|
|
| Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir.. |
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!
Jean Paul Sartre: Varlık Ve Hiç'liktenFelsefe içerisinde Jean Paul Sartre: Varlık Ve Hiç'likten konusu: Alıntı:
maria ´isimli arızadan alıntı
Sartre'den hem çıktık hem çıkmadık Sevgili possible_outside...
«Dünyanın bütün kitapları doyuramaz kafamın açlığını. Neler neler okumadım! Ama yine de kafamın açlığından ölüyorum... Anlayışım arttıkça, bilgim ...

01-10-2007, 17:09
|
|
|
iyi bir iletişim "varoluştu" (diyelim Sartre'ca)
Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı
Sartre'den hem çıktık hem çıkmadık Sevgili possible_outside...
«Dünyanın bütün kitapları doyuramaz kafamın açlığını. Neler neler okumadım! Ama yine de kafamın açlığından ölüyorum... Anlayışım arttıkça, bilgim eksiliyor...»
...
«Öğrenmediğin şeyi nasıl bilebilirsin? Şeytan mı var senin emrinde?» diye sordular. Ben de: «Bildiklerimi öğrenmek için, sizin içtiğiniz şarapların on misli kandil yağı harcadım» diye karşılık verdim.»
Okudukça gözleri bağlı bir insanın yavaş yavaş bağının çözülmesi ve dokunduğu filin ne kadar büyük olduğunu görmesi ya da bilgi edindikçe ummanın nasıl da sınırsızlığını görüp daha da açlaşması, gözlerini fal taşı gibi açması açması ama yine de tüm evrene dokunamayacağını bilip de azap çekmesi...Bu çile elbetteki boş bir çaba olamaz...Campanella da, Sartre de devlerdendir; Newton olmalı "devlerin omuzlarından daha ileriye" bakabileceğimizi söyleyen; bu çaba ne diye boş olsun ki biz "cüceler" için bile olsa...Campanella da nice işkenceler çekmiş hatta en insanlık dışı işkence uygulanırken bile bir filozofa yakışmayacak sözler ağzından çıkmasın diye dişlerini sıkmış ama Güneş Ülkesi'ni yazabilecek kadar da yüreğini bilgelikle doldurmuş...
Oysa yukarıda Sartre iki kahramanını konuşturuyordu; biri burjuva tüccar bir ağabey, diğeri üniversitede idealist bir akedemisyen ve bu kahramanlardan biri gerçekten de Fransa'nın Cezayir işgaline katılarak "özgürleşiyor"...Jacques hangisi sizce...?
Sorunuzun yanıtını verdim sanıyorum...
|
Campenalla'dan yaptığınız alıntı Sartre'ın insanın bilgisinin erimi arttıkça özgürlüğünün de arttığına ilişkin yalın-akılcı bir sözünü aklıma getirdi. Galiba bu alıntılar onun uzun bir romanı idi, ben onu okumadım. Yani ama hakkında duyduklarım Matthew'ü Sartre'a benzetmeme neden olmuştu... sorunun yanıtı Matthew'mu? ... Fransa'nın Cezayir işgaline katılarak "özgürleşiyor"... Eğer diyorum, şöyle bir ön-bilinci varsa ve onda tamamlanmış, neredeyse tamamlanmış bir ön-bilinç ise (bir tür senaryo ise) "bu mücadelede şu tarafta yeralacağım ve özgürleşeceğim" ise özgürleşir; bu bir antinomi gibi bir şey de olur öte taraftan, çünkü özgür seçim'den çok varolan bir oyunun tekrarı gibi... belki burada bir tür "salt" akıldan uzaklaşmak gerekir -Nbb siz de hoşgeldiniz.
|

02-10-2007, 07:38
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
Sartre'ye göre tüm nesnelerin (bizim dışımızdaki "şeyler"in) etrafında bir tam dönüş, belki bir üç yüz altmış derecelik bir hareket, her görüngü dizesinden algılamamızın toplamı, gerçek öz olamayacağı için varlığı önceliyordu; töz'ü görmekse neredeyse mümkün değil... Varlık ve hiçlik'te nesnelerin asıl varlıklarını göremeyen bilincin asıl olduğu şey/nesnenin kendisi dışında 'kendisi için' anlamlı olan, öznenin anlamlandırdığı/anlam ürettiği şeyleri görerek "kendinde şey"leri, özün varlıktan sonralığını savunmasına dayanaktır Sartre'nin ve bu çıkarımdan da "hiçleştiriyordu" bilinci...Katı rasyonalistlerin akilliğini hep naçar buluyordu.
