Yaratmak ulvi bir yetenek. Bende ondan olduğunu söyleme büyüklüğüne soyunmak istemiyorum. Çarpılırım diye korkuyorum da ondan, yoksa yaratmak da nedir ki yani
Yine de, bazıları yaratır... Bazıları ise, sadece "yeniden" bir yaratır o yaratılmışlıktan... 
Râkım
Posted 28-09-2008 at 21:26 by alchemy
Gri veya yeşil… Buna bakıyorum, ikon gri mi yoksa yeşil mi? Yeşilse canlı adeta ve yanımda gibi, gri ise belki orada belki değil… Belki engellendim ve kimbilir ardında ne var…
Aynı filmin çok yakın versiyonlarını seyretmekten sıkıldım.
Battaniyemi koyuyorum sırt çantama. Bir şişe de şarap. İlle kırmızı. Ve tabi plastik bir bardak… Yeterince sigara var mı peki? Var. Cüzdan, kimlik…? Hepsi tamam… Yüksekteki bu ıssız yuvadan sıkıldım… Rakım 0’a inmem lazım…
Ali Baba’ya uğruyorum önce… Bizim tayfa kesin oradadır demiştim, yanılmamışım… Sohbeti koyultmuşlar çoktan… Önce bir sıcak çayla mideyi rahatlatalım… Masadan nasibimize ne düşüyorsa alalım. Kabul edilmenin zevkini yaşayalım. Bir bütünde “parça” olmanın… Yükseklerde hep bütünün kendisi olmak zorunda insan…
Masadaki muhabbet tam da artık bitmesi gereken noktaya erdi… Gidiyorum ben, diyorum… Boğazın serin sularına bakarak şarap şişemi açacağım ve aklıma ne geliyorsa onu düşüneceğim. Ne düşündüğümü, neden düşündüğümü de kimseye söylemeyeceğim… Gidiyorum… Zaten en iyi yapmayı bildiğim şey bu benim…
Her zamanki banka oturuyorum. Şanssız falan değilim ben hep düşündüğüm gibi, yoksa bu bank dolu olurdu… Şarabı nasıl açacağız, bak tirbüşon olayını unuttuk! Ama Hisar burası, her yer alkol ve onun içinde yer aldığı şişeyi açacak aletle kaynıyor. Bankın hemen yanındaki, eski iskeleye yapıştırılmış o büfecide bulacağım elbet tirbüşonu. Onda yoksa da gidecek ve bulacak! Geçen hafta ondan alıp yediğim o sosisliden sonra yıldızları sayıp 2 gün kusmuştum. Borçlu bana bu köftehor, ne yapacaksa yapacak artık… Eli mahkum!
Açılmış ve ağzına dek dolu bir şarap şişesi... İşte bu gecenin keyif ve mutluluğu. Hafif esen rüzgara karşı battaniyeme sarınıyorum. Kıyıya çekilmiş küçük balıkçı motorlarından birinde lüks lambalı bir çilingir sofrası var bu gece… Gözgöze geliyoruz… Bir kez daha ve bir daha, sonra bir daha… Gülümsüyorum… Tanıdık simalar onlar… Üç beş kelam etmişliğimiz de var evveliyatında. Kadeh kaldırıyor içlerinden biri gülüşüme mukabil, ben de plastik bardağımı kaldırıyorum hafifçe…
“Naber Ayşen” diyor yanıma oturan bir tanıdık ses… Ali Baba muhabbetinden kaçmış anlaşılan… “İyidir ya Akın, senden?” “Sıkıldım. Şarap mı o?” “Hıı…” “Paylaşalım mı?” “Yok hocam, bu anca bana… Al şunu, büfeden bir tane daha alıver… Kızmaca yok.” “Tamam ya, ayıbettin…”
Konuşmadan balıkçıları seyrediyoruz bir süre… Mavnalar geçiyor önümüzdeki nehirden sessizce… Sabah ne güzel çan çalar onlar… Yurttaki ilk yılımda en büyük zevkimdi mavnaların sesine gözümü açtığım sabahlar… Derin pencere içine oturur, günü onları seyrederek karşılardım…
