|
|
 |
|

02-03-2008, 20:04
|
|
...
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 32
Mesajlar: 841
|
|
Barda hakkında...
BARDA
OYUNCULAR
Selim / Nejat İŞLER
Patlak / Hakan BOYAV
45 / Serdar ORÇİN
Nasır / Erdal BEŞİKÇİOĞLU
Çırak / Volga SORGU
Nail / Doğu ALPAN
TGG / Burak ALTAY
Nil / Melis BİRKAN
Sevgi / Nergis ÖZTÜRK
Pelin / Sezen ARAY
Aynur / Meltem PARLAK
Aliş / Şamil KAFKAS
Cenk / Salih BADEMCİ
Barbo / Sarp AYDINOĞLU
Savcı / Eray ÖZBAL
YÖNETMEN
Serdar AKAR
SENARYO VE ÖYKÜ
Serdar AKAR
GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ
Mehmet AKSIN
SANAT YÖNETMENİ
Yavuz FAZLIOĞLU
MÜZİK
Selim DEMİRDELEN
Nail, Nil, TGG, Aynur, Aliş, Sevgi, Pelin ve Cenk, yaşları 18 ile 25 arasında değişen genç bir arkadaş grubudur. Günlük hayatın akışı içinde huzurlu ve neşeli bir hayat sürmektedir. Her birinin kendilerine ait sıkıntıları ve çözmek zorunda olduğu problemler olsa da gençliğin getirdiği umutla hayata sımsıkı bağlıdırlar. Kimi evlilik, kimi mezuniyet, kimi düzenli bir hayata adım atma hayalleri içinde olan bu gençler, birden bire hayatlarının tam ortasına giren nedensiz şiddetle büyük bir yıkım yaşarlar.
Bir gece yarısı, arkadaşlarının işlettiği barda son biralarını içip eve dönecekken içeri giren beş kişilik bir grup tarafından silahla alıkonulurlar. Elleri, ayakları, ağızları bağlanan gençler sabaha kadar dayak, işkence ve tecavüze maruz kalırlar. Kendilerini alıkoyan grubun görünürde hiçbir amacı yoktur. Yaşları 20 ile 45 arasında değişen bu grup, hayatlarında eksik kalan her şeyin hesabını hiç tanımadıkları bu gençlerden çıkartırlar.
Ankara'da bir evde yaşanmış bir olaydan esinlenerek yazılan film sinemamızda rastlamaya pek alışık olmadığımız çiğ şiddet ve bol küfürlü tavrından dolayı fazlaca eleştirildi. Ve şiddeti yücelttiği gibi bir ortak kanı oluştu filmle ilgili. Oysa şiddet filmde tamamen anlatmak istenilenlere hizmet eden bir araç olarak kullanılıyor. Aslında olması gerektiği kadar şiddet ve küfür içeren film arka sokaklarda ittiklerimiz üzerine söylenebilecek en ağır sorgulamaların resmidir bir anlamda.
Sokaklarda hergün yaşanan ve hatta yaşadığımız ya da yaşayabileceğimiz bir durum anlatısı. Ve bizi rahatsız etmesinin yegane sebebide bu. Kendi içimizde sorguladığımızda tam da bara sonradan gelen "o" takıma bakışımız "diğer" takımın bakışlarından çok farklı olmayacaktır. Filmi izledikten sonra hala aynı tavrı sergiliyor olmak ayrıca tartışılası bir durumdur.
Bir çok an var üzerinde konuşulması gereken. Mesela; Hakimin söylediği "Ya Selim oğlum olsaydı"...
Sebepsiz Şiddet Yoktur.
Serdar AKAR sağolsun Kurtlar Vadisi'yle indiği tahta BARDA ile yeniden kuruldu. GEMİDE'de ile tavrına vurulduğumuz yönetmen müthiş bir iş çıkartarak Türk Sinema Tarihinin en iyilerinden birine imza atmıştır.
Elbette Nejat İŞLER'i unutmamak gerek... Selim karakteri ile o da tarihe geçmiştir. Ve yakışıklı jön durumundan sıyrılıp en baba kötü adam sıralamasında ilk sırayı almıştır. Filmin kötü adamlarının hepsi iyiydi aslında. Hakan BOYAV (jilet) ve Serdar ORÇİN (45) katıksız kötüydüler.
