<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  &amp; Sanat ve Mizah  Forumu - Blogs]]></title>
		<link>http://www.anarsist.org/blogs/</link>
		<description><![CDATA[Asilerin, kaybedenlerin, hayalperestlerin, küfürbazların, günahkarların, beyaz zencilerin, yola çıkmaktan çekinmeyenlerin&#8230; dili, sesi.]]></description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Fri, 04 Jul 2008 05:56:00 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.anarsist.org/images/sleekpassion/misc/rss.jpg</url>
			<title><![CDATA[Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  &amp; Sanat ve Mizah  Forumu - Blogs]]></title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Lessien ve bir gece...</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/elladan-carnesir/56-lessien-ve-bir-gece.html</link>
			<pubDate>Tue, 24 Jun 2008 22:06:30 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*uçurum gibi çıkmaz gibi 
saat 22.22 
akşamın bu vakti 
yine tek bir damla 
gözlerimden süzülen 
ıslak dudaklarıma&#8230; 
 
yine o aynı sarhoşluk...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><b><font color="Black"><font size="2">uçurum gibi çıkmaz gibi<br />
saat 22.22<br />
akşamın bu vakti<br />
yine tek bir damla<br />
gözlerimden süzülen<br />
ıslak dudaklarıma&#8230;<br />
<br />
yine o aynı sarhoşluk beynimde,<br />
aklımda papatyanın karıncalanmış yaprakları,<br />
hayalimde Lessien&#8217;in çığlıkları, istekleri, arzuları<br />
ezberimde üç beş aşk şarkısı, mırıldandığım melankoli atakları<br />
rüyamda Lessien&#8217;in sarılmaları, imkansızları, ayıpları<br />
dilimde unutulmuş şiirler, duygu yüklü anlamları<br />
<br />
zihnimde tek bir SEN<br />
tekrarında SENli anıları<br />
elimde Lessien&#8217;in hatalı adımları<br />
sonunda ölümün farklı tonları<br />
akşamın bu vakti<br />
uçurum gibi çıkmaz gibi&#8230;<br />
<br />
Elladan Carnesir</font></font></b></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Elladan Carnesir</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/elladan-carnesir/56-lessien-ve-bir-gece.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Niçin soru sorarız?</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/konym/55-nicin-soru-sorariz.html</link>
			<pubDate>Thu, 19 Jun 2008 14:54:48 GMT</pubDate>
			<description>Sizce niçin soru sorarız? 
 
Her sorunun cevabını bilebilir miyiz? 
 
Sorular mı daha önemlidir cevaplar mı? 
 
Çok mu konuştum:)</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Sizce niçin soru sorarız?<br />
<br />
Her sorunun cevabını bilebilir miyiz?<br />
<br />
Sorular mı daha önemlidir cevaplar mı?<br />
<br />
Çok mu konuştum:)</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>konym</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/konym/55-nicin-soru-sorariz.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kemik İğne</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/anarchy_in_turkey/54-kemik-igne.html</link>
			<pubDate>Wed, 11 Jun 2008 09:23:37 GMT</pubDate>
			<description>Oturdum karşına boyun eğerek 
en eksiksiz halimle, gizli bir güdüyle itiraf etmeden isteyerek 
baktım ellerine, iğneye, o iplik yumağına irkilerek...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Oturdum karşına boyun eğerek<br />
en eksiksiz halimle, gizli bir güdüyle itiraf etmeden isteyerek<br />
baktım ellerine, iğneye, o iplik yumağına irkilerek<br />
eklem yerlerine yaslandığım bir sandalyenin şikayeti namına o gıcırtılarında <br />