Daha sonra bu algılar toplamını "keyfi özgürlük"lerimizle belirlediğimizden dem vurup; -Sevgili possible_outside sizin bir evvelki sayfada bahsettiğiniz Faşizmi de, Marksizmi de seçme keyfiyeti gibi-, kişiye göre anlamın seçim özgürlüğünden bahsediyor. Kahramanlarından birinin elini bıçakla delmesi de bu "keyfi özgürlüğü"...(Bu pasajı özellikle daktilo edip eklemek isterim sonradan, dediğimi çok anlaşılır kılacaktır, şıktır...)
Bulantının kahramanın taş örneğini verdiniz, parkta oturduğu zaman ağaç köküne ilişen kahraman'ın durumunu da anımsayalım. Kökü yalnızca bulunduğu perspektiften algılayan kahramanın ötekileşmesi ve biganeliği...
Özgürlüğe canlılık kazandırmak son derece güçtür, bu "bahane"yle, bilinç-dışılığa son derece sıkı sıkıya yapışan insanı "kötü niyetli" bulur Sartre...
Tekrar Freud'un bilinç-dışılığına dönersek; farkında olmadığımız zihnî süreci (çocukluk ve bebeklik yaşları) Sartre bir nevi kötü niyet olarak adleder demiştim; kötü niyet kişinin kendini kandırmasıdır. Biz eylemlerimizi ya da niyetlerimizi bilinç-dışı olarak nitelendirip, kötü niyetin hizmetine sunabilir ve sorumluluktan kaçabiliriz; nasıl bir örnek versem tam da burada:
Bir "oğlancı" olduğunu reddeden, homoseksüellerin naturasını yok sayan bir "eş cinselin" kendi kötü niyetini anlaşılır olmasını dahi yine kötü niyetlice bekleyen Daniel; "cinsi sapık olmaktan" utanır ama aynı zamanda arkadaşının bunu anlamasını da bencilce bekler...
"Bu halini olduğu gibi kabul etmen daha uygun olur" diyen Mathieu'ya;
Bilinçdışılığı öylesine yaptığına kılıftır ki, kendisini anlamadığını söyler, diş biler (kendisi gibi heteroseksüel olamadığı için ve durumunu kabullenecek gücü karşı tarafa yansıtmanın kolaycılığıyla) arkadaşının sevgilisine evlenme teklif eder; üstelik sevgilisi "can" arkadaşından hamile ve yardıma ihtiyacı varken...
Keza Mathieu de aynı kötü niyet içerisindedir, hamile bıraktığı velakin evlenmek istemediği -parası olmadığı için de aldıramadığı- kadının sorumluluğundan kaçmış olacaktır.
Karşılıklı olarak özgürlük adına, sorumluluklarından kaçmaktadırlar ikisi de. Biri bir homoseksüel olma sorumluluğundan (utancını yenmek) biri de yıllarca yattığı bir kadını hamile bırakıp ona sahip çıkma sorumluluğundan...Oysa Sartre'ye göre önceliklidir "özgürlüğümüzün tutsağı" olmamız...
Jacques, ağabey, burjuva tüccar ve bencesi de romandaki en yalın en özgür en samimi karekter...İşgale karşı Jacques Cezayir'e gider...
Mathieu yalnızca tüm entelektüel uğraşlarının, felsefi donanımının, 'görkemli ve zahmetli yaşamı'nın basit bir muhalif olma hazzı için olduğunu farkedemez bile...Yine Sartre'nin "biz" olamayan "ben"i ne denli eleştirdiğini çıkarsamak olası...
