerisini Gülten'den dinleyelim:
"Avrupa'da konserler verirken öyle yalan haber bombardımanı başladı ki, her konserinden sonra bir yalan haber yayımlanıyordu aleyhinde. Adeta bilerek dönmesinin yolları kapatılıyordu."
O artık Avrupa'da bir sürgündü. Eşi Gülten'e göre bu topraklar dışında yaşayabilecek en son kişiydi o: "Türkiye kumlu bir toprak. Kaktüs bitkisi kumlu topraklarda var olur. O bir kaktüstü. Dikenleri olan bir kaktüs. Dikenleri zaman zaman birilerine batan bir kaktüs. Onu kumlu topraktan alıp kaktüs olarak killi toprağa diktiler. Orada var olamadı. Olamazdı da."
Aramızdan ayrılışının beşinci yılında Ahmet, Gülten'in derlediği yeni albümüyle bu ülkenin insanlarına 'Kalsın Benim Davam Divana Kalsın' diyecek. Merak etme 'yağmurlu ülkenin sürgün konuğu', ülkendeki insanlarda hâlâ yaşıyor, yaşatılıyorsun. Arkada kalmasın gözün!
demiş güzel bir yürek sewgili dünyadan' a sewgiler sonrasında yağmurlu ülkenin sürgün konuğunun birde gözlerim bin yaşında albümü derlendi ve sunuldu bizlere...onu nice yedi yıllar sonrada hatırlayacağız sanatıyla duruşylaaa...
sewgiylee.....
Konu zeren tarafından (16-11-2007 Saat 09:31 ) değiştirilmiştir..
|