Hasetten çatlayarak izledim. Çok fazla söyleyeceği olan ve bunu dolandırmadan direk söyleyen bir filmdir BARDA.
Not: Siyah yazılı bölümler Barda'nın resmi internet sitesinden alıntılanmıştır... Barda
Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
Konu ucuzfilm tarafından (02-03-2008 Saat 20:07 ) değiştirilmiştir..
|

02-03-2008, 20:56
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,076
|
|
Rastgele suç ve cezanın, kanun uygulayıcılar açısından sorgulanışıyla Dekalog 5'e paralel bir konuya benziyor hakikaten de 'Barda' da Ucuzfilm.
Küçük İskender de küfürlü-püfürlü şiirler yazdığı için "otoritelerce" pek eleştirilir mesela, küfür jargonuyla sanatı bağdaştıramaz sanat severler de. Açıkçası ben de yersiz/sakil küfrü sanatın içine çokca dahil edenlerden değilim lakin öyle bir yeri de vardır ki gerçeklikle örtüşmesi için argo kaçınılmazdır, olmaması yapmacık kaçabilir. Merak ettim, tavsiyeniz üzerine muhakkak ilk izleyeceklerim arasına alıyorum filmi. İzleyeyim, konuşuruz tekrar...
|

02-03-2008, 21:36
|
 |
....!
|
|
Üyelik Tarihi: 22-09-2007
Mesajlar: 323
|
|
sanırım beş kez izledim gerçi yönetmenin en baba filmi gemideyi yirmi kez izlemişimdir .
selim karakterinin nerede kalmıştık repliği direk gemide ye atıf olsa gerek yinede yönetmenin gemide yi aşabileceğini sanmıyorum
(buarada barda daki çırak karakterine itafen yavru kurt köpeğimin adı çırak ... fakat kendisi flimdeki çıraktan çok selime benziyor ne hikmetse )
__________________
Ben Ben'im
Konu demkaçkını tarafından (02-03-2008 Saat 22:03 ) değiştirilmiştir..
|

02-03-2008, 23:16
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 23-01-2008
Yaş: 23
Mesajlar: 171
|
|
güzel film. izleyecek arkadaşlara söyleyelim de küfrün fazla olduğunu haberleri olsun.
müzik de çok güzeldi, özellikle bir şarkı vardı.
|

03-03-2008, 09:16
|
|
...
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 32
Mesajlar: 841
|
|
Atladığım bir durum müzik. Filmin girişinde jeneriğin aktığı Sezgi OLGAÇ'ın seslendirdiği Geçmiyor Zaman, hikayenin artık başlıyor dendiği anda üç nokta bir'in dediler ki'si ardından Koray'ın Belki Bir Gün'ü Mirkelam'ın Hazırım'ı ve Özge Fışkın'ın Yabancısı... Albüm olarak da çok dinlenise bir albüm...
Demkaçkını sinemada geçen yıl sevgililer gününe denk düştü film. Eşimle birlikte gidip izlemiştik. 4 çift izledik filmi. Üzücüydü. Çünkü çakma dvd'si çabuk çıktı. Hemde iyi kayıttı. Gidip onu da alıp aynı hafta sonu açıp biramı birkez daha ardından defalarcada ordan izledim. Gelen her arkadaşa mutlaka izlemesini salık veriyorum. Dün yeniden izlemek için arşive attığımda elimi maalesef yerinde yeller esiyordu...
__________________
Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
|

03-03-2008, 18:00
|
 |
virtüöz
|
|
Üyelik Tarihi: 26-11-2007
Nerden: ....
Yaş: 22
Mesajlar: 482
|
|
Filmin kadrosu iyidi...
Hakan Boyav'ın oyunculugunu hep begenmisimdir...adam oynuyor yahuu
Nejat İsler de kötüyü son derece iyi oynuyor...bundan sonra kötü rol denilince hatirımda artık Nejat İsler de olcak
Dogu Alpan,Volga Sorgu gibi yetenekli oyunculari daha cok filmlerde,önemli projelerde görmeyi umuyorum...
Ayrıca Dogu Alpan'in çok etkileyici bir konuşması var...