Sartre bilirsiniz ki eylem adamıdır da, burada ne Mathieu ne de Jacques'tur Sartre, olsa olsa ikisinin karışımıdır ya da hiçbiridir...
Ve hoş geldiniz Nb'em, nerelerde kaldınız... 
|

02-10-2007, 09:50
|
|
kim bilir
|
|
Üyelik Tarihi: 23-09-2007
Nerden: Rize
Mesajlar: 69
|
|
|
Kendi kendisi için sorunsal olan insan!..
Yanılmıyorsam Satre’ın romanları üzerinden irdelemektesiniz, varoluşçu felsefeyi. İmdi burada ilerlemiş söze nasıl katılabilirim, nasıl katabilirim yeni soru imlerini ki? Yirminci YY.da kendini kendi önüne ‘sorunsal’ olarak koymuş olan insanın felsefesi; varoluşçuluk / Existentialisme: İnsanın varoluşunun anlamı, kendini gerçekleştirmesi, raslantılar içinde oluşu, güvensizliği… “güçsüzlüğü ve hiçliği içinde insan, zaman içinde ve tarihselliği içinde insan, ölüme mahkum bir varlık olan insan…” Burada ezcümle şöyle diyebilir miyiz; bütün şeyler ‘vardır’ sadece, yalnızca insan, bütün şeyler (varlık) içinde bir varoluş’a sahiptir. Ve bu varolan insan dahi yoksanamaz sonu dolayısıyla bir ‘varoluş’ olmaktan çıkarak varlıklardan bir varlık düzeyine düşer; tıpkı varoluş olarak da dünyaya düştüğü gibi bir zamanlar… Düşer. Çürüme ve hiçlik!.. İmdi bu bir zamanlar kendi varoluşuna sahip varlıktan geride kalan/kalabilen nedir: Varoluşun bir ‘ölümsüzlük olanağı’ var mıdır?
Düşünce/ruh!
Yazıda, eğer değer verilmiş ve saklanarak ileriye taşınmış bir yazı/yapıt bırakabilmişse ardında bir zamanlar varolan, fiziği aşmış sayılmalı mıdır? Mesela, peygamberler (din) bunun bir örneği olabilir mi? Aristo, Einstein olabilir mi? Kerem ile Aslı!..
Maria olabilir mi? nb. Olabilir mi?
En küçük bir olasılık bile varsa, niye alçakgönüllü olalım ki ölümsüzlük isteminde!
Ama ben daha bir cömert olmak isterim söz buraya gelince: Bir kez varolan, (varoluşunu yakalayan) bir daha asla yok olmaz!..
Belki elbirliği ile çıkarsayabiliriz buralardan bir ‘züğürt tesellisi,’ ne dersiniz?

sıyırdı yüzünü dünya / gördüm kimse ben değil
|

02-10-2007, 18:43
|
|
|
Bir tür "öznel" idealizm gibi
Sartre'ye göre tüm nesnelerin (bizim dışımızdaki "şeyler"in) etrafında bir tam dönüş, belki bir üç yüz altmış derecelik bir hareket, her görüngü dizesinden algılamamızın toplamı, gerçek öz olamayacağı için varlığı önceliyordu; töz'ü görmekse neredeyse mümkün değil... Varlık ve hiçlik'te nesnelerin asıl varlıklarını göremeyen bilincin asıl olduğu şey/nesnenin kendisi dışında 'kendisi için' anlamlı olan, öznenin anlamlandırdığı/anlam ürettiği şeyleri görerek "kendinde şey"leri, özün varlıktan sonralığını savunmasına dayanaktır Sartre'nin ve bu çıkarımdan da "hiçleştiriyordu" bilinci...
