Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

Felsefenin Sefaleti

Felsefe içerisinde Felsefenin Sefaleti konusu: Nietzsche aseksüel yaşamasaydı, Sartre annesine bu kadar düşkün olmasaydı, Rousseau mazoşizmi bu kadar sevmeseydi, tarih daha mı farklı olurdu acaba?. Onlar hepimizin adlarını bildiği, felsefe tarihinde birer ekol olmuş, düşünceleriyle ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 07-04-2007, 08:07
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
M€M€ÑTØ MØRÍ
 
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 26
Mesajlar: 1,823
Blog Başlıkları: 1
Standart Felsefenin Sefaleti

Nietzsche aseksüel yaşamasaydı, Sartre annesine bu kadar düşkün olmasaydı, Rousseau mazoşizmi bu kadar sevmeseydi, tarih daha mı farklı olurdu acaba?.

Onlar hepimizin adlarını bildiği, felsefe tarihinde birer ekol olmuş, düşünceleriyle dünyanın gidişatını değiştirenler, yani büyük düşünenler. Belki de büyük düşündükleri için büyük hata yapanlar da yine onlar. İthaki Yayınları'ndan çıkan Sıradışı Filozoflar kitabı, dünyanın en büyük felsefecilerinin en sıradan yanlarını deşifre ediyor. Kitabın yazarları Nigel Rodgers-Mel Thompson, felsefecilerin aziz ya da bilge olmalarının beklenmediğini, ancak yaşamlarının eserlerine ne kadar yansıdığını ayrıntılı bir incelemeyle okuyucuya sunuyor.



Bir şiddet ve zevk düşkünü: Foucault

Düşüncelerini doğrudan doğruya pratik, hatta siyasi bir eylem olarak ortaya koyan, kitaplarının birer 'alet edevat çantası' olduğunu belirtmekten çekinmeyen Michel Foucault, bir filozofun düşündüğü gibi yaşaması gerektiğine inandı ve yaşamı bunun panoraması oldu. 20. yüzyılın Marx'ı olarak da nitelenen filozof; miyop, zeki, şiddete eğilimli ve cinsel açıdan doymak bilmez biriydi. 1984'te AIDS'ten ölene kadar Paris'in gettolarında AIDS'li siyah erkeklerle yatıp kalkmaktan hiç vazgeçmedi. En büyük zevki cinsel ilişkilerinde kırbaç kullanmaktı. Sevgilileriyle yaşadıkları 'erotik zulüm tiyatrosu' olarak nitelendi. Bir apartmanın sekizinci katına yerleşerek, başka dairelerde oturan genç erkekleri aramak için dürbün kullanmaktan hiç vazgeçmedi. Hamamlarda yaptığı zevk âlemlerini eleştirenlere ve AIDS riskini işaret edenlere şu yanıtı verdi: "Delikanlıların aşkı uğruna ölmek... Bundan daha güzel ne olabilir ki?"



Yahudilerden beslenen bir Yahudi karşıtı: Heidegger

Yahudi bir metres (Hannah Arendt) ve Yahudi bir akıl hocasının (Husserl) sağladıklarından faydalandıktan sonra, Yahudi karşıtı bir ideolojiyi onaylayan Heidegger, Nazizm'in Mesih peygamberi oldu. Arendt'le ilişkisinden dolayı çağdaşları tarafından, toy ve korunmasız bir öğrenciyi yatağa atan, amaçlarına uygun düştüğü zaman da terk eden 'acımasız bir yırtıcı hayvan' olarak betimlendi. Nazi Partisi saflarına geçince, öğrencileri için askeri eğitim organize etti, kamplar düzenledi. Burada öğrenciler Nazi üniforması giymeye teşvik edildi. Rektör olduğu dönemde Yahudi öğrencilerinin diploma almasını engelledi. Aynı zamanda hocası olan Husserl'in kütüphaneyi kullanmasını bile yasakladı.



Bir ana kuzusu: Jean Paul Sartre

1980'deki ölümünü gazetelerin, "Sartre öldü, İmza: Tanrı" başlığıyla duyurduğu, 20. yüzyılın en büyük filozofu olarak nitelendirilen Jean Paul Sartre, hayatı boyunca kadınlar tarafından suda boğulma korkusuyla yaşadı. Yaşamının son yıllarında tamamen kör olduğu dönemde, Beauvoir'la yaptığı konuşmalarda, kendisini kadınlara tamamen vermesine engel olan en önemli şeyin, annesine karşı duyduğu ensest duygular ve onun tarafından terk edilme korkusu olduğunu itiraf etti. Feminizmin önemli kuramcılarından olan sevgilisi Beauvoir'a rağmen, hayatı boyunca kadınlara obje olarak davrandı. Kendisi oldukça çirkin bir erkek olan Sartre, yakın arkadaşı Camus'ye gösterişli fiziği nedeniyle hep kin duydu.



