Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

Elmanın Hiç Yarısı!*

Felsefe içerisinde Elmanın Hiç Yarısı!* konusu: "Doğaya ve insana ilişkin hiçbir gerçeklik yoktur ki bilimin/felsefenin konusu olmasın; insanın doğaüstülük varsayımı dahi, bir fenomen olmaktadır bu saptamaya uygun olarak. İmdi düşüncemizin temel izleğini bu şekilde oluşturduktan sonra, ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 15-10-2007, 00:52
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Standart Elmanın Hiç Yarısı!*

"Doğaya ve insana ilişkin hiçbir gerçeklik yoktur ki bilimin/felsefenin konusu olmasın; insanın doğaüstülük varsayımı dahi, bir fenomen olmaktadır bu saptamaya uygun olarak. İmdi düşüncemizin temel izleğini bu şekilde oluşturduktan sonra, anlamayı deneyelim internetin ‘sanal insan’ını: Hani şu masal serimlerindeki ‘bir varmış bir yokmuş’un çağdaş versiyonu olan, bir varmış pir varmış: İnsanın ‘bedensiz varoluş’ olanağı! Freud’un psikoloji kuramını anımsar ve insan tekini kabaca, bilinç/bilinçdışı olarak iki bileşen olarak ele alırsak, buradaki ikilinin bilinç(ruh)/beden somutluğunda bir bütün ve dolayısıyla ‘sağlıklı’ olarak varolabileceğini, bunun dışındaki durumlarda ise bir ‘bölünme/yarılma’nın söz konusu olmakta gerektiğini anlayabiliriz. Tıpkı, rüya olgusunda olduğunca, rüya durumunda halen de bilinç(ruh) beden bütünlüğü devam ettiği halde bedenin uyku etkisinde aktif (canlı) olamamasının bilinci kontrolsüz bırakması sonucu ortaya çıkan, mantığa uymayan (uymak zorunluluğu bulunmayan) yaşantılarımızda olduğu gibi. Bu, rüya örneğinimizi unutmadan, insan varoluşunu interaktif etkileşim durumunda düşünürsek, ötekime kendimi ‘sunuşum’ bedensizdir ve dahi onun karşıma çıkmasında olduğu gibi: İki, ‘bedensiz bilinç!’ Ve, Freud’dan bu yana bilmekteyiz; bedenin denetiminden çıkan bilincin, tıpkı rüya olgusu benzeri ‘uçacağını.’ Bu ‘ilişki’de, ötekimin karşısına çıkan, ona ulaşan sadece bilincim( söz-yazı aracılığı ile) olmaktadır ki ‘beden dünyam’ dokunulmaz olarak bende kalır. Bedenim bilincime o anki keyfiyet durumumun dışında hiçbir yüklemede bulunmaz. Bulunsa bile, bu beden dünyayı, anında idealize etme ve dolayısıyla çarpıtarak yansıtma olanağım hazırdır elimin altında. Burada dönüp özetlersek, beden/bilinç bağlaşıklılığından özgürleşmiş bir bilinç durumu, bilincin kendi talileri olan bilinçdışı-bilinçaltı ile kontrolsüz bir etkileşime girerek ‘ideal varoluşu’ denemek olanağını elde etmiş olacaktır: Ben bu duruma,uyanıkken rüya görmek, diyorum.



Tam burada, bilişim teknolojisi aracılığıyla girilen ikili bir ilişkiyi düşünelim: Tamı tamına senin aradığınım ve kaygılanmana da gerek yok bu durumdan çünkü seni de kendi ölçülerime uydurarak alacağım senden!..



Ütopyaya ulaşılmıştır artık: Bir elmanın ‘hiç yarısı.’





*)Yazı içeriğinde denenmekte olan tez (iddia), “yatkın kişilik” varsayımını öncelemekte ve geneli kapsamamaktadır. nb.



(konuyu denemeyi sürdürmeye çalışacağım lakin eleştiri ve düzeltmelerle katkı verilir ise.nb.)"


03.04.2007
Nurol Banabak / Rize
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 15-10-2007, 01:19
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Anlamadığım husus, “ideal varoluş”un kral yolu niçin “sanal” olsun?

Ötekime kendimi sunarken, yalnızca bedenen mi hakiki olandan uzaklaşarak -“çarpıtarak yansıtma”- “ideal”imde salınırım?
Yani, Türkçe’si, bencileyin, “varoluş”umun sanal-reel ayrımına gitmek bu noktada lüzumsuz… Üstelik bu varoluş kişinin -ötekiyle değil- yine bizzat kendisiyle hesaplaşmasında konumlanması gerekirken, ayna mı arıyor yani çarpık görüntü’sünü -hakiki olmayan’ını- keşfe çıktığında, yalancı deli aynası


Ruhun bedeni hapsetmesi ve/veya bedenin ruhu hapsetmesi arasında, Aristocu mantığı kıran bir felsefeci vardı (Lacan mıydı anımsayamadım…) Her ikisi de bir bütündür diyip, ayrılmazlığını savunabileceklere sözüm yok
Postmodern söylemin ilkesiz ilkelerinden: “İnsanı ruh-beden olarak ikiye bölen anlayışlarla hesaplaşmak” olarak anımsatırsam...