Sanrım, Merlau-Ponty'ye ait, bir küp örneği vardı: Küpün tümünü birden göremeyiz. Evet, elbette. Ama her "görüngü dizesinden algılamamızın" toplamda özü vermeyeceğini belirtmişsiniz. Böyle bakılırsa elbette: Yani görüngüleri algılıyor ve hepsini birleştiriyorsak yaptığımız toplam öz'ü vermekten çok bilinç sahibinin bilincini verecektir. İzin verin de bunu böyle anlayan bilincin kendisinin hayvani bir doğasını, ait olduğu toplumun, sınıfın... (vb. gibi bir özel toplumsal koşul/koşullar) tüm bu toplumsallıkların doğasını hiçe sayarak sanki bilincinde tümüyle özgür, tümüyle Varlığa soyut ve öteden bakan konumda gördüğünü söyleyeyim. Bakış soyut ve her türlü iç-ten uzak tutmaya gizlice çalışılırken, bakışın nesnesi de özü, kendi özünün nesnelliğini vermekten aciz: Görüngülerde içerilen taş ise taş ona fiziksel yapısının nesnelliğini sunamıyor, matematik denklemi ise o da bunu yapamıyor, bir libido ise o da değil. Filozofumuzun soyut bakışı hiçbir somut içerik taşımak istemiyor -özgürlüğünü böyle kazanacağını düşünüyor, diyebilirim. Burada olumlu içerik, aslında felsefecilere yakışan biçimde bilincin değeri, düşüncenin değeri üzerine içerilen gizil vurgu, bu özgür hissettirir, giderek insani bir varoluşun içinde olan bir bilinç olarak düşündürür özneye kendisini -ama bu konuda tek olumlu içerik bu.
Kahramanlarından birinin elini bıçakla delmesi de bu "keyfi özgürlüğü"...(Bu pasajı özellikle daktilo edip eklemek isterim sonradan, dediğimi çok anlaşılır kılacaktır, şıktır...)
Bulantının kahramanın taş örneğini verdiniz, parkta oturduğu zaman ağaç köküne ilişen kahraman'ın durumunu da anımsayalım. Kökü yalnızca bulunduğu perspektiften algılayan kahramanın ötekileşmesi ve biganeliği...
Burada hatırladığım Sartre kahramanı "varoluşu önceleri sadece boş bir biçim olarak bulurdum" diye düşündüğünü ve yaşadığı gözlemden bilince giden bir garip yolu öznel bilinci ona "şeylerin varoluşması"nı asıl alması gerektiğini öğretiyor. Klasik batı metafiziği Varlık'ı kategori, varolmakta olmayı ise mantıksal veya zamansal süreç olarak alır -yani köklü bir kopuş var bu bağlamda. Ben kahramanın ilk konumunda kalmasını isterdim, kendi düşüncelerime uygun olarak.
Özgürlüğe canlılık kazandırmak son derece güçtür, bu "bahane"yle, bilinç-dışılığa son derece sıkı sıkıya yapışan insanı "kötü niyetli" bulur Sartre...
Tekrar Freud'un bilinç-dışılığına dönersek; farkında olmadığımız zihnî süreci (çocukluk ve bebeklik yaşları) Sartre bir nevi kötü niyet olarak adleder demiştim; kötü niyet kişinin kendini kandırmasıdır. Biz eylemlerimizi ya da niyetlerimizi bilinç-dışı olarak nitelendirip, kötü niyetin hizmetine sunabilir ve sorumluluktan kaçabiliriz; nasıl bir örnek versem tam da burada:
Bir "oğlancı" olduğunu reddeden, homoseksüellerin naturasını yok sayan bir "eş cinselin" kendi kötü niyetini anlaşılır olmasını dahi yine kötü niyetlice bekleyen Daniel; "cinsi sapık olmaktan" utanır ama aynı zamanda arkadaşının bunu anlamasını da bencilce bekler...
"Bu halini olduğu gibi kabul etmen daha uygun olur" diyen Mathieu'ya;
Bilinçdışılığı öylesine yaptığına kılıftır ki, kendisini anlamadığını söyler, diş biler (kendisi gibi heteroseksüel olamadığı için ve durumunu kabullenecek gücü karşı tarafa yansıtmanın kolaycılığıyla) arkadaşının sevgilisine evlenme teklif eder; üstelik sevgilisi "can" arkadaşından hamile ve yardıma ihtiyacı varken...
