Sergei Mikhailovich Eisenstein
İcra ettiği sinema sanatını yalnızca filmlerle değil, her biri birer devrim niteliği taşıyan görüş ve uygulamalarıyla besleyen Eisenstein, sinema tarihinin en önemli filmlerinden sayılan, "Potemkin Zırhlısı", "Ekim" ve "Grev" adlı filmleriyle gerek kurgusal alanda gerekse konu bakımından sinemada "devrim"i gerçekleştirmiştir.
Sergei Mikhailovich Eisenstein, 23 Ocak 1898 tarihinde Rus İmparatorluğu'nda, bugün Letonya'nın başkenti olan Riga'da dünyaya geldi. Henüz 7 yaşındayken anne ve babasının ayrılığına tanık olan Sergei'in hayatı, 1910 yılında taşındıkları St. Petersburg'da şekillenecekti. Bu büyülü şehir, mimari ve mühendislik çalışmalarının yanısıra devrim ateşinin de onun üzerinde film çekimi konusunda müthiş bir etki yapacağı başlangıç noktasıydı. Eisenstein'ın içindeki mimar, bu mesleği icra eden babasının baskısıyla doğmuş, Rönesans'ın kullandığı boşluk olgusundan ilham almasıyla güçlenmişti. Ailesinden iyi bir eğitim alıp Fransızca, İngilizce ve Almanca öğrenen küçük dahi, Leonardo Da Vinci'nin çalışmalarını hayranlıkla inceliyor, Freud'un Leonardo eserleri hakkındaki çözümlemelerinden çok etkileniyordu. Henüz tümüyle keşfetmemiş olmakla birlikte içinde görsel sanatlara karşı durdurulamayan bir güç ve arzu vardı.
Takvimler 1917 yılının Ekim ayını gösterdiğinde, Rusya'da, 20. yüzyılın ilk Marksist Komünist devrimi olan Ekim Devrimi gerçekleşti. Eisenstein, St. Petersburg'daki o asi kalabalığın coşkusunu izlerken geleceğini görüyordu. Kızıl Ordu'ya girdi, yapılanmaya ve savunma gücünün oluşmasına katkıda bulundu. Hepsinden önemlisi, büyülü kariyerinin ilk adımını, askerler için eğlence programları hazırlayarak, orduda atmış olmasıydı.
Bir süre sonra askerlik hayatının ona göre olmadığını anladı ve 1921 yılında Moskova'da yer alan ve orijinal adı Proletkult Theater olan "Halk Sahnesi"ne yardımcı sahne tasarımcısı sıfatıyla dahil oldu. Çok kısa sürede yönetmen yardımcılığına ve yönetmenliğe kadar yükseldi.
Eisenstein, tiyatro tecrübelerinde de daima yeniliği arıyordu. Önce bir sirkte geçen "The Sage" ("Bilge") oyununu sahneye koydu. "Do You Hear, Moscow?" ("Duyuyor Musun Moskova?") ile başlayan şaşırtıcı özgünlük, üçüncü çalışması "Gas Masks" ("Gaz Maskeleri") ile doruğa ulaştı. Oyun, çalışma saatleri içinde bir havagazı tesisinde sergilendi. Devrim niteliği taşıyan bu biçim, Eisenstein'a sinemanın kapılarını ardına kadar açmış, izlemesi gereken yolu net bir şekilde göstermişti.
1924 yılında Halk Sahnesi, Eisenstein'a "Towards The Dictatorship" ("Diktatörlüğe Doğru") adlı 8 serilik bir film çalışmasının beşinci bölümünün yönetmenliğini üstlenmesi teklifinde bulundu. Eisenstein, yetkilileri ikna ederek kitlesel bir hareketin anlatılacağı bu önemli bölümü 1. sıraya aldırdı. Bu proje, usta yönetmenin ilk uzun filminin çıkış noktasıydı.