Varoluşu "idealize" etmek…Peki ya kim için?
Yine bizzat kişinin kendisi için, çünkü biliriz hakikat de sahte de kişinin içindedir ve olanı değiştirmek yani “yalan”ın muhatabı da, söyleyen kişisi de, aynı kişidir…

Nb’em “bedensiz ruhlar”dan bahsetmiş sanal için…Kişi sanalda da reelde de “ruhsuz bedenler” yaratabilir tezini süreceğim ben de o zaman (ki buradaki ruhsuz’luk katiyen “hakiki” olmayandır)

Olaya buradan bakar isek, sanal alem denen pek bir alem yerde kişi "öteki"sine kendini hakiki olmayan bir şekilde sunduğu zaman bizzat yine kendi kendini aldatmaya çalışmaktadır; komplekslerini, eksikliklerini ve zaaflarını değiştirerek/dönüştürerek yaşamaya çalışır...Bu yalnızca bedenen mi olur? Ruhu/zihni bedenden ayırıp sanki ruhun tüm hakikiliğini mi sunuyoruz ki buralarda da, sadece jelatinlediğimiz bedenlerimiz olsun, aslında tastamam ruhlarımızı da bezeriz "yalanlarla", ve bunun mekanı hemen hemen yoktur... (burada sanal ve reel ayrımı yine lüzumsuzlaşıyor)
Buradaki beden tasvirim de, öznenin dışındaki tüm nesneler olarak alımlanmalıdır. (öznenin karşısındaki diğer "özne"ler de dahil...)
Kişi yalana, aldatmaya başladığında bizzat bunu kendi içinde bilir, bilmezse zaten yalan olmaz, bilmezse zaten bir tür patolojiden bahsedilebilir. Bahsimiz hastalıklı ruhlar değilse (ki bir miktar hepimiz felsefik anlamda hastalıklıyız, geçiyorum) Nb’nin bahsettiği nosyonu bir “hakikatten uzaklaşarak var olmak” olarak algılıyor ve bunun sanalda nasıl “ideal” olabileceğini sorguluyorum…Olsa olsa “sakatça” olur, ama hastalığı yenmede marazi tedaviler olabilir mi, bazen…?


“buradaki ikilinin bilinç(ruh)/beden somutluğunda bir bütün ve dolayısıyla ‘sağlıklı’ olarak varolabileceğini, bunun dışındaki durumlarda ise bir ‘bölünme/yarılma’nın söz konusu olmakta gerektiğini anlayabiliriz.”N.B

Asıl bir ikilinin “sağlıklı” varolabilmesine inanmak bana ütopik geliyor, yarılsın yarılmasın, ve bu sizceleyin “ulaşılan ütopya”nın da salt “bedenin” varsıllığını ortadan kaldırınca gerçekleşebileceğini de aklım kesmiyor açıkçası…...(Nb’nin buradaki “ideal”liğinden “muhtaç olunan varoluş” anlamını çıkarıyorum ve yine “sakat”ça…)


Iskaladım mı yine bilmiyorum ama, aslında sorgulanması öncelikli dosyalardan biri olmalı bu forum…Durun bakalım yine -pek hoşuma giden- beyin jimnastiğinde ben yazınca Nb susacak mı
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 15-10-2007, 22:30
duarden - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
solus et moriturus ...
 
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 31
Mesajlar: 1,690
Blog Başlıkları: 1
Hocam gelip konuyu saptırmak istiyorum biraz ,bu yolu daha önce yürümüş biri olarak belki bu yol sapması hoşunuza gitmeyebilir yada yeni manzarayla birlikte başka insanlar sizin gördüğünüz manzarayı sorabilir..

Şimdi bilinsiz bilişle idela insan olabiilmek kavramında öte. birey kendini nasıl biçimlendirir kavramına göz atmak istiyorum. Başkasın gözündeki değerine göre yani içten içe kendinden nefret eden varlık kendine tahammül eden birey(ler) karşısında 8kendin daha fazla satmak adına) eğilip bükülerek oluşturuyor çoğu kez(burda değer yaratan ları almıyoruz tersine sürüden kitlelerden bahsediyoruz). Bir süre sonrada olduğunu bakalarının gözündeki adamdan başkası olamıyor. Şimdi burada nbbn.nin tezine yaklaştığımız düşünülebilir. Yani bundan kurtulmuştur insan o zaman daha özgürdür. Ama burda bilincini kaybetmiş artık başkasını gözündeki anlamla yaşayan insanlardan bahsediyoruz. Bu kişiler yazarken yada söylerkende netin içinde aynı yalanla kendini satıp beğendirmeye çalışıp eğilip bükülmez mi. Yani yalandan yalan yaratmak değil mi sonuç..


House of Duarden
Alıntı:
"Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!" F.Nietzsche
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 19-10-2007, 06:10
serin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Mesajlar: 114
Ben konuya balıklama atlasam desem ki;ben ölümsüz olmak istiyorum,bu nasıl olur,beni alıp ölmeyen bir hale getireyim,nasıl yapayım bunu? Biyolojik bağlarımdan kurtulayım,nasıl? Tüm bilincimi bir başka yere aktarayım,beni tümüyle barındırabilecek bir taşıyıcıya,bu ne olabilir? bana tümüyle benzeyen ama canlı olmayan bir robot,neden bana benzesin ki? ben artık insan değilim,o zaman şekil önemli değil,ben kimim?sadece düşüncelerim mi? Bu düşünceler nasıl oluştu? Yemek,içmek,nefes almak,aşk,sevgi ve diğer bedensel şeylerden,ee beden yok? ne kaldı?hiç...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
elmanin, hic, yarisi_


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Bekliyorum yüzümün yarısı sen duarden Hayata Dair.. 1 02-07-2007 00:09
Gece Yarısı Hezeyanları... duarden Hayata Dair.. 1 14-06-2007 18:05


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:55 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org