Keza Mathieu de aynı kötü niyet içerisindedir, hamile bıraktığı velakin evlenmek istemediği -parası olmadığı için de aldıramadığı- kadının sorumluluğundan kaçmış olacaktır.
Karşılıklı olarak özgürlük adına, sorumluluklarından kaçmaktadırlar ikisi de. Biri bir homoseksüel olma sorumluluğundan (utancını yenmek) biri de yıllarca yattığı bir kadını hamile bırakıp ona sahip çıkma sorumluluğundan...Oysa Sartre'ye göre önceliklidir "özgürlüğümüzün tutsağı" olmamız...
Burada örtük bir hristiyan ahlak kültüründen gelen (tıpkı "özgür irade" gibi) aslında şeylerin ardındaki kötü niyeti bulma kötü niyeti var. Bunu göstermeye çalışacağım. Ama önce Freud'u savunayım -bu bağlamda ne kadar yapılabilirse. Bir kaç psikolojik tahlil yapıp kişiler için dürüstçe olan belirlendikten sonra psikanaliz mahkum edilemez. Freud, erken döneminde Bleuer'le yaptığı ilk dönem çalışmalarında bir vaka incelemesinin üzerinde bıraktığı etkiden bahseder. Psikolojik nedenlerle kendini felç sanan bir kadın hipnoz anında kalkıp yürüyebiliyordur -bu elbet bilinç-dışının varoluşuna götürür. Herhalde kadın da kendine yalan söylediği için yürümüyor değildir. Ayrıca bir içgüdü, cinsellik doğuştan vardır ama erişkinlerin sex yetsine sahip değildir. Bu onun içinde zaman içinde büyüyen, açılım kazanan bir tohumdur ve örneğin Oidipus komplexi veya penis hasedi evrenseldir. Malinowski örneğin, Avustralya yerlileri üzerinde yaptığı incelemede grup halinde yaşayan kabilelerde çocuğun babasının değil, annesinin erkek kardeşinin çocuğun eğitiminden sorumlu olduğunun, onun çocuğun eğitiminde etkin olduğunu ileri sürer: Ve sadece erkek çocuk için baba figürün dayı figürü ile yerdeğiştirdiğinden... Şu öz-eleştiri oyunun da sizin Sartre'da ileri sürdüğünüz yalancı bilinçle eş-değer, belki daha da yalancı olduğundan dem vuralım şimdi  aniel ve Mathieu korkularından dolayı kendilerine karşı dürüst değildirler. Neden mazaretleri yoksa? Eğer yaşam koşulları, eğer "ben böyle yaparsam başkaları nasıl davranabilir" türünden korkular içinde yaşamayacağı zeminler olsaydı belki böyle kendilerine acı vermeyeceklerdi. Acı, diye bağladım; zira kendilerine karşı yalancılıkları içinde hiçbir çelişki barındırmayan bir iç-güdüsel öz-sakınım değil. Yine benciller, yine kendilerini korumadalar şüphesiz ama bir çatışma-çatışma durumunu da yaşıyorlar: Haklı mazaretleri var. Ama Sartre'ın bir yerlerde dediği gibi "koşul her zaman varolacaktır" şu ya da bu koşula sığınarak kendinden kaçmak iş değil öyleyse, gerçek yaşamazlıklara düşmek de diyebiliriz -yarı soyut/yarı şiirsel bir dille. Bu iki tikel örnekten yola çıkarak psikanalistin de kendilerine bahanler üretebileceği... elbette bu olası. Bu olasılıktan bir bilimin hiçliğine geçiş ise saçma.
Jacques, ağabey, burjuva tüccar ve bencesi de romandaki en yalın en özgür en samimi karekter...İşgale karşı Jacques Cezayir'e gider...
Mathieu yalnızca tüm entelektüel uğraşlarının, felsefi donanımının, 'görkemli ve zahmetli yaşamı'nın basit bir muhalif olma hazzı için olduğunu farkedemez bile...Yine Sartre'nin "biz" olamayan "ben"i ne denli eleştirdiğini çıkarsamak olası...
