|
|
Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir!
Can YücelBiyografiler içerisinde Can Yücel konusu: Can Yücel (1926-1999)
Yergici anlatımı ve kendine özgü dil örgüsüyle çağdaş Türk Şiiri’nde özgün bir yer edinen, eski milletvekili ve bakanlardan Hasan Ali Yücel'in oğlu Can YÜCEL, 1926'da İstanbul'da doğdu. ...
|

28-05-2008, 10:58
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 30-04-2008
Yaş: 25
Mesajlar: 181
|
|
Can Yücel
Can Yücel (1926-1999)
Yergici anlatımı ve kendine özgü dil örgüsüyle çağdaş Türk Şiiri’nde özgün bir yer edinen, eski milletvekili ve bakanlardan Hasan Ali Yücel'in oğlu Can YÜCEL, 1926'da İstanbul'da doğdu. Fakat kendisini Datça’lı kabul eden ünlü şairin mezarı Datça'dadır. Son üç kitabını da Datça üzerine yazmış, yarımadanın güzelliklerini, şiirinin güzellikleriyle buluşturmuştur. Bu yüzdendir ki, Can Yücel'i okumak, Datça havasını solumak duygusu verir insana. Taze... şaşırtıcı... farklı... düşündürücü...
Orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi'nde, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi ile İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde tamamlayan Yücel, askerliğini Kore'de yaptı. Uzun süre Paris'te ve İngiltere'de kalan Yücel, BBC Radyosu Türkçe Yayınları Bölümü'nde spiker olarak da çalıştı. Ancak hayatında hep ilk sırada şiir yer aldı. İş dünyasında çok az zaman geçiren şair meslek olarak kendisine şairliği seçtiğini söyledi hep.
1962'de İngiltere'de, 1709'da Latin harfleriyle taş baskısı olarak basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabını bulması geniş yankı uyandırdı. Ertesi yıl yurda dönünce bir süre Bodrum'da turist rehberliği yaptı. Sonra İstanbul'a yerleşti. Çeviriyi uğraş edindi. Ve bir çevirisi nedeniyle 12 Mart döneminde hüküm giydi. 1974'te aftan yararlanarak serbest kaldı.
Yazın yaşamına üniversitede öğrenciyken yayımladığı şiirleriyle girdi. Şiir, yazı ve çevirileri 1945'ten itibaren Yenilikler, Seçilmiş Hikayeler, Dost, Şiir Sanatı, Yön, Papirüs, Yeni Dergi, Yazko Edebiyat, Yeni Düşün, Vatan, Demokrat vs. dergi ve gazetelerde yayımlandı.
Şiirlerinde argo ve müstehcen sözlere çok sık yer veren, bu nedenle zaman zaman dikkatleri üzerine çekip koğuşturmaya uğrayan Yücel'in 1974'te çıkan "Bir Siyasinin Şiirleri" kitabı, o döneme kadarki şiir macerasının dengeli bir bileşimi olarak görüldü. Bu şiirlerinde hapishaneden dışa ve orada yaşayanlara dönük izlenim, gözlem, duygu ve düşüncelerinin toplamını, kendi politik kimliğinin sorgulamasıyla birlikte verdi. Tarihsel olaylarla günlük olayları iç içe işleyen Yücel, günceli, taşlama yüklü bir ifadeyle, politik eleştiri düzeyinde ele aldı. Toplumsal olanı yansıtmada gülmece, şiirinin en önde gelen öğesi oldu.
Şiirlerinde, toplumcu bir bakış açısından yola çıkarak daha iyi bir dünyanın kurulması amacını savunan Yücel'in, sözcük oyunlarıyla ulaştığı dil ustalığı, şiirini "yeni anlam boyutlarıyla donatarak" etkili kıldı. Halk kaynaklarına, halk ağzına, daha çok da halk türkülerinin deyişlerine de yaslanan Yücel'in kullandığı günlük söylem, yöresel deyişler, deyimler ve argo sözcükler, şiirini etkili kılan diğer öğelerdir. Diyaloglar, atasözleri, benzetmelerle kendisine has bir üslup oluşturdu.
Yazma'dan başlayarak tüm şiirleri incelendiğinde Yücel'in şiirinin ironiden başka yönleri olduğu farkedilecektir. Örneğin, yoğun bir duygusallık ve sevgi arayışı; ustalıkla doruğuna ulaşmış bir dil işçiliği, entellektüel düzeye varmış bir biçim arayışı; yanlışa, haksıza karşı, yerleşik nizamdan öç alırcasına öfkeli ve bir o kadar da acılı bir direniş... bir başkaldırı...
En ağdalı ifadelerden, en acılı ağıtlara; en sert sokak ağızlarından en yoğun sevda ve sevgi şiirlerine; zeka parıltılarından en yalın, en sade söyleyişlere kadar her şeye yer verdiği şiiri, bir 'vazifeye adanmışlık' şiiridir onun. Yücel ayrıca Lorca, Shakespeare, Weiss ve Brecht gibi yazarlardan yaptığı çevirilerde, yapıtları neredeyse yeniden yazarak değişik bir çeviri anlayışı getirdi edebiyat dünyasına.
Kitapları: Can Yücel'in şiir alanındaki başlıca yapıtları arasında "Yazma" (1950), "Sevgi Duvarı" (1973), "Bir Siyasinin Şiirleri" (1974), "Ölüm ve Oğlum" (1976), "Şiir Alayı" (1981), "Rengarenk" (1982), "Gökyokuş" (1984) ve "Beşibiryerde" (1985), "Canfeda" (1986), "Çok Bi Çocuk" (1988), "Kısa Devre ve Kuzgunun Yavrusu" (1990) yer alıyor.
|

