Sevgili Ağabey'im yaşamımda tesirli bir modeldir benim. Tapınç hallerinde değil tabii, onda kaldığım zamanlarda bile yüzüme bir t-shirt fırlatıp da, 'ütüle lan benim evde kalıyorsun, kapitalist dünya, çalışacan, çalışmayana ekmek yok türü' bildiğimiz çağcıl bir kişi olduğundan, onu gözlemlemek genellikle yetmiştir bana.
Öncelikle Akrap; evlenmeyiniz, gördüm ki kendisinde hiç tavsiye etmiyorum, hele hele sakın ha çoğalmayınız, "paranıza ortak" etkisiz bir şirin ya da şirine hiç de faideli değil kesenize.
Geçen bana "artizlik" yaparken kullandığı bir cümle ilgimi çekti, atma ulen dedim; 'benim 11 çeşit statütüm (batasıca) var kızım' diyordu, neden eve geldiğinde hiç dikey duramadığını ve üzerindekilerle bir koltuğa yamulduğunu söylenir kıvamda ona hönkürürken. 11 çeşit statü!

Evet bir süre onunla yaşadım ama onun statülerini ben niye farketmedim ki. Yalnızca para kazanmak için bile 4 ayrı mesleği vardı; tek bir yerde birleşen. Bir akedemisyen (piyano hocası), lüks bir otelde piyanist (ki en karlısı), eve gelen-evlerine gittiği özel öğrenciler, konser ve ekstraları. Bu vatandaş eve geldiğinde minik kızını bile severken gözleri kan çanağı, yorgunluktan bitap yirmi dakika sonra bitkisel hayata geçen ve bir diğer günü de aynı tempoyla geçiren bir vatandaş.
O yıllarda okuyordum. İçimden asla onun gibi olmak istemediğimi geçirdim. Evet onun gibi lüks bir arabam olmayabilirdi, zaten binip de insan evladı gibi bir seyahate ya da gezmeye gidemedikten sonra, onun gibi bir evde de oturmayabilirdim -evi gördüğümü vardı, sert bir döşeğe bile kıvrılsa yorgunluktan bir şey anlamıyordu-, onun gibi bir evlilik ya da çocuk da istemediğimi düşündüm hep; velakin eşi de benzerdi, onun da bir dolu işi vardı, birbirleriyle buzdolabının üzerindeki notlarla iletişim kuruyorlardı (yeğenimin olmasına bu anlamda büyük lutuf görüyorum)... Ve biliyorum ki Akrap'ın bahsettiği emeklilik döneminde, yani mortladıktan ve fiziksel ve ruhsal güçlerini çökerttikten sonra refah ve varlık içinde bir yaşamları olacaktı.
Asgari bir parayla, azami bir zamanda yaşamayı yeğledim onu gördükçe. Bir insanın hem içebilmesi, hem birkaç kırık dökük lüksünü yerine getirebilmesi için bir de klasik temel ihtiyaçlarını gidermesi için çok büyük paralara sahip olması gerekmediğini öğrendim. (Tabii burada ailemin desteği benim kıyaklarımdan, onlar olmasa bu kadar rahat yazabilir miyim bilmiyorum).
Yani aslında tamahkar olmadıkça -ki bunu dogmatik de söylemiyorum- para ve zaman dengesini kurabiliyor insan. Yukarıda bahsettiğim günümüz insanından çok daha fazla eğlendiğimi biliyorum, çok daha fazla kendime vakit ayırdığımı, çok daha mutlu olabilecek dostluklar kurduğumu vs...Ama bir kırk yıl sonra o bana gülecektir, velakin gülmesi için kırk yıl beklemesi gerekecektir. Herkes tercihlerinin bedelini öder türü üfürükten klasizmin tavana vurduğu bir kelam edip de bitireyim mevzuyu.
Ve not; Akrap'ın ûslubunu edebî anlamda da beğeniyorum. Yazmayı ciddi olarak düşünebilir ama öncelikle telifin ödendiği bir ülke dili öğrenmesi ve oraya yerleşmesi gerekecektir ki, talep ettiği "çözüm"ü ne yazık ki veremeden ayrılıyorum sayfandan:=)