Bu'dur! Ben de Jacques diye tahmin etmiştim, dramayı o verirden çok özelde Hristiyan kültürün ahlakına genelde zayıf insanın ahlakına şöyle bir özeleştiri uygun düşer çünkü: Olayların ardındaki, küçük-insani durumların, ilkelerin değil ama olayların ardındaki kötü insani bilinci yakalamak: Bende olduğu gibi başkalarında da; ve iç geçirmek önce insanların aslında ne kadar kötü olduğunu görerek, sonra her insanı eşitleyip zayıf bir bilince taşıdıktan sonra gerçeği bir ince öz-eleştirilerle görmek... bu neden kötü bilinç değilmiş, bu kötüleme, bu haksız, tek yanlı-soyut kötüleme neden derin bir felsefi açılım olmak zorunda ki bu Hristiyanlıkta, genelde de zayıf olmakta içeriliyordu zaten. Bir kez böyle bir miras almayalım, olur-olmaz yerden karşımıza çıkıverir işte.
Elbette, ben de bütünü alamadım, küp örneğimde olduğu gibi; çünkü Tanrı değilim, mutlak bir öz değilim ama buradan ileri gidip "o halde mutlak öz" yok, veya "insan aklına kapalıdır" özler, ya da sizn vurguladığınız gibi "eğer sadece özler hakkında bilinçler" ortada ise o halde özler "bir bağlamda hiçbir şeylerdir" gibi bilinçler geliştirmeyi ussal bulmam.
Sartre bilirsiniz ki eylem adamıdır da, burada ne Mathieu ne de Jacques'tur Sartre, olsa olsa ikisinin karışımıdır ya da hiçbiridir...
[/quote]
|

02-10-2007, 20:11
|
|
|
Alıntı:
nbb.´isimli arızadan alıntı
Kendi kendisi için sorunsal olan insan!..
En küçük bir olasılık bile varsa, niye alçakgönüllü olalım ki ölümsüzlük isteminde!
Ama ben daha bir cömert olmak isterim söz buraya gelince: Bir kez varolan, (varoluşunu yakalayan) bir daha asla yok olmaz!..
Belki elbirliği ile çıkarsayabiliriz buralardan bir ‘züğürt tesellisi,’ ne dersiniz?
|
Ben burada eğer böyle bir ölümsüzlük/ya da geniş tutalım bengilik için "bir kez varoluşunu yakalayan" ile ne kastettiğinizi merak ettim. Eğer bu özel bir bilinç durumu ise bunun içeriği var mıdır? Çünkü "varolmak", "varoluşta olmak" kendinden başka sadece "yokolmak", "yokoluşta olmak" kavramlarıyla anlaşılabilen kategoriler benim için. Salt soyut biçimler ki, her varlığa her yokluğa (ya da hemen her varlığa her yokluğa) eklemlenen kendilerinden başka bir şey anlatmayan ussal kategoriler -ve feci halde yoksullar. Hegel'le ve Aristoteles'le birlikte varlık sadece varlık'tır. Kendinde varlık tümüyle belirlenimsizdir. Aristoteles'siz yürüyorum yolun kenarını sadece Hegel'le şimdi, Varlık yokluğa ve yokluk varlığa götüren kendilerinden başka hiçbir şey anlatmayan sadece Oluş'a geldiklerinde tümüyle soyut olmaktan kurtulan kavramlardır. Ve varoluş'da onu hiçbir "belirli şey/şeyler1 olarak düşünmüyorsak zamanda da bengilikte de aynı bomboşluğunu taşır. Ölümsüzlük/bengilik için gerekenin özsel/tözsel sonuçta belirli şeyler olan belirli düşünlerle kazanılacağı şeklinde çevirdim sözünüzü -kendi fikirlerime uygun olarak.