Eisenstein'ın, "Devrim Üçlemesi" olarak da bilinen üç büyük eserinden ilki, 1924 yılında filme aldığı "Grev" oldu. Orijinal adı "Stachka" olan yapım, fabrika işçilerinin grevini içeren bir propaganda anlatımıydı. Kötü çalışma koşullarını protesto etmek isteyen işçiler ve talepleri karşılamamak için gereken her şeyi yapmaya hazır bir yönetimin karşı karşıya gelişi konu edilmişti.
"Grev"in Washington'daki gösteriminden sonra 10 yaşındaki bir izleyici, yaşadığı deneyimi "Beynimin iki tarafının da patlamak üzere olduğunu hissettim" sözleriyle anlatmıştı.
Küçük izleyicinin bu tanımı, "Grev"in adeta özeti niteliğindeydi. Kullanılan benzetmeler, yer yer düşündüren, yer yer güldüren, bazen de rahatsızlık verici boyuta ulaşan semboller, hayranlık uyandıran bir görsel anlatımı meydana getiriyordu. Verilen her duyguyu bütün yoğunluğuyla yaşayan izleyici, "Grev"i asla unutmayacaktı.
Eisenstein, "filmin yaratıcı gücü ve ham çekimlere anlam veren bir yaşam prensibi" olarak tanımladığı "kurgu" kavramını "Grev"de ilk kez izleyicilerle buluşturdu. Kurgu, yeni bir fikri yansıtmak için iki film karesini yanyana koymaktı. Eisenstein, düzenlemesini ünlü şair Mayakovsky'nin yaptığı montaj teorileri temalı ilk makalesinde yeni bir kurgu anlayışından, "Çarpıcı Kurgu"dan söz ediyordu. İlerleyen yıllarda yorumcular, bu türün basit matematiksel çözümlemesini Tez + Anti tez = Sentez ve 1 + 1 > 2 şeklinde yaptılar.
Eisenstein'ın "Potemkin Zırhlısı" filmi de, gerçek anlamda bir bildiri niteliği taşımaktadır. Her kesimden izleyicinin kolayca algılayabileceği kadar yalın ve etkili, görsel yönden akıllara durgunluk verecek derecede yenilikçi ve kusursuz olan yapıt, 1905 Rus Devrimi'nin bir parçası olan Potemkin Zırhlısı Ayaklanması'nın yıldönümünde sunulmuştur.
Filmin başında Lenin'in 1905 tarihli şu sözlerine yer verilir; Devrim savaştır. Tarihteki kanuna uygun, adil ve gerçek olan tek savaş. Rusya'da bu savaş ilan edilmiş ve resmen başlamıştır.
Potemkin Zırhlısı'nın müthiş anlatımı ve etkileyici görsel gücünün yanısıra yapımı sırasında harcanan emek de şaşırtıcı derecede büyüktür. Film için gerekli olan ilk şey, Potemkin'i simgeleyecek bir zırhlıdır. Ancak geminin orijinali sökülüp parçalara ayrıldığından başka arayışlara yönelinmiş, Sivastopol açıklarında gövde bölümü kayıp olan demirlemiş silahsız bir zırhlı bulunmuştur. Donanma arşivlerinden elde edilen bilgiler ışığında gövde yeniden oluşturulur.
Olumsuzluklardan birini yenerken diğeriyle karşılaşan Eisenstein, gemi üzerinde sınırlı bir alanın kullanılabilir olması, fonda kayalıkların görünmesi, kameranın hareket şansının olmayışı ve bunun gibi tahmin edilemeyecek kadar çok aksilikle mücadele etmek zorunda kalmıştır.
Film inanılmayacak kadar kısa bir sürede, kurgusuyla birlikte 3 ayda tamamlandı. Elde edilen başarı elbette tesadüf değildi. Ancak en az çekim süresi kadar inanılmazdı. Eisenstein'ın ünü dünyanın her yerine yayıldı, 1958 yılında yirmibeş ülkeden toplam 117 film tarihçisi, Potemkin Zırhlısı'nı "tüm zamanların en iyi filmi" seçti.