Sartre sevgilisi Beauvair ile




Aseksüel bir frengili: Friedrich Nietzsche

'Üstün insan' kavramının yaratıcısı ve pos bıyıklarıyla akıllarda kalan ünlü filozof, aslında zayıf, yarı yarıya kör, düzenli aralıklarla tutan baş ağrıları yüzünden yataktan kalkamayan biriydi. Ağrıların sebebi, kısmen erken yaşlardan beri tekrarlayan göz problemleri ve sinüzit, kısmense psikolojikti. Erkeklere, kadınlara giderken kırbaçlarını yanlarına almayı öğütlemesine rağmen, frengi yüzünden ölmesi manidardır. Bekârlık yemini eden filozofun tek önemli gönül ilişkisi Lou Salome ile oldu; o da bir öpücükten ileriye gidemedi. Bir zamanlar, yakın arkadaşı olan besteci Wagner'le yolları ayrılınca, besteci onun hakkında çok fazla mastürbasyon yaptığı için frengiye yakalandığı söylentisini yaydı. Frengi nedeniyle aklını yitirmeden önce son yaptığı şey, sokakta kırbaçlanan bir atı kucaklamaya çalışmaktı.

Müjgan Halis
Sabah Gazetesi Kitap Köşesi


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 25-11-2007, 06:14
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
İlginç bir makale bu. Buna benzer bir makaleyi sanıyorum Sevgili demett Focus'tan bir alıntıyla eklemişti siteye. Orada da belirttiğim gibi insanlığa katkı sunan kimi önemli şahsiyetlerin kişisel zaaflarıyla uğraşma eyleşi de biz cücelerin çenesini yoran cinsten. Bu makaleyi bir ironik eleştiri olarak algılardım algılamasına ama "sefalet" yaklaşımını itici buldum ilkten. Elbette Tanrılaştırıp tapınç merkezleri haline getirmemeli okur hiçbir beşeri lakin bunu Felsefe'ye mal etme kurnazlığı da biraz absürd kaçmış açıkçası. Nietzsche'nin çok eşli olduğunu okudum birçok yerde de mesela, Müjgan Halis söyledi diye de a-seksüel sanmayacağım illaki. Sartre'nin bir nevi "kadın korkusunu da" okuduğum hiçbir eserinde izine rastlamadığımı belirtmeliyim. Bu tür magazinsel sallamaların popülist bir yazın taktiğiyle kaleme alındığını ve kolay okunabilir bir kılıkla yazılıdığını ve kitlelere yutturulduğunu düşünüyorum. Ha yukarıdaki çıkarımlar eserlerinden alıntı ve derinlikli irdelemerle yapılsaydı, ciddi bir görünüme bürünüp "eleştirel" olabilirdi belki ama böylesi yazıp da ben yazdım oldu mantığına açıkçası karşıyım. Sizin de tek tek alıntıladığınız Sabah'ın ekinde yukarıdaki "bilgilerin" tek referansı Sıradışı Filozoflar adlı kitap. Nigel Rodgers-Mel Thompson yazmış kitabı. Kitabın arka kapak yazı ise şöyle "Kafası karışmışlar için felsefede bir rehber arayanlar uyarılmalıdır.
Felsefe bir yandan aydınlatırken bir yandan da yanlışa yönlendirebilir ve yanıltabilir."
Bu kadar temelsiz altı boş bir önermeyle bana gelen bir kitabı okumaya bile değer bulmazdım örneğin bir okur olarak.
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 28-11-2007, 10:53
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
M€M€ÑTØ MØRÍ
 
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 26
Mesajlar: 1,823
Blog Başlıkları: 1
Standart Katıldıklarım da var katılmadıklarım da..