Konu possible_outside tarafından (02-10-2007 Saat 20:28 ) değiştirilmiştir..
|

03-10-2007, 11:09
|
|
kim bilir
|
|
Üyelik Tarihi: 23-09-2007
Nerden: Rize
Mesajlar: 69
|
|
|
Şunu anladım şimdilik; birbirimizi anlamanın eşiğindeyiz henüz ve böyle olması da gereklilikten. Ne ödünç alınmış bir dili kullanabiliriz buradaki paylaşımımızda ve ne de günlük sıradan dil; o, anlamı kendisinden önce gelen lakırdı yetişebilir imdadımıza. Sözü yeniden yaratmak da, onu iletişimi sağlayacak kıvama sokmak da hiç kolay uğraş değildir işte…
‘Ölümsüzlük’ lafzıma bağlamayı seçmişsiniz yazdıklarımı: Bu, yanlış olmuş! Ölümsüzlük bahsim kişisel bir fantezim olarak alınabilseydi keşke; ona ‘züğürt tesellisi’ de demişliğime bakılarak. –bir kez varoluşunu yakalayan- nitelemem Satre’ın “herkes, varolduğunu bilmez’ önermesi’ne bakılarak (şimdi bu bir önerme midir?) daha yalın anlaşılabilecektir kanımca.
Sıkışık bir zamanımdır şu an ve basit de olsa felsefi bir paylaşım için kesin olumsuzluk katıcı.
Şunu da yazayım bitireyim, bitmeyecek olanı: Büyük olasılıkla yanlış anlamışım ya sizi, ama anladığım kadarıyla, Varoluşçu Felsefenin ‘insan varoluşu’, ki insanın dışında olmayandır; anlamanız bir parça sorunlu gibi mi ne? Yani, Kavramsaldüzeyde… Ama dediğim gibi önceden, böyle anlamam büyük olasılıkla benim de sizi şimdilik eksik anlamdan kaynaklanmaktadır…
Sen ne dersin; mariii...
İkinize de ve bizi okumak gafletine düşen herkeslere selamlar, sevgiler.

sıyırdı yüzünü dünya / gördüm kimse ben değil
|

04-10-2007, 09:51
|
|
kim bilir
|
|
Üyelik Tarihi: 23-09-2007
Nerden: Rize
Mesajlar: 69
|
|
Kurbağa göle atlar suyu sıçratır.
Ben buncasına muktedirim ancak, gölü ise sen kuracaksın yenibaştan!…
Varolmak yokolmak’ın zıddı değildir; varoluşun farkında olamamakla, ender gelen varoluş anları’nı bir bilinç-kaybıyla eşanlamlı saymakla geçer beşerin ömrü yaşamın normal akıp gitmesinde zaten. Buradan bakınca da, varolamayış birincil hal, varoluş ise ikincil hal olur.
“Varoluş Nedir? Jaspers varoluştan ne anlıyor? Jaspers’te özel bir tanıma rastlanmıyor, ona göre böyle bir tanım verilemez de, çünkü varoluştan nesnel anlamda söz edilemez. Bir cins kavramı olarak varoluş diye bir şey yoktur, tek tek varoluşlar vardır sadece. Varoluşu en iyi ‘dasein’la (burada varlık) ‘Bewusst-sein’ (bilen varlık=bilinç) birbiri karşısına koyarak anlarız…”*
Yalnızlığıma bürünerek varolurum… Ama sen gereklisin bana yine de; yakalayabilmem için, bir anı’ya yapıştırabilmem için varoluşumu… Sen olmadan, olmuyorum ben de…
Desem de:
Sıyırdı yüzünü dünya
Gördüm, kimse ben değil
Hissedebiliyor musun yüzünü serinleten damlacıkları
*) Bedia Akarsu / Çağdaş Felsefe

sıyırdı yüzünü dünya / gördüm kimse ben değil
|

04-10-2007, 10:38
|
|
|
Akıl-dışı'nın alanında oynamak
Kurbağa göle atlar suyu sıçratır.
Ben buncasına muktedirim ancak, gölü ise sen kuracaksın yenibaştan!…
Konuyla ilgisini anlamak istemedim. "Edebiyat yapma"nız bana sayısız hastalığımı hatırlattı sadece -halkla birlikte "Allah kurtarsın" diyebilirim ancak.