Ufak tefek, kısa kesik laflıyoruz sonra, derslerden, hocalardan, arkadaşlardan… Balıkçıların gözü üzerimizde… Ara sıra karşılıklı kadehleşiyoruz… Karşı kıyının ışıkları nehre vuruyor… Henüz tepede bir geçidin olmadığı zamanlar bunlar…
Neden sonra tok bir ses çınlıyor kulaklarımızda: “Gençler! Hadi gelin katılın bize… Balık herkese yeter!” Ben zaten bunu istiyordum… Motordaki çilingir sofrasına seğirtiyoruz hiiiç nazlanmadan…
Elleri soğuktan çatlak, yüzleri rakıdan kırmızı, kahkaları ceplerinden taşan, fıkraları abartı dört adam ve biz… Kimsin, nasılsın, ne yaptın… Hoşbeş… Sessiz geçen bir an bile yok… Kah fırtınalardan bahseden korku filmi hikayesi o anlattıkları, kah kahkahadan kırıp geçiren coşku dolu anılar… Her lafın bitişinde tokuşan bardaklarının arasına bizi de alıyorlar… Arkada pilli bir radyodan taşan fasıl… İstavrit de güzel kızarmış şimdi Allah için… Bol soğanlı çoban salatası tek meze… Ha, bir de neşe ve muhabbet… Ve tabi ki sonbaharda deniz kokusu… “Karılarınız merak etmez mi sizi?” diyorum… “Alışık onlar..” diyor her biri, tek bir ağızmış gibi… Hikayeleri ise hiç bitmiyor… Battaniyeyi sırt çantama geri koyuyorum… Üşümüyorum ki…
İrkilip, tekrar bakıyorum ikonlara… İki yeşilden biri daha gri oldu şimdi. Kimbilir ne yapıyorlar, ne var akıllarında şu an…
Acaba onları sevdiğimi biliyorlar mı?
Ben de griye çevireyim artık ikonumu. Bu gece çok güzeldi… Sanki yükseklerdeki o ıssızlıktan 0 rakıma inmiş kadar oldum…
Aralık 2007
Aynı filmin çok yakın versiyonlarını seyretmekten sıkıldım.
Battaniyemi koyuyorum sırt çantama. Bir şişe de şarap. İlle kırmızı. Ve tabi plastik bir bardak… Yeterince sigara var mı peki? Var. Cüzdan, kimlik…? Hepsi tamam… Yüksekteki bu ıssız yuvadan sıkıldım… Rakım 0’a inmem lazım…
Ali Baba’ya uğruyorum önce… Bizim tayfa kesin oradadır demiştim, yanılmamışım… Sohbeti koyultmuşlar çoktan… Önce bir sıcak çayla mideyi rahatlatalım… Masadan nasibimize ne düşüyorsa alalım. Kabul edilmenin zevkini yaşayalım. Bir bütünde “parça” olmanın… Yükseklerde hep bütünün kendisi olmak zorunda insan…
Masadaki muhabbet tam da artık bitmesi gereken noktaya erdi… Gidiyorum ben, diyorum… Boğazın serin sularına bakarak şarap şişemi açacağım ve aklıma ne geliyorsa onu düşüneceğim. Ne düşündüğümü, neden düşündüğümü de kimseye söylemeyeceğim… Gidiyorum… Zaten en iyi yapmayı bildiğim şey bu benim…
Her zamanki banka oturuyorum. Şanssız falan değilim ben hep düşündüğüm gibi, yoksa bu bank dolu olurdu… Şarabı nasıl açacağız, bak tirbüşon olayını unuttuk! Ama Hisar burası, her yer alkol ve onun içinde yer aldığı şişeyi açacak aletle kaynıyor. Bankın hemen yanındaki, eski iskeleye yapıştırılmış o büfecide bulacağım elbet tirbüşonu. Onda yoksa da gidecek ve bulacak! Geçen hafta ondan alıp yediğim o sosisliden sonra yıldızları sayıp 2 gün kusmuştum. Borçlu bana bu köftehor, ne yapacaksa yapacak artık… Eli mahkum!