Ünü günümüze kadar ulaşan filmin, zaman zaman kendisinden daha da öne çıkan Odessa Merdivenleri sahnesi, dünya sinema tarihinde çok özel bir yere sahiptir. Belki de bugüne kadar hiçbir filmde böylesine büyük bir vahşet, böylesine etkili ve dehşet verici biçimde anlatılmamıştır.
Odessa, bugün, Ukrayna'nın güneybatısında yer alan ve Karadeniz kıyısındaki en büyük limanlardan birine sahip olan sevimli bir şehir. Ve işte 142 metre uzunluğundaki büyük Odessa Merdivenleri. Bundan tam 101 yıl önce, Potemkin Zırhlısı ayaklanması sırasında tüyler ürpertici bir katliama tanıklık eden bu merdivenler, Eisenstein'ın yapıtıyla ölümsüzleşti.
Potemkin Zırhlısı, sadece Eisenstein'ın değil sinema tarihinin de en önemli filmlerinden biridir. Günümüze kadar beyazperdeye yansıyan sayısız filmde Potemkin Zırhlısı'ndan etkilenmeler açıkça görülmektedir. Özellikle Francis Ford Coppola'nın "Baba", George Lucas'ın "Yıldız Savaşları 3: Sith'in İntikamı", Brian De Palma'nın "Dokunulmazlar", Woody Allen'ın "Bananas", "Aşk ve Ölüm" ve Terry Gilliam'ın "Brazil" filmlerindeki benzer sahneler, Potemkin Zırhlısı'na birer saygı duruşu niteliği taşımaktadır. Örnekler arasında Steven Spielberg imzalı "Schindler'in Listesi" adlı yapıttan da söz edilebilir. Siyah beyaz çekilen filmin en etkili sahnelerinden birinde Nazi askerlerinden kaçan küçük bir kızın kırmızı kabanı, renkli olarak görüntüye gelir. Bu etkiyi de ilk kullanan Sergei Eisenstein olmuştur. Usta yönetmen, "Potemkin Zırhlısı"nda bir bayrağı kare kare elleriyle renklendirerek bir ilke daha imza atmıştır.
"Potemkin Zırhlısı", dünyanın her yerinde büyük ilgi görmüş, bitmek bilmeyen tartışmalara yol açmış, birçok yerde adından "tüm zamanların en iyi filmi" olarak söz ettirmiştir.
Filme en büyük ilgiyi gösterenlerin başında Alman izleyiciler geliyordu. Alman ordusunun mensuplarının ise filmi izlemesi yasaklanmıştı. Çıkabilecek bir ayaklanmadan korkuluyordu. Film, Amerika'da 1926 yılında gösterime girdi. Chaplin "dünyanın en iyi filmi" değerlendirmesini yaptı. Fransa'da yetkililer buldukları bütün kopyaları yaktılar. Paris'te yalnızca çok az sayıda sanat evinde gösterim gerçekleşebildi. İngiltere'de ise 1954 yılına kadar yayımı yasaktı.
Eisenstein'ın bir sonraki filmi, 1927 tarihli "Ekim" oldu. 1917'deki Şubat ve Ekim devrimlerinde ortaya çıkan güç değişimlerinin konu alındığı film, yönetmenin en çok tartışılan yapıtları arasındadır. Ayrıca "Ekim", Sovyet hükümetinin, devrimin 10. yılı anısına yapımına destek verdiği iki filmden biri olmuştur. Diğeri ise Pudovkin'in "St. Petersburg'un Sonu" adlı yapıtıdır.
Batılı eleştirmenlerin ve izleyicilerin başlıca sorunu, 1917 Rus Devrimi'ni kendilerine yakın bulmamalarıydı. Ayrıca çeşitli sansürlemeler nedeniyle izledikleri kopyalar hep kesik kesikti ve yönetmenin anlatmak istedikleri olabildiğince saptırılmıştı. Özellikle Amerika'da uygulanan sansür şaşırtıcı boyutlara ulaşıyordu. Avrupa baskısı ise, orijinal Moskova baskısından yaklaşık 1200 metre daha kısaydı. Filmi sunarken kullandıkları isim bile anlamsız bir şekilde değiştirilmişti. Orijinal isim olan "Ekim"in yerine Alman dağıtıcı firmanın seçtiği "Dünyayı Sarsan 10 Gün" ismi kullanılıyordu. Bu isim, Eisenstein'ın filmin hazırlık çalışmaları sırasında başvurduğu John Reed imzalı yapıma aitti.