Filmin mahkeme sahnesindeki diyaloglar siradandi biraz daha gercekci olabilirdi(ayni bunun gibi bir kac sahne daha var)
Film tamam günümüz Türkiyeyi anlatiyor ama cok abartılmıs...(mübarek Hollywood'dayiz sanki)
Filmden sanırım cok sey bekledim umduklarim bunlar deildi.(hayal kırıklıgına da ugramadım)
Film kötü deil kesinlikle.Türk sinemasi acısından önemli bir yapım...
Sonuc olarak aklımızda tam anlamiyla iyi oynanmıs Selim karakteri kaliyor...
__________________
pire için yorgansız yatarım
yorganı satar pire beslerim
beslediğim pireyi satar tekrar yorgan alırım
böylece pire sosyalleşmiş olur...
|

04-03-2008, 13:57
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 29-02-2008
Mesajlar: 3
|
|
Asla izlemiyeceğim iğrenç bir film. Olaylar bir gerçeğe dayanıyordur ve bu gerçek acı tramvatik yaşanmış bir olaydır ile yola çıkılmış fakat şiddetin anlatılacak şeyi anlatmada araç olarak kullanılması gerekirken amaç haline getirilmiş, toplumun kültür seviyesinin ne kadar aşağıda olduğu düşünülmemiş, aksine eğitim seviyesi yüksek insanlara bakın bunlarda var dedirtip takdirler toplamış ama sinema salonundan çıkarken filmdeki iğrenç karakterlerden birinin o bu noktaya gelmeden yaşadığı benzer şeyleri yaşamış herhangi bir benzer vatandaşın 'kürtaj, içki üniversite ortamı gibi şeylerin sonunda başına bu gelir' gibi bir yorum yaptığı ki bu bizzat duyulmuştur, ve bu yüzden sadece kütür ve yaşam standartı yüksek olan insanlara bunlarda var dedirtmekten öte bir yere gidememiş ve korkutmuş, onların zıttı olan ve işin içinden çıkamayan, filmdeki karakterler gibi tiplere de içlerindeki şiddeti dışa vurabilmesi için yeni fikirler vermiş, olayin gerçek bir hikayeye dayanıyor olması bahanesiyle de yönetmenin kendi içindeki şiddeti seyircinin duygularını ve toplumun çoğunluğunun kültür ve yaşam standartlarını düşüklüğünü hiçe sayarak, sömürerek gerçekleştirdiği bir film. Şiddet eğer amaçsa ki tarantino filmlerinde bu böyledir ve tarantino bu konuda bir ustadır, filmlerindeki şiddet seyirciyi tramvatik hale getirmez ya da yeni fikirler vermez eğlendirir bu da tarantinonun dediği gibi ucuz roman hikayeleridir, başka bir şeyse anlatılmak istenilen o zaman şiddet sadece izleyici sömürmeden araç olarak kullanılmalıdır. zira amerikan kültürünün sömürüsü altındayız zaten onlarda bu tip filmler yüzünden bir çok piskopat ortaya çıkarmışlardır kendi tuzaklarına bizzat düşmüşlerdir. Diye düşündüğüm ve benzerleri de türemesin diye dua ettiğim film işte.
|

04-03-2008, 17:11
|
|
...