Annemizin ninnilerine kulak kabartarak<br />
<br />
Bir an baktın bana, azarladın utandırdın paylayarak<br />
Akrabası,akranı gibi davrandın o sonsuz işkencenin<br />
batırdın o iğneyi(değil miydi yapılmış kemikten?), ardında iplik önünde tenim<br />
imrenemez kimse bu acıya, küçük düştüm katlanarak<br />
aklım neredeydi bilmem,sağır eden yankısı bir çığlığın bana ait haykırarak<br />
<br />
Duraksamadın. Hayranlığımın yok sınırı. En son muhtemelen tapınarak<br />
o kemikten iğneyi saplayarak, farkındayken ne yaptığının. Bilerek <br />
ekermişçesine bir tarlaya tohumları, iğneyi tenimin en derinine gömerek<br />
aksamadı ellerin, elbet bir şarkının ritmine uydurarak<br />
Çürüdü o tarlanın meyveleri,<br />
yandı ışıkları gözlerinin gülümseyen sen elinde iğne ,korkan ben elimde olmadan ürpererek<br />
<br />
Devam ettin meşgul eden işine, aldırmadan zamanın geçişine<br />
saplayarak en derine, derimin en tenine saplayarak<br />
Aklıma gelmedi adın? Bunca zaman sonra merak ederek<br />
gerek anlık acıdan, gerek bitmek bilmez ızdırabımdan düştüm yere kendimden geçerek<br />
Engereği andıran o iğne, sonunda iplik. Bakıp kanımı o yılanın zehri sanarak<br />
Muazzam bir gürültüydü ,çıkan benden düşerek. Değil miydi beklenen sonu bu olacak?<br />
İma ettin &#8220; bitmedi&#8221; dedin &#8220;işim&#8221;, ufak bir kıpırtı ait olan dudaklarına, öpmek yerine gülümseyerek<br />
<br />
Kaldırdın ayağa. Oturttun. Kendime getirdin beni silkeleyerek.<br />
Gene utandım bana ait kabahatleri anlayarak<br />
Ayartmak maksadıyla, umarak bırakacağını işini, yaklaştık sana sarılarak<br />
eksildi neşen, ittin beni kendinden. Acıttın hala elinde o iğne, o iğneyi bana saplayarak<br />
yaklaştın iyice tenime, hissettim nefesini, ürperdim titreyerek<br />
Sessizlik hüküm sürmüyor ne garip, <br />
Sandalyenin gıcırtısı, iğne ipliğin hışırtısı, ruhumun iniltisi dolduruyor her yeri yankılanarak<br />
<br />
Belli belirsiz bir terbiye geldi, put gibi durdum uslanarak<br />
ama sonra düşündüm neydi ellerinden çıkan desenin? Eğdim başımı merak ederek<br />
akşamına teslim edilecek bir siparişmiş gibi uğraştığını anladım, didinerek<br />
Aklın almayacağı bir harmonisiydi tenimin ve ipliğin ortaya çıkan<br />
İnceledim tek kusuru;<br />
Bedeni ekmekse o peygamberin, ona ithafen şarabımdı kızıla boyayan ördüğün ilmikleri. Her delikten akarak<br />
Sızısı o kırmızıya boyanmış o gri o meşum iğne sebebiyle, üzerine düşen gözyaşlarım,<br />
o meşum kırmızıyı seyrelterek <br />
piç etmesi olagelir emeklerini<br />
<br />
Nihayetinde bırakıp o iğneyi gittiğin an ,ardına bakarak<br />
Kalbime işlemediğini gördüm tek bir deseni bile özenerek<br />
Bilesin o kemik iğneyle yazdım tüm şiirlerimi,mürekkebi kanım olan her açtığın delikten damlayarak<br />
Haberin olsun, heba etmeyeceğim artık günlerimi <br />
O kemik iğneyle, bedenimi mısralarla donatacağım<br />
O kadar da katlanılmaz değil, bu acıya alışarak&#8230;</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>anarchy_in_turkey</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/anarchy_in_turkey/54-kemik-igne.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Taşa Benzettim Kendimi.. -I-</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/vos-amo/53-tasa-benzettim-kendimi-i.html</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 13:25:02 GMT</pubDate>
			<description>*Ben hep suskunluğumu yazdım boş çerçevelere kalemimle.. 