"Ekim"in araştırma safhası, Eisenstein'ın daha önceki filmlerinden çok daha kapsamlıydı. Bu defa yüzlerce gazete yazısını, eski fotoğrafları, anı kitaplarını ve belgeselleri inceleyerek işe başladı. Gerçekliğin yaratılması için gösterdiği bütün bu çabanın yanında, ilerici anlayışının gerektirdiği yeni sinematografik öğelerin kullanımı konusunda da kararlıydı. Ancak bu adım, izleyenlerin filmi anlamasına engel olabilirdi. Usta yönetmen bu çekinceyi kısa sürede üzerinden attı ve üçlemesinin son yapıtıyla "entellektüel sinema"nın kapılarını açmayı başardı.
Eisenstein, "Ekim"de, "Grev" ve "Potemkin Zırhlısı"na oranla kendi isteklerini daha ön planda tutmuş, bir başka deyişle daha "özgür" çalışma imkanı bulmuştur. Gerek teknik açıdan, gerekse anlatım yönünden oldukça rahat ve iddialı bir eser ortaya koymuş, fakat yine de entellektüel sinema anlayışının tüm gereklerini gelecek yapıtlarına bırakmıştır.
Eisenstein, filmin klasikleşen sahnelerinden birinde tanrı kavramını ilginç bir üslupla ele almıştır. Hristiyanlığın, kutsal değer biçilen diğer inanç öğeleriyle bağlantılarına dikkat çekerek tanrı kavramının erişilmezliği ve güçlü itibarıyla küçük bir düşünce oyunu oynamıştır. Somut objeleri yanyana getirerek bir tezi bütün çıplaklığıyla ortaya koymuş, doğrudan izleyicinin genel düşüncesine etki etmiştir. Sahne, "akıllı kurgu"nun en güçlü örneklerinden birini oluşturmaktadır.
Etkileyici, hatta ürkütücü bir tonal atmosfer içinde sergilenen sahnede Hz. İsa'nın barok temsilinin ardından Hint tanrısı, Buda, Aztek tanrısı ve ilkel bir put görüntüye gelir. Tüm dinlerin birbirine benzediği vurgusunun yapıldığı bölümün ardından put, askeri tören kıyafetiyle karşılaştırılmış, hükümetin yurtseverlik ve dindarlık hevesine gönderme yapılmıştır.
"Ekim", her zaman bir "problem film" oldu. Eleştirilerle övgüler birbirine karıştı, anlayanlar ve anlamayanlar arasındaki tartışmalar uzayıp gitti. 1920'li yıllarda deneysel bir film yapma cesaretini göstermenin elbette ki bir bedeli olacaktı. Tüm eleştirilere rağmen "Ekim", tüm dünyada adından söz ettirmeyi başarmıştı.
Eisenstein, 1928 yılının sonbaharında, işbirlikçisi Grigori Aleksandrov ve sinematograf Eduard Tisse ile birlikte Avrupa'ya gitti. Ziyaretin amacı; sesli film teknikleri konusunda bilgi toplamak ve kapitalist batı dünyasını ünlü Sovyet sinemacılarla tanıştırmaktı. Eisenstein ise bu geziyi, Sovyetler Birliği dışındaki yerlerde bulunan mekanları ve kültürleri yerinde inceleme fırsatını bulacağı için istemişti.
Filmde yaşanan olayların bir kahramana odaklandığı ilk eseri olan "Genel Çizgi"yi bitirdikten sonra Berlin, Zürih, Londra ve Paris'e gitti. 1930 Mayıs'ında ise Hollywood'un yolunu tuttu. Ancak onun sinema anlayışı ile Amerikan film stüdyolarınınki oldukça farklıydı. Amerika, Eisenstein için bir hayal kırıklığı oldu. Bu dönemde ürettiği "Yaşasın Meksika!" da acı bir tecrübeydi.