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 32
Mesajlar: 841
|
|
Alıntı:
belledejour´isimli arızadan alıntı
Asla izlemiyeceğim iğrenç bir film. Olaylar bir gerçeğe dayanıyordur ve bu gerçek acı tramvatik yaşanmış bir olaydır ile yola çıkılmış fakat şiddetin anlatılacak şeyi anlatmada araç olarak kullanılması gerekirken amaç haline getirilmiş, toplumun kültür seviyesinin ne kadar aşağıda olduğu düşünülmemiş, aksine eğitim seviyesi yüksek insanlara bakın bunlarda var dedirtip takdirler toplamış ama sinema salonundan çıkarken filmdeki iğrenç karakterlerden birinin o bu noktaya gelmeden yaşadığı benzer şeyleri yaşamış herhangi bir benzer vatandaşın 'kürtaj, içki üniversite ortamı gibi şeylerin sonunda başına bu gelir' gibi bir yorum yaptığı ki bu bizzat duyulmuştur, ve bu yüzden sadece kütür ve yaşam standartı yüksek olan insanlara bunlarda var dedirtmekten öte bir yere gidememiş ve korkutmuş, onların zıttı olan ve işin içinden çıkamayan, filmdeki karakterler gibi tiplere de içlerindeki şiddeti dışa vurabilmesi için yeni fikirler vermiş, olayin gerçek bir hikayeye dayanıyor olması bahanesiyle de yönetmenin kendi içindeki şiddeti seyircinin duygularını ve toplumun çoğunluğunun kültür ve yaşam standartlarını düşüklüğünü hiçe sayarak, sömürerek gerçekleştirdiği bir film. Şiddet eğer amaçsa ki tarantino filmlerinde bu böyledir ve tarantino bu konuda bir ustadır, filmlerindeki şiddet seyirciyi tramvatik hale getirmez ya da yeni fikirler vermez eğlendirir bu da tarantinonun dediği gibi ucuz roman hikayeleridir, başka bir şeyse anlatılmak istenilen o zaman şiddet sadece izleyici sömürmeden araç olarak kullanılmalıdır. zira amerikan kültürünün sömürüsü altındayız zaten onlarda bu tip filmler yüzünden bir çok piskopat ortaya çıkarmışlardır kendi tuzaklarına bizzat düşmüşlerdir. Diye düşündüğüm ve benzerleri de türemesin diye dua ettiğim film işte.
|
Eli Roth'un (ki kendisi Tarantino'nun varislerindendir) Hostel'ini izledikten sonra benzer duygulara (yeni fikirler anlamında) kapıldınızmı. Sanıyorum hayır. Çünkü Eli Roth dersiniz, Tarantino'nun varisi dersiniz ancak Akar yaptığı zaman iş içindeki şiddetin dışa vurumu ve ders niteliğinde olur. Şiddet filmde araçtı tarantino filmlerindeki gibi amaç değildi.
Kültür seviyesi hayata bakışla ilintilidir. Burada "kültürlü" varsaydığınız amcamların bakış açısını irdelemek gerek bunu sadece birilerine söyleten filmi değil. Konuları bölmeme topiğinde yine aynı açıklamayı yapmıştım. Yinelemekten kaçınmıyorum. "Sanat her haliyle -ki sinema kendime en yakın bulduğumdur- bencil bir eylemdir. Bulunduğunuz toplumun kültür seviyesi "çok önemli" değildir sizin için. Olmamalıdır da.
Bundan öte "psikopat"larda var. Ve o "psikopat"lar bu filmler yüzünden türemedi. Algılamayı bir türlü beceremediğimiz başka sebeplerden varoldular. Ve bu bakış açısıyla önünü kesmek pek mümkünde olmayacaktır emin olun. Filmde sorgulanası meseleleri atlamışsınız. Filmden çıktığında kaldırımını ya da sokağını değiştirenler kervanına katılışınızda bunun göstergesi sanıyorum. Saygılar....
__________________
Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
|

05-03-2008, 14:30
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 29-02-2008
Mesajlar: 3
|
|
şiddet ve sanat
Tarantinonun şiddet fantezilerini tatmin etmek için yaptığı ve ekstrem şiddet sahneleri içeren Hostel adlı filmi, insan olarak şiddet karşıtı duruşumdan dolayı ve şiddetle beslenmeyi de aynı sebebten reddediyor olmamdan dolayı izlemedim.Barda filminide tamamen aynı sebeblerde ötürü izlemeyi reddediyorum.
Hostel'ı değilde özellikle Barda'yı bu kadar sert eleştirmemin sebebi ise şu: Bu filmin çıkış noktası yaşanmış bir gerçekliktir ve bu yaşanılan gerçek olay cok acıdır, üniversite de okuyan her genç insanın onları yetiştiren her anne babanın canını yakmıştır dahası duyarlı her insanın canını yakmış, sıkıntıya düşürmüştür. Aksi düşünülemez. Gerçek olay benim canımı fazlasıyla yaktı. Bu tür olayların şahsen belgeselle anlatılmasını, sebeblerinin, sebeblerinin köklerinin araştırılmasını isterdim duyarlı yönetmen ve ya sanatla ifade edebilme yetisi kanıtlanmış, sanatı takdir görmüş insanlardan. Yada belgesel niteliğini taşımasını çünkü bu olay toplumumuzda kökleşmiş önemli sorunları göstermektedir.