Kelimelerin anlamları sıcaklığını yitirmiş, heceler kor bir ateşken küle dönüşmüş, taşa...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Palatino Linotype"><font size="2"><font color="Purple"><b>Ben hep suskunluğumu yazdım boş çerçevelere kalemimle..<br />
Kelimelerin anlamları sıcaklığını yitirmiş, heceler kor bir ateşken küle dönüşmüş, taşa benzettim kendimi bir anda, sessizliğimin lehçesi susmuş bir mülteci gibi.Değirmen 'de öğüttüm taşlığımı, acıyı, hüznü öğüttüm, aşıma ekledim.Senin dönüşlerinde yoğurdum sevgimi, o ayaz kuytu köşelerde..<br />
Hani severiz ya kahramanların mutlu sonla biten hikayelerini.benim ki de onlardan daha derin ve yerleşmiş bir sevgi şimdi.Taş dedim ya kendime usulca sokulu ver şimdi yanıma, taşın da duyguları vardır aslında.<br />
Bir fotoğrafın var masamda ki çerçevemde, gülüşün yayılıyor soğuktan üşüdüğüm odama ısıtıveriyor geçiçi de olsa.Kendimi taşımaya mecalim kalmamış artık, metanetimi atmışım ummanlara..iki nefesin ortasında susmuş sevdamız. Suskunluğumuz taş olmaktan belki , sözsüzlüğümüz taşa devredildi belki de, başımda ağır ve soğuk bir suskunluğun sesi, taşıdığım sadece senin sevgindi, sözlerime sığdıramadığım, ve hiç susturamadığım.Taş ağlar mı ? derseniz.. evet ağlar derim sizlere, ağlar sessizce, gözyaşları süzülür göremezsiniz hiçbir şekilde..</b></font><br />
</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Vos Amo</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/vos-amo/53-tasa-benzettim-kendimi-i.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>KAYIPLARIMIZ</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/companella/52-kayiplarimiz.html</link>
			<pubDate>Thu, 08 May 2008 10:06:06 GMT</pubDate>
			<description>Bir soruyla başlamak istedim önce  unutamadığınız kayıplarınız nelerdi? 
İnsan tanımına giren bir zat olarak ben şunlar olabileceğini düşündüm....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bir soruyla başlamak istedim önce  unutamadığınız kayıplarınız nelerdi?<br />
İnsan tanımına giren bir zat olarak ben şunlar olabileceğini düşündüm. Çocukluktan başlanmalı önce . En çok özlenen kayıplar belki de o dönem yitirilenlerdi belki de ne dersiniz?  Önce doğarak dünyaya getirilme hatasına istemeden mecbur kalarak ana rahminin o sıcak her şeyden uzak, hayatta bir daha bulunamayacağımız kadar güvenli bir ortamını yitirdik sonra mı neler yitirmedik ki?<br />
<br />
Zamanla büyümek zorunda kalarak normal bir gelişimin gereği olarak küçücük bedenimizi yitirdik ve koskocaman bedenlere dönüştük. O küçük yüreğimizde ki saf, karşılıksız sevgiyi, heyecanı , çıkarcı, sahte  sevgilerle dolu koca yüreklere bıraktık. Bağımlılığımızı kaybettik bu arada. <br />
Bizi koruyan, gözeten, yediren içiren, altımızı temizleyen, her ağladığımız da  elimizi tutan, biz uyumadan uyumayan, her şeyimize koşan kişiyi belki yitirmedik ama yaptıklarını istemeden büyüyerek yitirdik.<br />
<br />
Zaman geçiyordu   yitirilenler arka arkaya sıralanıyordu.  Kaygısız  sorunsuz hayal dolu,  masum çocukluk yılları çoktan kendini sorumluluk dolu, gelecek kaygısı taşıyan daha az hayallerle süslü bir yaşamla yer değiştirmişti bile.<br />
 İlkokulda gözümüzde bir dağ kadar büyüttüğümüz öğretmenimiz artık sıradan normal bir insandı.<br />
 Masallar gerçek değil hayat zor ve pahalıydı bunlar ise kazandıklarımızdı kayıplarımıza karşılık<br />
Çocukluk ve gençlik aşklarını daha doğrusu  onların yaşattıklarıyla hissettiğimiz heyecanın dozunu mu yitirdik ne? Kalp atım sayımız mı azaldı yoksa gelişen teknoloji,  yabancılaşan dünya buna da mı müdahale etti?<br />