Eisenstein daha sonra, 1945 yılında "Korkunç İvan"ı beğeniye sundu. Devamı 1946 yılında çekilen filmin üçüncü bölümü tamamlanamadı.
29 filmde yönetmen, 17 filmde yazar, 5 filmde kurgucu, 2 filmde yapımcı, 2 filmde de sanat yönetmeni olarak görev alan ve karşılaştığı her zorluğu, ürettiği yeni bir yöntemle aşabilme gücüne sahip olan büyük yönetmen ve düşünür Sergei Eisenstein, ansızın gelen ölüm karşısında çaresiz kaldı. Kuleşov'un "Film Yönetiminin Temel İlkeleri" adlı kitabının "Renk" konulu bölümü için kompozisyon yazdığı sırada geçirdiği kalp krizi sonucu 11 Şubat 1948 Çarşamba günü hayata gözlerini yumdu. Henüz 50 yaşındayken son yolculuğuna çıkan usta, Moskova'da, Prokofiev, Shostakovich ve Tolstoy gibi devlerle birlikte Novodevichy Mezarlığı'nda yatmaktadır.
Sergei Eisenstein, 1916 yilinda ailesiyle yaptigi Paris seyahatinde ilk kez sinemayla tanisti. 1908'de Riga'da Fransizca ve Ingilizce egitim veren bir okula baslayan Eisenstein, daha sonra Petersburg'a giderek mühendislik okuluna yazildi. Ama güzel sanatlara olan egilimi onun buradan ayrilmasini ve Güzel Sanatlar Akademisi'ne geçmesini sagladi. 1917'de patlak veren Sovyet Devrimi nedeniyle Kizil Ordu'ya katildi. 1920'de Proletkult Tiyatrosu'na dekor hazirlayici olarak girdi. Sinemaya 1923 yilinda "Glumov'un Günlügü" adli ilk kisa filmini çekerek fiilen ilk adimini atmis oldu.
Sergei Eisenstein, 1925'te "Potemkin Zirhlisi", 1929'da "Eski ile Yeni", 1938'de "Aleksandr Nevski", 1944'te "Korkunç Ivan" gibi sinema tarihine geçen klasiklesmis filmlerin yaraticisi ve sinemaya kurumsal temel kazandiran kitaplarin yazari olarak 11 Subat 1948'de Moskova'da öldü.
Eisenstein öldügünde elli yasindaydi. Yasadigi dönem yirminci yüzyilin ilk yarisina rastlar. Ve bu yillar tüm dünyada siyasal ayaklanmalarin, savaslarin, toplumsal ve sanatsal devrimlerin oldugu dönemdir. Eisenstein bu yüzyilin ilk yarisinin bütün siyasal, toplumsal, sanatsal serüvenlerinin çogunu fiilen yasadi; iki dünya savasinin yikinti ve acilarini gördü. Tarihin dönüm noktalarindan olan bir devrimin dogusuna tanik oldu; bunun dogum sancilarini çekti. Tomurcuklanan, yeseren, olgunlasan ya da kaybolup giden sanat akimlarini izledi; bazilarina dahil oldu.
