Cesare Pavese 9 Eylül 1908'de Torino yakınlarındaki Santo Stefano Belbo köyünde doğdu. Torino adliyesinde küçük bir memur olan babası köylü bir aileden geliyordu. Pavese ailesi yaz aylarını Santo Stefano Belbo'daki çiftliklerinde geçirdiği için bu köy ve çevresindeki kırlar, tepeler Cesare Pavese'nin ilk şiirlerine tükenmez bir esin kaynağı oldu. Olgunluk döneminin en başarılı romanı olanla luna e i falo (Ay ve Şenlik Ateşleri) da gene bu çevrenin anıları ile beslenerek yazıldı.
1914 yılında, Cesare daha altı yaşındayken, babası beyin kanserinden ölünce, aile için oldukça güç bir dönem başladı. Cesare ile ablası Manayı yetiştirme sorumluluğunu yüklenen anneleri bütün aileyi etkileyen yas havasını dağıtacak olanaktan bulamadı. Hele geçim sıkıntısı yüzünden 1918'de Santo Stefano Belbo'daki çiftlik de satılınca, Cesare köydeki arkadaşlarından ve çok sevdiği kırlardan ve tepelerden uzaklaşmış oldu.
Torino'da "Trompetta" ilkokulundan sonra Liceo d'Azaglio'da orta öğrenimini tamamlayan Pavese daha o yıllarda yalnızlıktan hoşlanan, içedönük bir çocuktu. Lisedeyken tek yakın arkadaşı Boraldi'nin mutsuz bir aşk serüveninden sonra intihar etmesi, gene aynı günlerde yaşıtlarından başka bir öğrencinin kendini öldürmesi Paveseyiçok etkiledi ve onda intihar düşüncesinin bir saplantı haline gelmesine yol açtı.
Pavese Torino Üniversitesi'nde edebiyat okudu ve düşünce özgürlüğünün sözcüleri olarak gördüğü İngiliz ve Amerikan yazarlarına büyük bir ilgi duymaya başladı. Bitirme tezi olarak Walt Whitman'ın şiirlerini seçen Pavese bu konuda parlak bir çalışma yaparak yüksek öğrenimini tamamladı.
Üniversiteden sonra bir yandan eski okulu Liceo D'azaglio'da edebiyat ve dil dersleri vermeye, bir yandan da şiir yazmaya başladı. İngiliz ve Amerikan yazarları ile ilgili yazılarının La Culturadergisinde yayımlanması da gene bu döneme rastlar. Pavese bu yazılarının yanı sıra Melville, Faulkner, Shenvood Anderson, Defoe, Dickens, Gertrude Stein, James Joyce ve Dos Passos gibi yazarların romanlarını çevirerek İtalyan edebiyat dünyası için yepyeni ufukların açılmasına yardım etti.
1933 yılında Pavese'nin arkadaşı Giulio Einaudiyeni bir yayınevi kurdu ve Paveseye bu yayınevinde önemü bir görev verdi. Torino o yıllarda gittikçe güçlenen Faşizme karşı direnen aydınların merkezi durumundaydı. Ekonomi ve politika konularında uzman olan Einaudi bu konularla ilgili kitaplar yayımlıyor, Pavese'nin özgürlük ve demokrasi ilkelerini dile getiren çevirileri de bu tutumu destekleyen yayınlar olarak büyük ilgi görüyordu. 13 Mayıs 1935 günü evinde yapılan bir arama sonunda Pavese'nin bazı kitap ve yazılarına el kondu. Pavese, Einaudi Yayınevi ve La Culturadergisinin öbür sorumluları ile birlikte anti-faşist çalışmaları ileri sürülerek tutuklandı ve Brancaleone'de bir yıl hapse mahkûm edildi. Brancaleone'deki bir yıllık yaşantısını II Carcçra (Hapis) romanında malzeme olarak kullanan Pavese 1936'da serbest bırakılınca, yeniden Einaudi Yayınevi'ndeki işinin başına döndü; şiir, hikâye ve roman yazmaya devam etti.