Varolmak yokolmak’ın zıddı değildir
Yaratıcı olmak"tan ben böyle şeyler söylemeyi anlamıyorum; ama bir tane de ben söyleyeyim: "Bütün martılar, porselen takımıdır."
varoluşun farkında olamamakla, ender gelen varoluş anları’nı bir bilinç-kaybıyla eşanlamlı saymakla geçer beşerin ömrü yaşamın normal akıp gitmesinde zaten. Buradan bakınca da, varolamayış birincil hal, varoluş ise ikincil hal olur.
Yüreğinizin götürdüğü yerden gidin nbb; yapabileceğim hiçbir şey yok  -bu yazışmalardan bunu anladım ben.
Ve işte altta bu yaratıcılılarda pekala emeği geçmiş olarak da alınabilecek büyük filozoflardan Jaspers:
“Varoluş Nedir? Jaspers varoluştan ne anlıyor? Jaspers’te özel bir tanıma rastlanmıyor, ona göre böyle bir tanım verilemez de, çünkü varoluştan nesnel anlamda söz edilemez. Bir cins kavramı olarak varoluş diye bir şey yoktur, tek tek varoluşlar vardır sadece. Varoluşu en iyi ‘dasein’la (burada varlık) ‘Bewusst-sein’ (bilen varlık=bilinç) birbiri karşısına koyarak anlarız…”*
Ve edebiyat:
Yalnızlığıma bürünerek varolurum… Ama sen gereklisin bana yine de; yakalayabilmem için, bir anı’ya yapıştırabilmem için varoluşumu… Sen olmadan, olmuyorum ben de…
Veee son olarak kim geliyor -bakınız? İşte kaynak dediğin budur: B*) Bedia Akarsu / Çağdaş Felsefe Büyük felsefecilerimizden Bedia Akarsu!
Eğer birileri kendilerini vareden ya da kendilerinin varolmasında çıkar gören zeminler sağlamışsa birilerine, Felsefe'nin "gerçeği" değil, Akarsu'ların aralarında oynadıkları zeminin gerçekliği sorgulanmalıdır. Bunun nedenlerinin üzerine gidilmelidir. Çok söylendiği için klişe gibi gelebilir: Ama gerçekten felsefeyle ilgilenen bir okur da okursa yazımı, ona işinin sinek kovalamak değil bataklığı yoketmeyi düşlemek olduğunu söyleyeceğim. Bugün için, bataklığı yoketmek sadece bir düştür. Ama bir felsefe okuruna diyebileceğim şudur ki (o buralardaysa) yeterince gösterdiğime inanıyorum ki, sinek kovalamalarım sadece bataklığa kadar giden yolu göstermek içindi. Öyleyse bir edebi olan da benden:
"Sadece benim ve senin için. bugün. Ve sadece bizim çocuklarımız için. yarın -gerisi taştır, ottur vs."
Konu possible_outside tarafından (04-10-2007 Saat 10:41 ) değiştirilmiştir..
|

04-10-2007, 10:45
|
|
kim bilir
|
|
Üyelik Tarihi: 23-09-2007
Nerden: Rize
Mesajlar: 69
|
|
|
Hiç kimse felsefeyi ısırarak anlayabilmiş değildir, bu güne değin.

sıyırdı yüzünü dünya / gördüm kimse ben değil
|

04-10-2007, 10:46
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
|
|
Sanalın patalojik yanıdır bu da, önce düşüncelere/fikirlere gayet saygılı bir ûslup, daha sonra da son derece keyfi, küçümseyen, altı boş, karşı tarafın metinlerini alıp cımbızlayıp, üzerine böylesi edep dışı bir uslupla göndermeler yapmak...
Kendinizi bugün ne sandığınızı bilmiyorum possible_outside ama umuyorum ki, bu yazdıklarınızı kendinize yakıştıramayacak kadar ayıkırsınız yakın gelecekte...
Özellikle deneysel amaçlı, bu iki isme mi yoksa forumdaki herkese mi aynı keyfi, terbiye sınırlarını hayli aşan bir uslupla yanıt verip vermeyeceğinize bakacağım bugun, ertesi gün mü?
Ertesi günümde sizi görmezden gelme mekanizmam hayli işler olacaktır, şükür... 
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:07 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|