Eisenstein tüm sanatçilar gibi çok yönlü birisiydi. Tiyatro ve sinema yönetmeni, ressam, karikatürist, yazar, kuramci, ögretmen. Üç yil mühendislik egitimi almis olmanin verdigi bilgi ve ilgiyle bilime, uygulamaya, matematige, çözümlemeye yatkindi. Tüm eserlerinde bu çok yönlülügü ve mantikliligi farketmemek mümkün degildir. Gereksiz ve amaçsiz hiçbir seye ne kisisel hayatinda, nede eserlerinde yer vermistir. Eisenstein resim, müzik, felsefe, tarih gibi çesitli konularin hepsi hakkinda bilgi sahibiydi. Henüz 20 yasindayken geleneksel sanat haricinde yeni birseyler yapma atesiyle yanip tutusuyordu. Sanatin gizemlerini ortaya çikararak, sanat ile bilimi sentezlemek istiyordu. Eisenstein, bu amacini gerçeklestirmek için eline geçen tüm firsatlari degerlendirerek okudu, inceledi, kafa yordu, ögrendi, uyguladi, yazdi, ögretti, kesfetti, herseyi arastirdi, merak etti. Sanatin kuramini ve uygulamasini bir arada yürütmeye çalisti. En çok sevdigi ve takdir ettigi kisi olan Leonardo da Vinci'nin yolundan yürüdü. Çünkü, bu Rönesens dahisini kendine prototip olarak almisti ve bir benzeri olmak istiyordu. Ve bence bunu büyük ölçüde de basardi. Geride biraktigi yayimlanmis yazilari, notlari, yarim kalmis kitaplari, filmleri, kisacasi tüm eserleri sinema sanati konusunda düsülebilecek handikaplardan, en gerçekçi çikis noktalarini gösteren ipuçlariyla doludur.
Eisenstein, sinemanin dogusundan itibaren yarim yüz yillik serüvenini gördü ve fiilen de yasadi. Sinemaya hem yaratici, hem kuramci, hem de egitimci olarak büyük katkilar sagladi. Bugüne kadar ki bütün sinema tarihinin belki de en büyük yapiti "Potemkin Zirhlisi", onun da en büyük eseridir.
Eisenstein'in çalismalari sinemanin tüm alanlarini (yaraticilik, kuramcilik, ögretim) kapsar. Eisenstein'a göre bunlar, birbirinden ayri degil, iç içe geçmis, doguslari birbirinden kaynaklanan etkinliklerdir. Eisenstein, bir film yapacagi zaman önce onun kuramsal özelliklerinin ne olacagini belirler, kuramini gelistirirken ise, bu kurami uygulama yollarini saptar. Henüz proje halindeki filmlerini, kuramlarini derslerinde gereç olarak kullanir. Derslerde ögrencileriyle birlikte hazirladigi mizansenler, projeler ileride yaratacagi filmlerinin temelini olusturur.
Anliyoruz ki kuram, Eisenstein'in tüm eserlerinin, filmlerinin ayrilmaz bir parçasidir. Eisenstein'in, 1964-1970 yillari arasinda yayimladigi "Alti Ciltte Seçme Yapitlar" adli büyük boyda, dört bine yakin sayfadan olusan kitabi, bazilari henüz yayimlanmayan kuramsal çalismalarinin üçte biridir. Buradan yola çikarak sinema dahisi yönetmenin çalismalarinin boyutu hakkinda bir fikir sahibi olabiliriz. Ne yazikki su an arsivlerde Eisenstein'in bütün çalismalarini içeren bir kitabi bulunmuyor. Eisenstein, 50 yil gibi kisa süren yasamini okadar yogun geçirdiki, kendi çalismalari ve dönemin arkasi kesilmeyen kargasalari yönetmenin böyle bir eser hazirlamasina firsat vermedi. Eisenstein, kisa süren yasamina veda ederken filmleri, film tasarilari ve kuramsal yapiti da ardinda yarim kaldi.
Yukarida belirttigim gibi sinemayla beraber büyüyen Eisenstein, 50 yillik hayatinda kendiyle beraber sinemaninda gelisimine tanik oldu, gözlemledi. Her yenilikle birlikte oda yeni kuramlar gelistirdi, asla yerinde saymadi. Çalismalari için düzeltmeler, eklemeler yapmaktan çekinmedi.
Evet Eisenstein nadir yetisen dahi sinemacilardan biridir. Ve iste yillar sonra yeni jenerasyon sinema gençleri onun yapitlarinin sinemaya kattigi degeri yücelterek, anisini yasatiyor. Eserlerine verdikleri deger ile Eisenstein'a saygisini gösteriyor.