Bu arada genç yazarı yeni bir dramın kahramanı olarak görüyoruz. Üniversitedeki son yılında Pavese ilk gerçek sevgilisi olan genç kula tanışmıştı. Bu kızın adını herkesten gizli tutmuş, Lavorare Stanca'daki şiirlerinde ondan sadece "kısık sesli kız" ("la donna dalla voce rauca") diye söz etmişti. Pavese'nin arkadaşı ve hayat hikâyesinin yazan Davide Lajolo, Pavese'nin bu kızı tanıdıktan sonra bambaşka bir insan olduğunu, aşağılık duygusundan ve içedönüklükten kurtularak mutluluğa kavuştuğunu söyler. Beş yıl süren bu aşk ilişkisi 1936'da, beklenmedik bir anda birdenbire sona erdi. Kısık sesli kızın "Pavese iyi şiir yazabilir, ama bir kadınla birlikte olduğu zaman hiç de başarılı değil," sözleri Paveseyi uzun süre etkisinden kurtulamayacağı bir hayal kırıklığına sürükledi. Bu yüzden Paveseyi bu dönemde büyük bir karamsarlık içinde, sık sık intihan düşünen, kadınlardan nefret eden ve tek avuntuyu sanatında bulan bir insan olarak görüyoruz.
Savaş yıllarında Pavese Einaudi Yayınevi'ndeki işine devam etti.
Bir ara aynı yayınevinin Roma'daki bürosunda çalıştıysa da, Roma’ya yapılan hava akınları yüzünden Torinoya dönmek zorunda kaldı. 1943 yılında askerlik görevine çağrılan Pavese astımlı olduğu için bir iki ay geçmeden çürüğe çıkarıldı. 1940 yılında Pavese'nin hayatında yeni bir etkinin varlığını duyarız. Bu daha önce öğrencisi olan Femanda Pivano adlı bir genç kızdır. Pavese genç kıza 1940'ta evlenme teklifinde bulunur, fakat genç kız aralarındaki ilişkinin arkadaşlıktan öteye gitmemesinde direnir. Birbirlerini yıllarca hemen hemen her gün görmelerine rağmen, Pavese'nin 1945'teki ikinci evlenme teklifi de sonuçsız kalır. Pavese yeniden yalnızlığına ve romanlarına döner.
1950 yılının başlangıcında Pavese yazarlık hayatının doruğuna erişmiş gibidir. Ne varki, ne eleştirmenlerin övgüleri, ne de İtalya'nın en önemli edebiyat ödülü Strega'nm Tra Donne Sole (Yalnız Kadınlar Arasında) adlı romanına verilmesi Pavese'nin kişisel hayatındaki bunalımı önleyebildi. Pavese o günlerde, İtalya'ya film çevirmeye gelen Constance Datvling adlı Amerikalı bir sinema oyuncusuna aşık olmuştu. Bu büyük tutkuyla yeniden değişmiş, utangaçlığını ve çalışmalarını bir yana bırakarak Constance Dayvling'le Romaya, dağlara ve deniz kıyısındaki tatil kasabalarına gitmiştir. Büyük bir mutluk içinde arkadaşlarına yakında evleneceğinden söz etmeye başlamıştı. Fakat gene hiç beklenmedik bir anda, Strega Ödülü'nü aldığını öğrendiği sırada, Constance Dawling'in de kendisini terk edip Amerika'ya gittiğini duydu.
Pavese için artık her şey bitmişti. Onu hayata bağlayan hiçbir şey kalmamış gibiydi. Gittikçe artan bir yoğunlukla yeniden intiharı düşünmeye başladı. Bu saplantının ortaya çıkmasında Pavese'nin büyük bir hayranlık duyduğu Amerikalı yazar ve eleştirmen T. O. Mathiessen'in 1950 Nisan'ında intihar etmesinin de büyük payı vardı. Pavese bir uyurgezer gibi Romaya Strega Ödülü'nü almaya gitti. Sonra Torino’ya dönüp bu günlüğün dışındaki bütün özel kâğıtlarını yok etti ve 26 Ağustos 1950 günü küçük bir otelde uyku hapı alarak intihar etti.
Yaşama Uğraşı'ndan Sf.7-8-9
Çeviren: Cevat Çapan
E Yayınları
Naçizane Scan eden: Şahsım
Yaşama Uğraşı, Pavese'nin ölümünden sonra arkadaşları tarafından yayımlanan güncelerinin bir derlemesidir. Bu derlemede sonuca giden nedenler sıralanmıştır. Pavese, şu satırları düşer günlüğüne:
“Gizlice
en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda.
Yazıyorum: Ey, Sen, acı.
Peki sonra? Bütün gerekli olan, biraz cesaret. Acı ne kadar ortaya çıkar ve kesinleşirse, yaşam içgüdüsü o kadar ağır basıyor ve intihar düşüncesi zayıflıyor.
Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde. Zayıf kadınlar yapmıştı bu işi. Alçakgönüllülük istiyor, kendini beğenmişlik değil. Tiksiniyorum bütün bunlardan.
Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım.”
Ve günlük burada son bulur.