Anlamadığım husus, “ideal varoluş”un kral yolu niçin “sanal” olsun?
Ötekime kendimi sunarken, yalnızca bedenen mi hakiki olandan uzaklaşarak -“çarpıtarak yansıtma”- “ideal”imde salınırım?
Yani, Türkçe’si, bencileyin, “varoluş”umun sanal-reel ayrımına gitmek bu noktada lüzumsuz… Üstelik bu varoluş kişinin -ötekiyle değil- yine bizzat kendisiyle hesaplaşmasında konumlanması gerekirken, ayna mı arıyor yani çarpık görüntü’sünü -hakiki olmayan’ını- keşfe çıktığında, yalancı deli aynası
Ruhun bedeni hapsetmesi ve/veya bedenin ruhu hapsetmesi arasında, Aristocu mantığı kıran bir felsefeci vardı (Lacan mıydı anımsayamadım…) Her ikisi de bir bütündür diyip, ayrılmazlığını savunabileceklere sözüm yok
Postmodern söylemin ilkesiz ilkelerinden: “İnsanı ruh-beden olarak ikiye bölen anlayışlarla hesaplaşmak” olarak anımsatırsam...
Varoluşu "idealize" etmek…Peki ya kim için?
Yine bizzat kişinin kendisi için, çünkü biliriz hakikat de sahte de kişinin içindedir ve olanı değiştirmek yani “yalan”ın muhatabı da, söyleyen kişisi de, aynı kişidir…
Nb’em “bedensiz ruhlar”dan bahsetmiş sanal için…Kişi sanalda da reelde de “ruhsuz bedenler” yaratabilir tezini süreceğim ben de o zaman (ki buradaki ruhsuz’luk katiyen “hakiki” olmayandır)
Olaya buradan bakar isek, sanal alem denen pek bir alem yerde kişi "öteki"sine kendini hakiki olmayan bir şekilde sunduğu zaman bizzat yine kendi kendini aldatmaya çalışmaktadır; komplekslerini, eksikliklerini ve zaaflarını değiştirerek/dönüştürerek yaşamaya çalışır...Bu yalnızca bedenen mi olur? Ruhu/zihni bedenden ayırıp sanki ruhun tüm hakikiliğini mi sunuyoruz ki buralarda da, sadece jelatinlediğimiz bedenlerimiz olsun, aslında tastamam ruhlarımızı da bezeriz "yalanlarla", ve bunun mekanı hemen hemen yoktur... (burada sanal ve reel ayrımı yine lüzumsuzlaşıyor)
Buradaki beden tasvirim de, öznenin dışındaki tüm nesneler olarak alımlanmalıdır. (öznenin karşısındaki diğer "özne"ler de dahil...)
Kişi yalana, aldatmaya başladığında bizzat bunu kendi içinde bilir, bilmezse zaten yalan olmaz, bilmezse zaten bir tür patolojiden bahsedilebilir. Bahsimiz hastalıklı ruhlar değilse (ki bir miktar hepimiz felsefik anlamda hastalıklıyız, geçiyorum) Nb’nin bahsettiği nosyonu bir “hakikatten uzaklaşarak var olmak” olarak algılıyor ve bunun sanalda nasıl “ideal” olabileceğini sorguluyorum…Olsa olsa “sakatça” olur, ama hastalığı yenmede marazi tedaviler olabilir mi, bazen…?
“buradaki ikilinin bilinç(ruh)/beden somutluğunda bir bütün ve dolayısıyla ‘sağlıklı’ olarak varolabileceğini, bunun dışındaki durumlarda ise bir ‘bölünme/yarılma’nın söz konusu olmakta gerektiğini anlayabiliriz.”N.B
Asıl bir ikilinin “sağlıklı” varolabilmesine inanmak bana ütopik geliyor, yarılsın yarılmasın, ve bu sizceleyin “ulaşılan ütopya”nın da salt “bedenin” varsıllığını ortadan kaldırınca gerçekleşebileceğini de aklım kesmiyor açıkçası…...(Nb’nin buradaki “ideal”liğinden “muhtaç olunan varoluş” anlamını çıkarıyorum ve yine “sakat”ça…)
Iskaladım mı yine bilmiyorum ama, aslında sorgulanması öncelikli dosyalardan biri olmalı bu forum…Durun bakalım yine -pek hoşuma giden- beyin jimnastiğinde ben yazınca Nb susacak mı