Sinema sanatının belgeselden daha güçlü olduğu su götürmez bir gerçektir fakat bu türden acı bir olayı bu kadar fazla şiddet sahnesi kullanarak, 'gerçeği olan tüm çıplaklığıyla gösteriyorum hatta biraz daha abartıyorum' tavrına ben pek haz edemiyorum.
Sanatçının bencilliği doğrudur, sanatını ortaya koyarken tabikide kendinden yola çıkar ama sanatçıyı sanatçı yapan ve sanatı da sanat yapan altında yatan insan sevgisidir. Sanatçı eserinden toplum karşısında mesuldur ve eserini her daim savunmakla da yükümlüdür. Sanatçı bencildir diye toplumsal sorumluluğunu sanat adına bir kenara itemez ki sanat diye konuştuğumuz 6 güzel sanatlar ve şimdi hepsini içinde barındıran ve 7.inci sanat olarak geçen sinemadır. Sanat sinema ile birlikte kitle iletisim araclarının en güçlüsüne sahip olmuştur. Pek değerli sanaçımızın bencilliği değilde toplumun sorunlarına olan hassasiyetini nasıl ortaya koyduğu beni daha çok ilgilendiriyor. Barda filminin altında sanatçının acı bir olay karşısında duyduğu acıyı dışavurumunu malesef ben pek takdir etmedim. Bu film gerçek bir olay değilde hayal gücünün ürünü olarak ortaya çıksaydı şu söylediğim hiç bir şeyi söylemezdim ki ben sadece naçiz sıradan bir vatandaşım zaten siz benim herhangi bir kalabalıktan herhangi bir insan olduğumu çözmüşşünüz, fakat
'algılamayı bir türlü beceremediğimiz' diye tabir etmeniz çok ilgimi çekti işte tam da burada, normal bir rutinde yaşayan naçiz bir vatandaş ya da insan olarak üstün gördüğüm sanatçıdan beklerim bana bu bir türlü algılamayı beceremediğim şeyleri anlatmasını. Beni korkutmasını ve duygularımı, pozitif bakma umudumu tümden yıkmasını değil. Son çözümlemede sadece sanat ve bilimdir insanlığı ilerleten.
Gelelim kültürlü kısmına, kültür yaşam biçimi demektir aslında.Ülkemizde bu laf çok yanlış kullanılır bende aynı hatayı yapmış bulunurum zaman zaman.
Kültürlü insan da yaşam biçimi zengin insan diyelim ancak zengin kelimesi maddi zenginlikten bağımsızdır, kültürsüzde yaşam çabasının şeklinin biraz daha az beslenmiş olan insan diyelim. Bunların neden o öyle bu böyle diye düşünülecek olursa o zaman çok farklı şeylerden bahsedilmesi gerekebilir, kapitalizm,emperyalism falan filan gibi bir çok doktrinin tartışılması gerekir ki başka bir platformda keyifle tartışılabilir . Bu filme çok sert bir eleştiri yaptığımın farkındayım ama ben sadece kalabalıklardan bir izleyiciyim.  Düşündüğümü bu kadar sert ifade etmemeliydim belki de diye düşündürttünüz.
Serdar Akar'ın sanatçı yönetmen kimliği ve bunun verimi ile ilgili herhangi bir ayrımcı yaklaşımımda ayrıca yok, 'Gemide' filmininde kendisinin bir başyapıtı olduğunu düşünüyorum. Haşa yani ve sözlerim meclisten dışarı.
Alıntı:
ucuzfilm´isimli arızadan alıntı
Eli Roth'un (ki kendisi Tarantino'nun varislerindendir) Hostel'ini izledikten sonra benzer duygulara (yeni fikirler anlamında) kapıldınızmı. Sanıyorum hayır. Çünkü Eli Roth dersiniz, Tarantino'nun varisi dersiniz ancak Akar yaptığı zaman iş içindeki şiddetin dışa vurumu ve ders niteliğinde olur. Şiddet filmde araçtı tarantino filmlerindeki gibi amaç değildi.