Açılmış ve ağzına dek dolu bir şarap şişesi... İşte bu gecenin keyif ve mutluluğu. Hafif esen rüzgara karşı battaniyeme sarınıyorum. Kıyıya çekilmiş küçük balıkçı motorlarından birinde lüks lambalı bir çilingir sofrası var bu gece… Gözgöze geliyoruz… Bir kez daha ve bir daha, sonra bir daha… Gülümsüyorum… Tanıdık simalar onlar… Üç beş kelam etmişliğimiz de var evveliyatında. Kadeh kaldırıyor içlerinden biri gülüşüme mukabil, ben de plastik bardağımı kaldırıyorum hafifçe…
“Naber Ayşen” diyor yanıma oturan bir tanıdık ses… Ali Baba muhabbetinden kaçmış anlaşılan… “İyidir ya Akın, senden?” “Sıkıldım. Şarap mı o?” “Hıı…” “Paylaşalım mı?” “Yok hocam, bu anca bana… Al şunu, büfeden bir tane daha alıver… Kızmaca yok.” “Tamam ya, ayıbettin…”
Konuşmadan balıkçıları seyrediyoruz bir süre… Mavnalar geçiyor önümüzdeki nehirden sessizce… Sabah ne güzel çan çalar onlar… Yurttaki ilk yılımda en büyük zevkimdi mavnaların sesine gözümü açtığım sabahlar… Derin pencere içine oturur, günü onları seyrederek karşılardım…
Ufak tefek, kısa kesik laflıyoruz sonra, derslerden, hocalardan, arkadaşlardan… Balıkçıların gözü üzerimizde… Ara sıra karşılıklı kadehleşiyoruz… Karşı kıyının ışıkları nehre vuruyor… Henüz tepede bir geçidin olmadığı zamanlar bunlar…
Neden sonra tok bir ses çınlıyor kulaklarımızda: “Gençler! Hadi gelin katılın bize… Balık herkese yeter!” Ben zaten bunu istiyordum… Motordaki çilingir sofrasına seğirtiyoruz hiiiç nazlanmadan…
Elleri soğuktan çatlak, yüzleri rakıdan kırmızı, kahkaları ceplerinden taşan, fıkraları abartı dört adam ve biz… Kimsin, nasılsın, ne yaptın… Hoşbeş… Sessiz geçen bir an bile yok… Kah fırtınalardan bahseden korku filmi hikayesi o anlattıkları, kah kahkahadan kırıp geçiren coşku dolu anılar… Her lafın bitişinde tokuşan bardaklarının arasına bizi de alıyorlar… Arkada pilli bir radyodan taşan fasıl… İstavrit de güzel kızarmış şimdi Allah için… Bol soğanlı çoban salatası tek meze… Ha, bir de neşe ve muhabbet… Ve tabi ki sonbaharda deniz kokusu… “Karılarınız merak etmez mi sizi?” diyorum… “Alışık onlar..” diyor her biri, tek bir ağızmış gibi… Hikayeleri ise hiç bitmiyor… Battaniyeyi sırt çantama geri koyuyorum… Üşümüyorum ki…
İrkilip, tekrar bakıyorum ikonlara… İki yeşilden biri daha gri oldu şimdi. Kimbilir ne yapıyorlar, ne var akıllarında şu an…
Acaba onları sevdiğimi biliyorlar mı?
Ben de griye çevireyim artık ikonumu. Bu gece çok güzeldi… Sanki yükseklerdeki o ıssızlıktan 0 rakıma inmiş kadar oldum…
Aralık 2007
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
alchemy ait Blog Başlıkları
- Sevgili (13-11-2008)
- Kapı Duvar (13-11-2008)
- Evlerinde Lambaları Yanıyor (II) (09-11-2008)
- Kestanenin Yolculuğu (08-11-2008)
- Evlerinde Lambaları Yanıyor (I) (24-10-2008)
