Tabi ki bu şahsiyetlerin felsefe adına yaptığı katkılar tartışılmaz ancak onları ulaşılmayacak bir mertebeye yerleştirip mitleştirmeyi de doğru bulmuyorum çünkü bu insanları felsefeden de uzaklaştırır. Oysa önemli şahsiyetlerin de zaafları olduğunu bilmek biz cücelere felsefe yapmak için cesaret verir. Evet yukarıda özel hayatlarına kadar girilerek işin magazin yönüne de bakılıyor ancak özellikle Heidegger’in Nazi’lere katılması, rektörlüğünü yaptığı üniversitede öğrencilere şiddet uygulaması, kitap yaktırması ve benzer politikaları çalışmalarını bile gölgelerken bunları konuşmak neden çene yoran cinsten bir eyleşi olsun ki?
Ya da bu kadar güçlü yazan bir Nietzsche'nin kadınlar hakkındaki düşüncelerini merak etmek? (Nietzsche üzerine okuduğum kitaplarda çok eşlilik konusuna rastlamadım. Acaba bahsettiğiniz Nietzsche, Salome ve Paul Ree'nin karmaşık ilişkisi midir?)

Yine bir çok ırkçı Nietzsche'ye öznel yaklaşır. Oysa Nietzsche devlet düşmanı değil midir?
Ya da eşcinsel karşıtları kendilerine idol olarak seçtikleri Eski Yunan filozoflarını yeterince tanırsa fikirleri değişmez mi?
Foucault için eşcinsel eğilimleri olduğunu duymuştum ama Jean Paul Sartre için bahsedilenler ile ben de daha önce karşılaşmamıştım.


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 28-11-2007, 11:14
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 41
Mesajlar: 4,006
Blog Başlıkları: 1
Hangi dahi normaldir ki? Einstein değilmi kadınları köle gibi kullanan? Fikret muallanın sanrıları değilmi ona akıl hastanesini konuk evi yaptıran, Henri de Tolouse-Lautrec değilmi orospularda ve genelevlerde çare arayıp ruhunu onarmaya çalışan, sevim burak değilmi ki ömrünü bir beklentiye adayan? ünlü filozoflara özgü bir sefalet değildir kanaatimce bu düşkünlük hali tüm dahilerde bulunan bir ortak özelliktir kanaatimce...

Bir makale yada kitapta okumuştum, dahilerin dahiliklerinin kaynağının bu hastalıklar ve normal dışına kaymalar olabileceği yönünde bilimsel araştırmaların yapıldığı ve nizpi ölçüde doğruluğa ulaşıldığı yazıyordu. Dahilik için sefalet şartmıdır? eski ve sık tartışılan bir konu...

Normal dışı ne demekse
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 29-11-2007, 08:02
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Standart Aslında aynı şeyi söylüyoruz Eshq, ama birkaç farkla...

Katılmadığınız husus "felsefecinin özel yaşamının da konuşulması"nı mantıklı bulmanız noktasında sanıyorum. Ben bunun konuşulmaması gerekliliğini savunmadım yukarıda ama dedim ki "çıkarımlar eserlerinden alıntı ve derinlikli irdelemelerle yapılsaydı"... Yapılmayınca popüler bir mantıklı kaleme alınmış intibası vermektedir...Aksine felsefe yapmayı cesaretlendirmeye değil, sıradan okuru idol yaratmak adına bozuk modeller öne sürmek adına şaşırtmaktadır.

Alıntı:
ESHQUIA´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Oysa önemli şahsiyetlerin de zaafları olduğunu bilmek biz cücelere felsefe yapmak için cesaret verir.
Bu kısmı anla-ya-madım, -ki eğer direkt söylediğinizden bağımsız bir başka anlam ihtiva etmiyorsa- «zaafların cesaret kaynağı olması»na ben katılamayacağım. Felsefe yapabilmek için, felsefe yapanların zaaflarıyla, karşılaştıkları harici ve dahili engelleri ayırmamız gerekebilir.
Diyelim ki müzik aleti çalma niyetindeyiz, eserlerin notalarının yazıcısının zaafları bizi ne kadar cesaretlendirir...? Örneğin işitme problemleri yaşayan Beethoven'ın tüm senfonilerini sağır kaldıktan sonra yazması, ya da hayatı boyunca sefalet içinde yaşayan ve öldükten sonra yoksullara has bir cenazeyle kaldırılan Mozart'ın yoksulluğa rağmen eser verebilmesi, ya da ne bileyim kör olan Borges'in yazma eyleşini bırakmaması bana «cesaret» verir; zaafları değil.
Bugünden geçmişe bakmakla, geçmişten bugüne bakabilmeyi ayırmalıyız bence ve keza öznelliğimizden de. Eğer ki kişisel ahlakî değerlerimizle felsefeciyi anlama yöntemini seçersek, yanılabileceğimiz kimi hususlar olacaktır.

