Yokluk ve Yalnızlığa Dair...
Hiç anlamadığım bir dilde şarkılar dinliyorum. Müzik evrenseldir derler ya, tam da öyle. Melodilerin beni içine alıp savurması yok mu, var işte. Hani bazı duygular vardır, ortaktır. Yalnızlık mesela. Herkes için aynıdır. Farklı şekillerde yaşadığımızı düşünsekte birbirimizden bizi ayıracak, bizi birbirimize düşürecek gibi bozamazlar. Kimsenin buna gücü yetmez. İnsanoğlu tuhaftır bu yüzden.
Biliriz hepimiz, kar üşütür, güneş ısıtır. Hiç güneşi yada karı görmesekte biliriz. Duymuşuzdur bir yerlerden, görenler anlatmıştır, bir tv kanalını açtığımızda kat kat giyinmiş ya da nerdeyse çıplak gezen insanlardan öğrenmişizdir.
Ama bir çoğumuz açlığı bilmeyiz. Rejim yapma, kilo verme uğruna kendilerini varlık içinde yokluğa mahkum edenler değil kastım. Gerçek açlığı ve yokluğu bilmek için yaşamak gereklidir. Gece yatağına uzandığında, midesinin isyanı yüzünden uyuyamayan bilir. Her gece eve, sırf çocuklarının, eşinin açlıklarını görmemek için herkes uyuduktan sonra giren bir baba bilir. Evine, sırf kuru ekmek dahi sokabilmek için, gecenin bir körü, herkesin mışıl mışıl yataklarında uyuduğu saatlerde çöpleri karıştıran o insan bilir. Açlığı ve yokluğu bilmek için, duymuş olmanız yeterli değildir ve hiç olmamıştır.
Yapacağınız en fazla, sokakta gördüğünüzde iğrenip yanından uzaklaşmaktır bu insanların. Tv yi açtığınızda azıcık vahlanıp, akşam yemeğine oturmaktır ardından. Kanserli bir hücrenin bütün vücuda yayılmasına benzetirsiniz belki de kimbilir. Varoş der geçersiniz. Ne işleri var burada, gitsinler köylerinde otursunlar diyenlerinize de sık rastlanır. Bunları düşünen insanları ve yaşadıkları hayatları düşünürüm çoğu zaman. “Sıkıyorsa siz gitsenize lan” diye bağırasım gelir içten içe. “Sıkıyorsa siz gitsenize...”
Gidince, memleket kurtulacaktır çünkü ve sizler kendi göz zevkiniz uğruna kimbilir gönderdiğiniz kaç canı oralarda ölüme mahkum ettiğinizi bilmeden, gece arkadaşlarınızla iki tek parlatmaya çıkacak, sağda solda gözünüze kestirdiğiniz tipleri yatağa atma derdine düşecek, arabanızla yolda giderken ezdiğiniz kedinin kaç bekleyen canı vardı diye düşünmeyeceksiniz. Neden düşüneceksiniz ki, açlığı ve yokluğu siz mi yaratmışsınızdır? Oralarda bir yerde bir Tanrı vardır yada yoktur. Hepsi aslında onun başının altından çıkmıştır.
Hiç birinizin aklına, bu dünyada tek başınıza yaşamadığınız gelmez. İnşaatta çalışan adam ameledir, iğrenmek gerekir kendisinden. Oysa keyifle oturduğunuz evleri gelip piramitler vari uzaylılar dikmiştir aslında. Sabahtan akşama kadar ev temizleyen kadınların, yollarda kıyafetlerine takarsınız kafayı. O ne saçma çantadır canım, yanınızdakini dürter, kıkırdaşarak gülüşürsünüz ulu orta. Okula giderken, bütün defterlerini kitaplarını bir poşete doldurup gitmek zorunda kalan öğrenciyi görür, alabildiğine dalganızı geçersiniz. Kendinizi, elinizdekilerle bu gezegenin imparatoru zannedersiniz. Çünkü, bütün dünya sizin yaşadığınız hayatlardan ibarettir. Hiç kimse bu limitlerin altında yaşama hakkına, yaşam savaşı verme hakkına sahip değildir.
Oysa, gece çöküp yataklarınıza yattığınızda, hepiniz aynı yalnızlığa mahkum olursunuz. Aynı soğuk, acı, düşündüren, kurduğunuz hayalleri yakıp kavuran, çok uzaklarda bir yerlere savuran o sevilesi yalnızlığa. Aklıma hep Nazım gelir, sizleri düşününce;
“Biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...”
Kendime kızarım, “sana ne be kızım, sana ne insanların bunca umursamazlıklarından”. Dünyayı sen mi değiştireceksin, insanların hayat içinde akıp giden düşüncesizliklerine sen mi akıl fikir katacaksın? Diye sorarım kendime. Anlayacağınız bütün kavgam gene kendimle olur. Size de kızarım. Neden kızmayayım, seçmedikleri hayatları yaşayan insanları küçük gören gözlerinize lanet etme hakkımı, baki saklı tutarım...
Çiğdem Ağbulak
Gözlerimdeki yansıman
Senden öte bir sen.
Sana vereceğim o can
Benden öte bir ben.
Eray ÇINAR
|