28-05-2008, 11:25
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 30-04-2008
Yaş: 25
Mesajlar: 181
|
|
|

06-06-2008, 21:38
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 26-03-2008
Nerden: Fransa,akdenize yakin minik bir kentte
Yaş: 18
Mesajlar: 202
|
|
"Sari Zeybek" Can Yücel'in , Atatürk'ün gerek iç gerek di$ dünyasini kalemiyle aynaladigi güzel bir çali$madir,eserleri arasina ilave edeyim dedim..
|

07-06-2008, 17:40
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 07-02-2007
Nerden: ANKARA
Mesajlar: 82
|
|
sarı zeybek bildiğim ve okuduğum hatta izlediğim kadarıyla can dündar a ait sanırım bi yanlışlık olmuş sn.gorkem
__________________
kendi düşmanınızı aramalısınız,,
kendi savaşınızı yapmalısınız ve kendi düşünceleriniz uğruna!!
ve şayet yenilirse düşünceleriniz,,
yinede dürüstlüğünüz zafer naraları atmalı bunun için..
F.W. NİETZSCHE
|

07-06-2008, 17:56
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 26-03-2008
Nerden: Fransa,akdenize yakin minik bir kentte
Yaş: 18
Mesajlar: 202
|
|
Alıntı:
jezabel´isimli arızadan alıntı
sarı zeybek bildiğim ve okuduğum hatta izlediğim kadarıyla can dündar a ait sanırım bi yanlışlık olmuş sn.gorkem
|
Geç saatte bilgisayar ba$inda olmanin beraberinde getirdigi saçmaligin kurbani olmu$um,fark ettiginiz için tesekkurler sayin jezabel....
|

10-06-2008, 09:23
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 16-03-2008
Yaş: 18
Mesajlar: 69
|
|
Şarabın Bol Olsun Can Baba =)
__________________
I can't believe this now
This isn't what I planned
I lived and died and now
I just can't understand
With all the love I feel
I could never leave her
No matter what the cost
My soul's the price to see him
...And they will never know
For love I sold my soul
|

10-06-2008, 16:07
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 30-04-2008
Yaş: 25
Mesajlar: 181
|
|
BULUŞMAK ÜZERE
Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
can yücel
|

10-06-2008, 16:57
|
 |
her dem arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 23-01-2008
Nerden: ankara
Mesajlar: 253
|
|
Datça'da şair bir dostum var, Güler Ablayla tanışıyorlar. Dünya şiir gününde birleşip Can Babanın mezarı başında şarap içip şiir okumuşlar. Ben çok kıskanmıştım sizde kıskanın diye yazayım dedim.
Kelimeleri cümleler içinde s(i)ektirmekte ustaydı diyebilirim onun uslubuyla...
__________________
** Gözlerinin benimle konuşabilmesi amacıyla; dudaklarını birleştirdiğinde bin yüzlü bir aynayla yakaladım bakışlarını. Ve gözleri benimle konuştu... Nietzsche
|

10-06-2008, 17:19
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 30-04-2008
Yaş: 25
Mesajlar: 181
|
|
kıskandım gerçekten..
bi çocukluk geldi üzerime
bende istiyorum bende istiyorum diye tutturasım var..
|

11-06-2008, 11:55
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 19-05-2008
Mesajlar: 3
|
|
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
" O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle O daha az sever seni, Senin O'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...
Can YÜCEL
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 misafir)
|
|
|
| Konu Araçları |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:36 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|