Her şeyimizi paylaştığımız sıra arkadaşlarımız  birer birer hayatımızdan çıktı çıkmayanları kaybetmedik belki ama paylaştığımız zamanı kaybettik mevcut hayat şartlarından<br />
<br />
Ve neler neler&#8230;<br />
<br />
Masumiyet,  dürüstlük,  iyilik,  doğruculuk yavaş yavaş yitiriliyor mu ne? Bu kelimelerin anlamı mı değişiyordu sizce?<br />
<br />
Çıkar dolu iş dünyasında neleri kaybetmedik ki  belki kişiliğimizi yitiriyorduk ne dersiniz?<br />
<br />
Ve evlenerek soyadımızı ,kendimize adadığımız yaşamı tabu olan ailemizinin namus davası haline getirebildiği şeyleri yitirdik<br />
Umutlarımızı beklentilerimizi kaybettik zaman içinde<br />
Zamanla sağlığımızı yitirdik önce karşı dairede oturan gözlediğimiz komşumuzu daha mı az seçebiliyorduk ne , kulağımızı dayayıp dinlediğimiz duvarlar mı kalınlaşmıştı da biz artık  duyamıyorduk bilemiyorum<br />
 Dişlerimiz kayıpların başında geliyordu aslında önce süt dişlerimizi yitirdik yerine kalıcı dişler geldi yaşasın insan bir şeyler de kazanabiliyormuş diyorken birer birer zamanla onları da yitirdik.<br />
Yaşamak için sürekli para kaybettik tüketim çılgınlığı içinde kendimizi bulduk.  Kazanacağız diye şans oyunlarıyla, kumarla  az olan paramızı kaybettik. Zamanı geldi işimizi kaybettik, doğduğumuz kenti terk ederek yitirdik.Yine zamanı geldi doğduğumuz evi yıktılar apartmanlar diktiler çocukluk yıllarımızın anılarını yitirdik Her an nasıl bir kazaya kurban gitmedim bu ülkede diye şaşırdık yaşamaya devam ettik Kazalar geçirdik, doğal afetlerle savaştık hatta dünyayla savaştık organlarımızı hatta varlığımızı kaybederek yaşamı kaybettik.<br />
 <br />
<br />
<br />
    İlkokulda silgimizi , lisede aşklarımızı, üniversitede hayallerimizi yitirdik<br />
Ve daha sonra hayattaki en değerli varlıklarımızı annemizi babamızı, eşimizi dostumuzu ve bekli de çocuklarımızı yitirdik. Tamam yitirecek bişey kalmadı derken en sonunda yaşama şansını da  yitirdik böylece ne söyleyecek söz ne de yazacak kelime  kaldı.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>companella</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/companella/52-kayiplarimiz.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>MARSLI ŞAİR</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/zays34/51-marsli-sair.html</link>
			<pubDate>Tue, 29 Apr 2008 20:50:10 GMT</pubDate>
			<description>Bu sitede bi şiir okumuştum...Maalesef yorum yapma terbiyesizliğinde bulunmayı da ihmal etmedim. 
Zor zanaat vesselam şiir.ben cesaret...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bu sitede bi şiir okumuştum...Maalesef yorum yapma terbiyesizliğinde bulunmayı da ihmal etmedim.<br />
Zor zanaat vesselam şiir.ben cesaret edemiyorum.Hele bazı şiirleri okuduktan sonra...<br />
İşte onlardan biri,<br />
Şair Crag Raine,aktarayım:<br />
BİR MARSLI EVİNE KARTPOSTAL YOLLUYOR<br />
<br />
Caxton'lar çok kanatlı mekanik kuşlar<br />
bazılarının üstünde alametleri var.  <br />
<br />
bakan gözlerin erimesine neden oluyorlar.<br />
ya da bedenin acısız bir çığlık atmasına.<br />
<br />
uçtuklarını hiç görmedim,ama<br />
bazen ele kondukları oluyor.<br />
<br />
Gök uçuştan yorulduğunda puslanıyor<br />
ve yumuşak makinesini yerde dinlendiriyor<br />
<br />
Sonra dünya loşlaşıyor ve kitaplaşıyor,ince<br />
bir paket kağıdının altında yatan oymalar gibi<br />
<br />
Dünya televizyonlaşınca yağmur yağıyor<br />