Kültür seviyesi hayata bakışla ilintilidir. Burada "kültürlü" varsaydığınız amcamların bakış açısını irdelemek gerek bunu sadece birilerine söyleten filmi değil. Konuları bölmeme topiğinde yine aynı açıklamayı yapmıştım. Yinelemekten kaçınmıyorum. "Sanat her haliyle -ki sinema kendime en yakın bulduğumdur- bencil bir eylemdir. Bulunduğunuz toplumun kültür seviyesi "çok önemli" değildir sizin için. Olmamalıdır da.
Bundan öte "psikopat"larda var. Ve o "psikopat"lar bu filmler yüzünden türemedi. Algılamayı bir türlü beceremediğimiz başka sebeplerden varoldular. Ve bu bakış açısıyla önünü kesmek pek mümkünde olmayacaktır emin olun. Filmde sorgulanası meseleleri atlamışsınız. Filmden çıktığında kaldırımını ya da sokağını değiştirenler kervanına katılışınızda bunun göstergesi sanıyorum. Saygılar....
|
Konu belledejour tarafından (05-03-2008 Saat 14:53 ) değiştirilmiştir..
|

05-03-2008, 15:06
|
|
...
|
|
Üyelik Tarihi: 16-07-2007
Nerden: izmir
Yaş: 32
Mesajlar: 841
|
|
Elbette ki düşündüklerinizi dilediğiniz sertlikte dile getirmelisiniz belledejour. Saygıyı elden bırakmadığımız sürece problem yok açıkçası. Hostel bir şiddet fantezisi değildi öncelikle bunu belirterek başlamak isterim. Çünkü doğu avrupa ülkelerinde böyle durumların yaşandığını biliyoruz. Para karşılığında zengin mutsuzların kendilerini tatmin etmek üzere oluşmuş bir "sektör" bu. Kaldı ki orada da üniversiteli gençler harçlıklarıyla macera yaşamak üzere kalkıp giderler ve başlarına gelmeyen kalmaz ama kimse eeee bak siz uçkur davasına kalkıp oralara giderseniz başınıza bunlar gelir, mustahaktır size demez. bu bizim algılarımıza özgü bir durumdur maalesef. Ve BARDA'da kaçırdığınız birşey olduğunu düşünüyorum. Bu bir esinlenmedir. Gençlerin hiçbirine film boyunca olumsuz bakamıyorsunuz. Çünkü zaten hepsi hoş tipler. Ancak halı sahadaki kapışmada TGG ile Selim arasında geçen diyaloglarda asıl sorgulama çıkıyor ortaya. TGG nin Selim'e öfkesini kustuğu sözler dehşet vericidir. Ancak Selim'in öfkeside vardır ve o da kusar öfkesini. İşte filmin sorgulanası yeri tam da burasıdır. "Ne güzel eğleniyorduk, nereden çıktı bunlar, rahatımızı kaçırdılar demezmiydiniz, demediniz mi lan!!!" diyor Selim. Demiyormuyuz efendim....
Hiç bir şeyi çözdüğüm yok. Sadece genel tavrıyla "ötekileri" anlatmaya çalışan bir yönetmeni anlamaya çalışıyorum. Ve Akar daha önce dediğim -ve yazınızın sonunda istediğiniz- gibi şiddeti araç olarak kullanıyor. Ve bunu yapanları haklandırmıyor. Filmin sonundaki infaz sahnesi oldukça ironiktir bu anlamda.
Dün gece yazdıklarınızdan sonra oturup yeniden izlettirdiniz filmi bana. Bunun için ayrıca teşekkür ederim. Ve birçok sahnede bu sorgulamaları tekrar ve tekrar yaptım. Film tamamen bir kurmaca olsaydıda önceki yazınızda belirttiğiniz gibi "psikopatları arttıracağını" ve yeni "dersler vereceğini" düşünerek aynı tavırla bakardınız filme maalesef. Aynı kaldırımda yürüyebilmek umuduyla... Saygılar...
__________________
Kim dikti bu gökdelenleri
Ve neden en tepesindeyim sorgulamalarını bırakıp bir kenarı
Açıp kanatlarımı süzülüyorum şatoma doğru
Sakinliğime... Sakiliğime....
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 misafir)
|
|
|
| Konu Araçları |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:29 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|