Ama n'olacak! N'olacak!
Efendim, bir gün sabah iştimasındayız. Mayıs ayı başları.
"Nöbetçi Çavuş" kolluğu bende, iştimayı verip kolluğu gündüzcü arkadaşa devredicem.
Tek tek komutanlar geliyor alana.
Neyse... Bir başçavuş var, iyi adamdı diyebilirim, sessizdi, ama sinirlendiğinde ağzını açar-gözünü de yumardı.
Bu başçavuşumuzun yanında başka bir komt. duruyor.
Kendi aralarında sohbet ediyorlar diğer komutanları beklerken.
(Aynen aktarıyorum konuşmayı)
O diğer komt. bölük binasına dönüp şöyle bir baktı binaya ve "çatlaklar da ilerlemiş, yakında başımıza yıkılır burası" dedi.
Bizim bşçvş, "yıkılsın a.k. herkes ölsün. ciddiyim, yıkılsın ölsün abi herkes" dedi. Diğer komt. tebessüm etti. Bşçvşumuz yere bakarak düşünceli bir şekilde konuşmaya devam etti: "yaşayıp napacaklar ki. her gün aynı şey. sabah kalk, akşam yat yine gel, yaşasalar nolucak!"
Ben de hemen yanlarındayım. Kulak misafiri oldum ister istemez. Bşçvşun ruh halini anladım, ben de hüzünlü bir şekilde biraz tebessüm ettim içimden.
Bir an bana baktı, "çavuş kaç yaşındasın?" dedi.
"26, komutanım" dedim. Yanındaki o komutana döndü, "eh, 3-4 sene daha yaşasın ölsün, daha yaşayıp napıcak!" deyiverdi.
Kalabalık dağılırken, bşçvşun beyninde şu sözcükler yankılanıyordu: "yıkılsın bina, ölsün millet, yaşasalar nolucak!"
|