Renkleri koyulaştırma özelliği var.<br />
<br />
Model  T içerden kilidi olan bir oda <br />
dünyayı özgürleştirmek için bir anahtar dönüyor<br />
<br />
harekete geçmek üzere çok çabuk bir film<br />
kaçırılmış herhangi bir şeyi seyretmek için.<br />
<br />
Ama zaman bükülüp bağlanmış,ya da<br />
bir kutuda saklanmış,tıkırdıyor sabırsız<br />
<br />
Evlerde ,tekinsiz bir alet uyuyor,<br />
elinize aldığınızda horlamya başlıyor <br />
<br />
Eğer hayalet haykırırsa ,onu dudaklarında <br />
taşıyor ve uyuması için avutuyorlar<br />
<br />
seslerle.Ve hatta onu kasten<br />
uyandırıyorlar,gıdıklayarak.<br />
<br />
Yalnızca çocukların açıkça acı çekmesine <br />
izin veriliyor.Yetişkinler ceza odasına <br />
<br />
gidiyorlar;su var,ama yiyecek yok<br />
kapıyı kilitliyorlar ve katlanıyorlar gürültülere<br />
<br />
tek başına.Hiç kimse istisna sayılmıyor<br />
ve herkesin acısı farklı kokuyor.<br />
<br />
Geceleyin renkler öldüğünde <br />
çifter çifter saklanıyorlar<br />
<br />
ve kendileri hakkında okuyorlar<br />
renkli olarak;gözkapakları kapalı.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>zays34</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/zays34/51-marsli-sair.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>YARADILIŞ</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/zays34/50-yaradilis.html</link>
			<pubDate>Tue, 29 Apr 2008 20:21:55 GMT</pubDate>
			<description>Geçengün notlarıma bakıyordum.Bir çok yaratılış mitosunda,tanrısal bir yaratıcının,kabilenin ilk örneklerini(Bir tür adem havvasını)daha önce varolan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Geçengün notlarıma bakıyordum.Bir çok yaratılış mitosunda,tanrısal bir yaratıcının,kabilenin ilk örneklerini(Bir tür adem havvasını)daha önce varolan bir şeyden biçimlendirmesi ve bu cansız varlıkların içine hayat üflemesi olgusu ile ilgili bir notum gözüme ilişti..<br />
O ilk örnek,kimi yerli halklarda(mecburi antropoloji durağı..)bir ot(Mindanao lu Atalar )kiminde iki sap saz(igorotlar..?)kiminde derinin üzerindeki toprak(Filipinler in iç kesimleri),taşlardan(Selebes li Toredjalar) ağaç kütüğü(Admiralty ve Bank adaları)oyularak türetilmiş..<br />
Borneo lu farklı kabilelere göre ise tanrılar farklı maddelerle çeşitli denemelerde bulunmuşlar ve sononda insanı oluşturan o ilk karışıma ulaşmışlardı..<br />
Bilinen en yaygın inançlardan biri  insanın çamurdan/kilden yapıldığı yönünde.<br />
Tanrı insanı bir şekilde yaratır ve çeşitli yollarla ona hayat verir.Bazen büyüyle,bazen soluğuyla(tasavvufda nefesin rolü..)<br />
İnsanevladının yeryüzünde ayak bastığı her yerde,her topluluk,ilk neydi? sorusunu sormuş ve cevaplar aramış.Hala da arıyoruz...<br />
Çamur meselesi dikkat çekici.Götü kurtarma telaşındaki bi atamız arkasına bakmadan koştururken muhtemelen ayağı takılır(bi şeye)(belki de kayar/kaymak)..Yere kapaklanır.Tabii çamura...Mevzuyu orda uyanır.Bütün bu olanların adının hayat olduğunu ,mevzunun çamurda başladığını ve başladığı gibi çamurda biteceğini iki saniyede kurar.Bikaç saniye sonra bu hikaye  ,ensesinde bitenlere yutturulmuş ve o günden beri de anlatıla gelmiştir...<br />
Vatandaş neden kaçıyodu başka yazı.<br />
Daha önemli bi hadise daha var.:<br />
Borneo'da BAZI HALKLAR İLK İNSANIN BOKTAN YARATILDIĞINA İNANIYORLAR.Aynen..Bildiğimiz BOK.<br />
Durun bi daha yazayım İLK ATA BOKTAN YARATILMIŞTIR..<br />
