Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Felsefe

Felsefe Felsefe Rusya gibidir. Bataklık çoktur ve sık sık Almanlar tarafından işgal edilir..

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!

Kierkegaard Felsefesi ve İnsan Olmanın Erdemi

Felsefe içerisinde Kierkegaard Felsefesi ve İnsan Olmanın Erdemi konusu: Sören Kierkegaard'ın temsil ettiği varoluşçu felsefe, temelde yaradanı referans alarak hareket eder. Fakat Kierkegaard diğer varoluşçulardan koşar adım önde giderek, inancın, insan hayatındaki, öneminin altını çizer. Kierkegaard inancı insan olmanın ...

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 07-08-2008, 16:48
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 06-08-2008
Nerden: istanbul
Yaş: 31
Mesajlar: 72
Standart Kierkegaard Felsefesi ve İnsan Olmanın Erdemi

Sören Kierkegaard'ın temsil ettiği varoluşçu felsefe, temelde yaradanı referans alarak hareket eder. Fakat Kierkegaard diğer varoluşçulardan koşar adım önde giderek, inancın, insan hayatındaki, öneminin altını çizer. Kierkegaard inancı insan olmanın bir özelliği olarak görür.

İnanmak ve özellikle yaradana inanmak, Kierkegaard için insan olmanın gerekliliğini tamamlayan bir unsurdur. İnsanın insan olarak yaşayabilmesi için mutlak bir inanma ihtiyacının olması gerektiğini belirten, Kierkegaard inanmanın insanın yaşamının bir parçası olduğunu savunur. Kiergaard'a göre göre insan olmak inanmakla eş değerdir, çünkü inanç bu bütünün bir parçasıdır. İnsanı bir bütün olarak gören ve bütün içersinde en önemli parçanın inanç olduğuna değinen Kiergaard, insanın yaşadığı hayatın onun öznel dünyasında geniş bir etki meydan getirdiğini düşünür.

İnsanın kendi özüne yabancılaşmasını da geniş bir spekturumda değerlendiren Kierkegaard, insanın yaptığı hareketlerin, davranışların, ve eylemlerin insanı yaradandan uzaklaştırması durumunda kişinin umutsuzluğa, karamsarlığa sürükleneceğini söyler.

Kierkegaard'a göre insanı yaradandan uzaklaştıran her türlü eylem onun bir uçuruma sürüklenmesine neden olur. Kierkegaard'ı daha özgün kılan yön ise aydınlanmaya ve onun düşünsel alt yapısı olan, rasyonaliteyi karşı oluşturduğu, sistematiktir.

Kierkegaard rasyonaliteyi ve inançla birlikte bütünleştirmek ve gri bir ton meydana getirmek yerine, düşünsel aklın bir ürünü olan rasyonaliteyi, ilahi bir düşünce karşısında muhatab dahi almamıştır. Kierkegaard, aklın belirlediği yasaların ve söylem tarzlarının inanç karşınıda hükmünün olmadığını savunur. Aklın getirdiği ve geliştirdiği yöntemlerin insanların yaşadıkları problematiğe çözüm olamayacağını söyleyen Kierkegaard, felsefinin gereklerini da soyut kavramlarla değil bizatihi hayatın içinde arar.

Hegel'in gri tonu ortaya çıkarma isteğinin ötesinde Kiergaard, inancın akla karşı üstünlüğünü kayıtsız olarak kabul etmiştir. Kierkegaard çoğunlukla Hegel'in felsefi anlayışına eleştirel yaklaşmıştır.
Kierkegaard kendisinden sonra gelen, birçok düşünüre de kaynak oluşturmuş, Alman filozof Heidegger için, etkileyeci olmuştur. Heidegger'in düşünsel yapısı ve görüşleri, Kierkegaard'dan daha fazla yankı bulsa da Kiergaard bu düşünür için bir öncelik teşkil etmiştir. Heidegger çok daha fazla yazdığı ve konuları daha geniş bir scala da değerlendirdiği için, duruşu Kierkegaard kadar net değildir, bu netlik düşünsel anlamda verdiği yazılı eserlerin çokluğundan dolayı ortaya çıkan bir bulanıklık olarakta değerlendirilebilir. Heidegger batı felsefesini metafizik olmakla suçlayarak, tamamen yanlış olduğunu savunur. Heidegger'in oluşturduğu felsefi anlayış, Kierkegard'dan ayrılsada Kierkegaard Heidegger'in için bir basamaktır.