FILMLERI
Grev: Bu filmde, isçi sinifinin tarihi ve Rusya'da yasanan devrim konu edilmistir. Grev, geleneksel öykülü bir film yapisinda degil, daha çok belgesel film yapisinda çekilmis. Çarlik döneminde yasanan bir grev olayini anlatiyor. Grev, yapisal olarak belgesel filmi andirsa da yönetmenin tutumu, anlatis tarzi ve üslubu farkli bir hava veriyor. Filmde çarpici kurgunun en iyi örneklerinden birini görüyoruz.
Potemkin Zirhlisi: Aslinda 'Bronozets Potyomkin' için söylenecek fazla birsey yok. Çünkü, bu filmi ifade edebilmek, hakkini vererek puanlamak, incelemek çok zor. Söylenebileceklerin basinda sunlar geliyor; her seyden önce alabildigine yalin, saglam kuruluslu, çok basarili bir yapit. Bu basarisi, oyunculugun bütün fazlaliklardan arindirilmis olmasindan, konunun birbirine bagli iki olaya dayanmasindan (zirhlidaki ayaklanma ve merdivenlerdeki kiyim) ve mükemmel isleyisten kaynaklaniyor.
Potemkin Zirhlisi, sessiz sinemada kurgunun dorugudur. Eisenstein, kurgunun sadece her hangi bir konunun düzgün, akilci, mantikli anlatma araci olmadigini göstermistir. Eisenstein, Grev filminde oldugu gibi bunda da çarpici kurguyu kullanmistir. Eisenstein, sinema tarihinde ilk kez sinema kahramani olarak kisiyi degil de halki kullanmistir. Eisenstein, bireyleri canlandiracak kisileri seçerken gösterdigi titizlikle, ikinci oyun ögesini yani 'tiplemeyi' sinemaya yerlestirmistir. Fazla söze ne hacet, 'Potemkin Zirhlisi' tek basina bir ekoldür.
Ekim: Eisenstein, filmlerinin en dikkat çekici özelligi olan kurguyu bu filmde gerçek amacinin yaninda düsünceleri, kavramlari anlatmada kullandi. Filmin görünen sahnelerinden yola çikarak, görünmeyen anlamlarin farkedilmesini sagladi. Çagrisim yapici kurguyu özellikle denedi ve Grev filmindeki anlik kurguyu gelistirerek, Ekim'de soyut kavramlarin anlatiminda kullandi.
Eski ile Yeni: Eisenstein, ilk kez olarak bu filminde güncel bir konuyu ele almistir. Kirsal bölge ve buradaki insanlarin sorunlarina deginmistir. Filmin ilk adi "Genel Çizgi"dir. Bu film yönetmenin sinemayi yönlendirmeye çalistigi filmlerden birisidir.
Yasasin Meksika - Bejin Batakligi: Eisenstein'in yarim kalan filmlerinden biridir. Filmin çekilen bölümlerinin görüntüleri çok iyidir.
Aleksandr Nevski: Yurtseverlik ve ulusal direnis filmin ana temasini olusturuyor. Eisenstein bu filmin yapisina yorumsal nitelikler katmistir. Aleksandr Nevski, deha yönetmenin bastan sona sesli çekilmis ilk yapitidir. Bu film ayni zamanda görsel bir sölendir. Aleksandr Nevski, görsel ve isitsel sanatlarin en ustaca kullanildigi film olarak ele alinir.
Korkunç Ivan: Film üç ana bölümden olusuyordu. Birinci bölüm; Korkunç Ivan, ikinci bölüm; Boyarlarin Düzeni; üçüncü bölüm ise çevrilememistir. Filmde ruhbilim incelemesine dogru bir yönelis söz konusudur. Zaman ve mekan bilinenden çok farklidir. Aleksandr Nevski'deki düsmanlarin saldirisina karsi ulusal direnis ve birlikte savasma olgusu, Ivan'da devlet kurma yoluna gider. Korkunç Ivan, Eisenstein'in sinemanin bütün sanatlarini ustaca kullandigi filmi olarak degerlendirilir.
Kaynakça:
biyografi.info
sinematografi.com

"senin yolculuğuna katılamam
ben sadece bir konuğum"
T. Angelopoulos
|