İnanmayan G.T olsun..</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>zays34</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/zays34/50-yaradilis.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hayata Tutun...</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/piaaa/49-hayata-tutun.html</link>
			<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 07:18:12 GMT</pubDate>
			<description>Açıyorum herşeye inat.Betonlaşmaya inat 
kök saldı filizlerim açıyorum mütemadiyen,açıyorum karlı ovalarda kalleş pusulara inat ,açıyorum kardeşi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Açıyorum herşeye inat.Betonlaşmaya inat<br />
kök saldı filizlerim açıyorum mütemadiyen,açıyorum karlı ovalarda kalleş pusulara inat ,açıyorum kardeşi kardeşe kırdıran karanlık yüzlere inat,a.ıyorum kaz dagların eteklerinde kan emici madencilere,siyanürcülere inat<br />
açıp yeşeriyorum sanat sevicilerine inat,gazeteci katillerine inat<br />
bugun &quot;Ahmet Taner Kışlalı&quot; oluyorum filizleniyorum,salkım salkım gazete sayfalarında sonra bir türkü tutturuyorum,ve avazım cıktıgı kadar bagırıyorum &quot;vurulduk ey halkım unutma bizi&quot;<br />
bugün, bugün,kutu kutu evler ugruna beni sevgilimden ayıran beni topraktan ayıran rantcılara inat beceriksiz siyasetcilere inat açmak,yeşermek istiyorum güzelim talan edilmiş topraklarında<br />
yeşermek istiyorum bir &quot;mavi gözlü dev&quot; olmak istiyorum<br />
birşeyler yazmak istiyorum şairin mavi gözlü devin dedigi gibi birşeyler yazmak...<br />
<br />
Bir şeyler yazmalıyım<br />
bir şeyler yazmalıyım yüzde yüz yalansız<br />
bir şeyler yazmalıyım<br />
hiçbir şeyi önceden düşünmeden<br />
cigaramın dumanı<br />
yoktur yarin imanı<br />
bir şeyler yazmalıyım<br />
masamın üstünde gördüklerimi değil<br />
parmaklarımı değil<br />
bir şeyler yazmalıyım<br />
içimde bir şeyleri yakalayarak<br />
kova salıp içimdeki kuyuya su çekmeliyim.<br />
<br />
Alıntıdır...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>piaaa</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/piaaa/49-hayata-tutun.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yok</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/liberterkedi/48-yok.html</link>
			<pubDate>Wed, 02 Apr 2008 08:50:17 GMT</pubDate>
			<description>Suyu yorganım yapıyorum, 
sensiz üşüdüğüm gecelerime, 
karanlıkları yakarak  
sıcaklık kazandırıyorum 
onlara. 
 
Yokluğunda yüreğimde kopan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center">Suyu yorganım yapıyorum,<br />
sensiz üşüdüğüm gecelerime,<br />
karanlıkları yakarak <br />
sıcaklık kazandırıyorum<br />
onlara.<br />
<br />
Yokluğunda yüreğimde kopan fırtınaların,<br />
yarattığı kaos dalgası <br />
beni sensizliğe götürdü.<br />
İşte o zaman anladım ben<br />
sende hiç varolmamışım sevgilim.... <br />
 <br />
Gözlerimin içerisinden süzülen damlalar,<br />
avuçlarım da yeniden yeşertti<br />
yepyeni hayalleri ve beni,<br />
gittiğin güne düşen sisleri <br />
bir nefeste dağittım kendimde <br />
bugünüme dair...<br />
Artık olmasanda bende,<br />
yaşamayı öğrendim kendim de,<br />
kaoslarımın içerisinde<br />
yalniz olarak....</div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>LiberterKedi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/liberterkedi/48-yok.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hiç</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/liberterkedi/47-hic.html</link>
			<pubDate>Wed, 02 Apr 2008 08:33:04 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Hiçlik sonrasıbir kargaşa. 