Heidegger'i Kierkegaard'dan ayrı tutarak, Kierkegaard'ın duruşunu daha fazla önemsemeliyiz. Çoğu yerde Heidegger?de varoluşçu olarak yazılsa da bu varoluşçu anlayış Kierkegaar'dan anlayışıyla taban tabana zıttır.
Kierkegaard'ın Heidegger kadar etkili olmasının nedeni tavizsiz tutumu ve her şeyi akıl ile anlamaya çalışanlara karşı verdiği uzlaşmaz mücadeledir.

Kierkegard'la birlikte alman düşünür, Karl Jasper'ı da bu anlamda ele alabiliriz. Jasper Kierkegaard'dan oldukça fazla etkilenmiştir. Jasper'da her şeyin bilim ve akıl yoluyla anlaşılamayacağını savunarak, felsefenin bilimle yollarını ayırması gerektiğine vurgu yapmıştır. Kierkegaard gibi birey olmanın erdemine atıfta bulunan Jasper, insan olmanın faziletine ancak yaradana yakınlaşarak ulaşılabileceğini belirtmiştir.

Felsefenin kişisel olduğunu savunan ve felsefenin bilimle uzlaşamayacağını söyleyen Jasper bu anlamda Kierkegaard'ın düşünsel geleneğine sahip çıkarak, bireyin özgürleşmesi yolunda atacağı en iyi adımın yaradana yaklaşmak olduğunu söyler. Bu adımların insanı ahlaki olarak da bir doygunluğa eriştireceğini belirten Jasper, yaradana yakınlaşan her insanın ahlaki olarak da gelişeceğini söyler. Fransız düşünür Gabriel Marcel'de bu anlamda bahsedilmesi gereken düşünürlerden biridir. Marcel'de insanın yaradanla kuracağı ilişki sayesinde özgürleşebileceğini ve birey olabileceğine savunmuş ve Sarter'ı eleştirmiştir.

İnsanın birey olarak kendisini daha iyi ifade edeceğini savunan bu ekol toplumsal organizasyonlardan çok bireyin kendi içinde, kendisiyle barışık bir yalnızlığın önemine vurgu yapar.

Bireyselliğin altını çizen Kierkegaard ve takipçileri genel olanın kişiyi tarif edemeyeceğini betimleyemeyeceğini söyler.Bu açıdan felsefenin genel olanı değil özel olanı ele alması gerektiğini söyleyen bu düşünürler bilimin her şeyi kesin ve net olarak ifade etmesine karşı çıkmışlardır. Bu açıdan Descartes'le karşı karşıya gelen Kierkegaard, bilimsel aklın felsefeyle ayrışması gerektiğini ifade etmiştir.

Kierkegaard, Dünya'daki varlık sebebinin ve varoluş temasının yaradanla kurulacak bir ilişki sayesinde ortaya konabileceği üzerinde durmuştur. Her bireyin bunu kendi öznel dünyasında yapması gerektiğini kişinin ancak bu şekilde insan olmanın erdemine ulaşabileceğini savunan Kierkegaard ve takipçileri, insan olmanın merkezine inancın aydınlığını koymuşlardır, aklın değil??

Bizde sıkça okutulan, örnek gösterilen ve modernlik olarak sunulan anlayışın, karşısında olan batılı düşünürler bugün kendi coğrafyalarında dahi ilgi görmüyorlar. Bize sunulan değerler içinde adı geçmeyen bu yazarlar, aslında bugünkü batı dünyasının tamamen karşısında olan isimlerdir.

Çünkü inanç odaklı bir görüşleri vardır. Kierkegaard ve diğer Batılı düşünürlerin çürütmeye çalıştığı bugünkü baskın yaşam biçimleri ise maalesef bizlere en üstün değer olarak takdim ediliyor.

Gökçen Göksal
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
erdemi, felsefesi, insan, kierkegaard, olmanin


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Milliyetçiliğin Bitmeyen Çekiciliği kaos Güncel Mevzular 0 06-08-2008 13:50
İspanyol Devriminde Anarşizm kaos Tarih 0 06-08-2008 13:39
işte 21.yüzyılın ergenekonu sakin Güncel Mevzular 15 28-07-2008 21:33
Klasik Yunan Filozoflarında Evren Tasarımı kaos Felsefe 0 10-07-2008 23:25
Siborg Manifestosu kurtulush Köşe Yazıları 2 06-07-2008 22:11


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:07 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org