Derrida forumunda konuşulmuştu bu, metne yazarından bağımsız bakmanın imkansızlığını savunmuştum, yapısalcılık ötesi yöntemini benimseyenler metne yazanından tamamen soyutlayıp bakarlar. Lakin yukarıdaki makale ve birkaç bu sitede okuduğum metinlerde de, herhangi bir felsefî kuramı çözümlemekten, yorumlamaktan aciz bizlerin felsefe yapıcıların özel yaşamlarına dair yaklaşımımızdaki merak saiki idi.

Şöyle bir düşüncem var ne kadar mantıklı bulunur bilemem, Kavafis şiirlerini Türkçeleştiren en iyi çevirmenin Cevat Çapan olduğunu sezinlemiştim, Ritsos'u ise Özdemir İnce. Her çevirmenin bir ya da birkaç şairi esas alarak içselleştirmesini, birden çok şiir çevirisi yapmasından çok daha verimli buluyorum. Felsefeye buradan şöyle geleceğim, bir ya da birkaç felsefi kuramı/felsefeciyi özümseyip, içselleştirebilen bir sistem geliştiren has "okur" ya da "eleştirmen" de felsefecinin özel yaşamını metinlerindeki izleklerle yorumlayabilme mertebesine erişecektir, merak bu kez analiz ve yorumlamayla ortaya yenice bir eser çıkarabilmeye sevk eder, ötesi yalnızca yüzeysel çıkarımlara sürükler biz cüceleri. Oysa bunun dışında yalnızca zaaflarıyla felsefeciyi tanıtma eyleşi, felsefeye ancak alımlayıcı uslar nazarında itibarsızlaştıran bir eyleş olacaktır, yoksa felsefeye hiçbir şey olmaz, felsefeci insan olarak büyük değil, siz gibi ben gibi beşer, bunda hemfikiriz, bunu felsefe yapmaya yeltenenler zaten sıfır noktasında bilerek başlarlar, «tanrılaştırıp tapınç merkezleri haline getirme»den; felsefe ise büyük, sizden ve benden. Hele yukarıdaki makalenin referansı kitabın kapak yazısı tüm makalenin güvenilirliği açısından tehlikeli durmaktadır. Burada benim yöntem hatam ancak kitabın arka kapak yazısından hareketle, kitabın içeriğine itimat etmeme nedenimdir. Ama takdir edersiniz ki yaşam çok kısa, tüm eserleri okuyabilecek kadar vakti de olmuyor okurun, arka kapak metinleri de okura ilkten bir eleme yapma seçeneği sunuyor.

Ka dergisini okumuşsunuzdur, o da popülist bir mantıkla kaleme alınır, yazılar rahat okunabilir, yormayan cinstendir, orada da bu tür metinler söz konusudur. Hakiki okur bu tür söylemlere itibar etmez ve metinlerin kaynağını esas alır, bu tip söylemler de postmodern sanat algısı içinde kolay tüketilebilir yazılardır, geçici ve zayıftır, has okur olmayanları da yanlış intibalara sürükleme gibi kimi tehlikeler ihtiva edebilir.
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 29-11-2007, 10:28
Lilith - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Gözüm apla...
 
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 30
Mesajlar: 3,592
herkes diyeceklerimi demiş..sağolun arkadaşlar beni zahmetten kurtardınız seviyorum sizi
ama sefalet yakıştırmasi hiç te onaylanacak bir yaklaşım değil açıkçası, ha eğer sefaletlik bizide dahi yapacaksa onaylanabilir belki
ancak bu bu kadar adamın bize kattıklarına az biraz saygısızlık kanımca..
bence popülistlikten başka da bir şey değil, magazin hele ki magazine bu kadar meraklı insanlar olarak...


Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 29-11-2007, 19:22
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
M€M€ÑTØ MØRÍ
 
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 26
Mesajlar: 1,823
Blog Başlıkları: 1
Standart Sefilim, sefilsin, sefiller..

Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Diyelim ki müzik aleti çalma niyetindeyiz, eserlerin notalarının yazıcısının zaafları bizi ne kadar cesaretlendirir...? Örneğin işitme problemleri yaşayan Beethoven'ın tüm senfonilerini sağır kaldıktan sonra yazması, ya da hayatı boyunca sefalet içinde yaşayan ve öldükten sonra yoksullara has bir cenazeyle kaldırılan Mozart'ın yoksulluğa rağmen eser verebilmesi, ya da ne bileyim kör olan Borges'in yazma eyleşini bırakmaması bana «cesaret» verir; zaafları değil.

Tam olarak bu noktasına katılmıyorum efenim bu o kişiyi çok daha fazla yücelterek bizden (ya da kendi adıma konuşayım, benden) uzaklaştırır, ilahlaştırır. Tabi biz sefilleri daha çok sefilleştirir. Ne gerek var efenim kişi zaten yeterince yücelmişken buna? Karşımda bu denli kusursuz bir insan varken(ya da kusurları benden gizlenmiş diyelim) ve ben kendi kusurlarımın farkında iken benim ne haddimedir bu denli kusursuzların eyleşi olan felsefeye ya da müziğe bulaşmak? Bu ancak tanrıların işidir der, uzaktan izlemeyi tercih ederim. Hatta bir tek ben miyim seks düşkünü, alkolik, kadınlardan çekinen vesaire diye kendi sefaletim üzerine kompleks yaparım : ))) Oysa bunlar değil midir ki insana özgü özellikler? Hiç kusursuz zaafsız bir insanın karşısına çıktığınızı düşünsenize yanında ne kadar rahat hareket edebilirdiniz? Oysa Mozart’ın seks düşkünü, Neyzen Tevfik’in serseriliği, Bukowski’nin pis bir ayyaş olduğunun farkındalığı bu şahıslara tanrılıktan başka ne kaybettirir ki? Doğrusunu isterseniz bu tür insanların zaafları olduğunu bilmek benim hoşuma da gitmiyor değil.
Sapere Aude diyerek kendime imza edindiğim bir Bukowski alıntısıyla iletimi sonlandırayım:
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Parantez Yayınları'ndan Ölüler Böyle Sever
Çeviri:Avi Pardo Sayfa:82
Kopi Paste by:ESHQUIA

Saygılar efenim
Tayyare olmuş eşki


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 30-11-2007, 00:00
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Tüm forum bir kavram üzerine geldi tıkandı.
O zaman derim ki size; siz cesaret değil, onay bekliyorsunuz azizim.
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)  
Alt 30-11-2007, 12:10
duarden - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
solus et moriturus ...
 
Üyelik Tarihi: 18-08-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 31
Mesajlar: 1,713
Blog Başlıkları: 1
Sefaleti felsefenin; daha önce korkardık bilirdik ki cılız ses bile değildir düşüncelerimiz, ne anladık, ne anlatabiliriz. Şimdi lunaparktaki komik aynalar gibidir herinsan o yüzden ses çıkınca hayret nidalarına kapılır evet deriz düşünüyorum hemde derince elimizde bir iğnenin başı kadar olmayan çukura bakarak. Sefdalet tamda burda başlar o çukuru büyütmek için dipsiz kuyulara toprak atmaya çalışırız ve her seferinde gözümüzde büyür iğne başının alanı..

Felsefenin sefaleti çağıl hastalığından gelir yani düşünüyorum ben bak onlardan ne eksiğim var algısından.

Ludwig Wittgenstein düşünceleri ile baş edemediğini düşünen insanlara bedenen yorgunluk saglayacak işler yada savaşa katılma gibi önerilerde bulunurmuş. Bense boş düşünceler üzerine konuşmamayı..


House of Duarden
Alıntı:
"Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, deyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de!" F.Nietzsche
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)  
Alt 30-11-2007, 19:40
naftalin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
teoride normalim
 
Üyelik Tarihi: 23-11-2007
Nerden: düşünemeyen insanların olmadığı her yerde yaşayabiliyorum
Yaş: 35
Mesajlar: 410
felsefenin televolesi ha.
hımm şimdi o kocaman düşenceleri bu ucubeler mi yazmış nası ya mı demek gerekiyor acaba.
kusurlarım (ki kusur olayıda tartışılır)varsa sözlerim havada mı kalır. her işim dört dörtlük mü olmalıdır.
müjgan hanım yakında kendi ile dalga geçebilen insanlara da bir kulp bulur gibi. yazacaklar tükendi galiba...(!)
Alıntı ile Cevapla
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:13 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org