Bir hiçlik ardından gelen kaos 
Sonrasında görünen tek şey "*Bir Hiç*" 
 
                                               ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="left">Hiçlik sonrasıbir kargaşa.<br />
Bir hiçlik ardından gelen kaos<br />
Sonrasında görünen tek şey &quot;<b>Bir Hiç</b>&quot;</div><br />
                                                          <div align="right">Kum <b>gözlerime kaçtı</b>,<br />
                                                                           ve <b>peşi sıra sulandı                  <br />
                                                                    gözlerim</b>, yaktı yüreğime <br />
                                                              düşen bu kargaşa beni.</div><br />
<div align="left">Yüzümü gösteremem,<br />
İnsan olunca gelirim,<br />
diyen ses;<b> ne anlatmak <br />
istiyordu bana kestiremedim.</b></div><br />
                                        <div align="right">Güneşin pencereme şavkıdığı zamanlarda,<br />
                                                           her sabah yeni bir güne başlarken,<br />
                                                                   Güneş bile; oraya ne zaman, <br />
                                                                 niçin, nasıl çıktığını bilmiyordu?<br />
                                    Galiba sorunsuz, sorgusuz askıntıydı orada.</div><br />
<br />
<div align="left">Görevlenmiş ve hizmete düşkündü güneş. <br />
<b>Gülümsesede her sabah olmadı. <br />
Dudağı aralanmadı,bişey demedi son demde</b><br />
<b>Neden suskundu bilinmiyordu.</b><br />
Acaba yokluğumu, <b>yoksa onda ki <br />
hiçliğimi onu susturuyordu böyle.</b></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>LiberterKedi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/liberterkedi/47-hic.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>yeni bir sayfada sana bakmak</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/feyza/46-yeni-bir-sayfada-sana-bakmak.html</link>
			<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 17:44:43 GMT</pubDate>
			<description>her şey yapılabilir  
bir beyaz kağıtla  
uçak örneğin uçurtma mesela  
altına konulabilir  
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için  
sallanan bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>her şey yapılabilir <br />
bir beyaz kağıtla <br />
uçak örneğin uçurtma mesela <br />
altına konulabilir <br />
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için <br />
sallanan bir masanın <br />
veya şiir yazılabilir <br />
süresi ötekilerden kısa <br />
bir ömür üzerine. <br />
<br />
bir beyaz kağıda <br />
her şey yazılabilir <br />
senin dışında <br />
güzelliğine benzetme bulmak zor <br />
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan <br />
her şeyden <br />
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor <br />
belki tabiattadır çaresi <br />
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin <br />
ve benim <br />
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim <br />
anlarım bitkiden filan <br />
ama anlatamam <br />
toprağın güneşle konuşmasını <br />
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla <br />
<br />
sen bana ışık ver yeter <br />
bende filiz çok <br />
köklerim içimde gizlidir <br />
gelen giden açan soran bere budak yok <br />
bir şiir istersin <br />
&#8220;içinde benzetmeler olan&#8221; <br />
kusura bakma sevgilim <br />
heybemde sana benzeyecek kadar <br />
güzel bir şey yok <br />
<br />
uzun bir yoldan gelen <br />
tedariksiz katıksız bir yolcuyum <br />
yaralı yarasız sevdalardan geçtim <br />
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu <br />
her şeyi anlattım <br />
olan olmayan acıtan sancıtan <br />
bilsem ki sana varmak içindi <br />
bütün mola sancıları <br />
bütün stabilize arkadaşlıklar <br />
daha hızlı koşardım <br />
severadım gelirdim <br />
gözlerinin mercan maviliğine <br />
<br />
sana bakmak <br />
suya bakmaktır <br />
sana bakmak <br />
bir mucizeyi anlamaktır <br />
<br />
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır <br />
aşk sorgusunda şahanem <br />
yalnız kelepçeler sanıktır <br />
ne yazsam olmuyor <br />
çünkü bilenler hatırlar <br />
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar <br />
bahçıvanlar değil tüccarlardır <br />
sen öyle göz <br />
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı <br />
sen teninde cennet kayganlığı iken <br />
sana şiir yazmak ahmaklıktır <br />
<br />
bir tek söz kalır <br />
dişlerimin arasından <br />
ben sana gülüm derim <br />
gülün ömrü uzamaya başlar <br />
<br />
verdiğim bütün sözler <br />
sende kalsın isterim <br />
ben sana gülüm derim <br />
gül sana benzediği için ölümsüz <br />
yazdığım bütün şiirler <br />
sana başlayan bir kitap için önsöz <br />
<br />
sana bakmak <br />
bir beyaz kağıda bakmaktır <br />
her şey olmaya hazır <br />
sana bakmak <br />
suya bakmaktır <br />
gördüğün suretten utanmak <br />
sana bakmak <br />
bütün rastlantıları reddedip <br />
bir mucizeyi anlamaktır <br />
sana bakmak <br />
allah&#8217;a inanmaktır<br />
<br />
 YILMAZ ERDOĞAN</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>feyza</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/feyza/46-yeni-bir-sayfada-sana-bakmak.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>BENDEKİ BEN</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/liberta/45-bendeki-ben.html</link>
			<pubDate>Wed, 05 Mar 2008 18:38:14 GMT</pubDate>
			<description>Bu akşam sıradanım 
Ruhum  sıryıldı bedenimden 
Şaşıyorum buna 
Yoksa o ruh ödünç müydü 
Akşam kızılayda ilk kez sigaram bittiğinde 
Cemal...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bu akşam sıradanım<br />
Ruhum  sıryıldı bedenimden<br />
Şaşıyorum buna<br />
Yoksa o ruh ödünç müydü<br />
Akşam kızılayda ilk kez sigaram bittiğinde<br />
Cemal süreyya'nın içki krizine tutlmadım<br />
Yani bir aşağı bir yukarı dolaşmadım<br />
Ruhum ne aymaz şeymişsin sen<br />
Çekip gittinde<br />
Acaba diyorum sadece nikotin sevdamı mı götürdün kendinle<br />
Ya aşkları tutkularıda götürdüysen......</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>LİBERTA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/liberta/45-bendeki-ben.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kapıyı çalmadan girsen de çıkarken kapamayı unutma</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/elanvital/44-kapiyi-calmadan-girsen-de-cikarken-kapamayi.html</link>
			<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 20:28:22 GMT</pubDate>
			<description>Henüz içtiğin kahveler iki basamaklı bir sayıya ulaşmamışken yapmaman gereken şeyler vardır.Çünkü daha eller senin üzerindedir ve telefonun çalacağı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Henüz içtiğin kahveler iki basamaklı bir sayıya ulaşmamışken yapmaman gereken şeyler vardır.Çünkü daha eller senin üzerindedir ve telefonun çalacağı da kesin.Ne zaman ki damarlarına bakınca kahvende kan bulursun vakit gelmiş demektir.Hayır saçmalıyorum evet sevdiğim tarafı da bu zaten...pink floyd şarkısında yaşamak</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>elanvital</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/elanvital/44-kapiyi-calmadan-girsen-de-cikarken-kapamayi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Haberin Var mı?</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/tiya-eleni/43-haberin-var-mi.html</link>
			<pubDate>Thu, 28 Feb 2008 11:00:43 GMT</pubDate>
			<description>Bugün yanlış otobüse bindiğimden,  
Çok yanlış bir yerlerde indiğimden,  
Böyle güzel bir günde,  
Böyle bulutsuz göğün altında ne zamandır...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bugün yanlış otobüse bindiğimden, <br />
Çok yanlış bir yerlerde indiğimden, <br />
Böyle güzel bir günde, <br />
Böyle bulutsuz göğün altında ne zamandır yürümediğimi fark ettiğimde yavaş yavaş sakinleştiğimden, sonra da uzun zamandır takmadığım o gözlükleri takıp insan yüzlerini görmeye karar verdiğimden de<br />
Haberin yok mesela. <br />
<br />
Her gün en fazla bir saat süren işe giden o yol bugün iki buçuk saat tuttuğunda <br />
Ve sokakta sigara içtiğim için ellerim sigara koktuğunda <br />
Ve bütün bunları ve işte senin bütün &quot;bunlarını, bunlarını, bunlarını...&quot; unutmaya karar verdiğimde de: yanımda yoktun. <br />
<br />
Birilerine anlatasım yoktu, sen artık orada değildin, ben de anlatmıyorum artık. Haberin yok.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Tiya Eleni</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/tiya-eleni/43-haberin-var-mi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sahte Ekoloji</title>
			<link>http://www.anarsist.org/blogs/liberterkedi/42-sahte-ekoloji.html</link>
			<pubDate>Sun, 24 Feb 2008 20:23:49 GMT</pubDate>
			<description>*Yoksunluğunun kabulünü, 
günüme düşen 
güvensizlikler belirlese de. 
 
Anlaşılmayan kelimeler bile 
harap düştü artık bu şüpheden. 
 
Ne isem o...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center"><b>Yoksunluğunun kabulünü,<br />
günüme düşen<br />
güvensizlikler belirlese de.<br />
<br />
Anlaşılmayan kelimeler bile<br />
harap düştü artık bu şüpheden.<br />
<br />
Ne isem o olabileceğimi<br />
neden kabullenilmeden<br />
yargılanıyorum<br />
ben bilmiyorum.<br />
<br />
Belkide sebeb kişinin<br />
ekolojisidir.<br />
Böyle olmamıza<br />
tek neden<br />
onun fikirlerinden kopamadığı,<br />
kişiliğini belirleyen<br />
belirsizlikler içerisinde<br />
bulunan sahte ekolojisidir...</b></div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>LiberterKedi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.anarsist.org/blogs/liberterkedi/42-sahte-ekoloji.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
