Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Biyografiler


Halil Cibran

Biyografiler içerisinde Halil Cibran konusu: Lübnan asıllı ABD'li felsefe yazarı, romancı, mistik şair ve ressam. Arapça tam adı Cubran Halil Cubran olan yazar, 6 Ocak 1883'te Lübnan'da dünyaya geldi, 10 Nisan 1931'de New York'ta öldü. ...

Cevap
 
LinkBack Konu Araçları Stil
 
Alt 27-12-2007, 15:53
CiNYoRiTa CiNYoRiTa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Lethe..
 
Üyelik Tarihi: 30-09-2007
Mesajlar: 291
Standart Halil Cibran

Lübnan asıllı ABD'li felsefe yazarı, romancı, mistik şair ve ressam. Arapça tam adı Cubran Halil Cubran olan yazar, 6 Ocak 1883'te Lübnan'da dünyaya geldi, 10 Nisan 1931'de New York'ta öldü. Arapça ve İngilizce yapıtlarıyla büyük etki yarattı.

İlköğretimini Beyrut'ta gördükten sonra, 1895'te ailesiyle birlikte Boston'a göç etti. 1898'de Lübnan'a dönerek Maruni Kilisesi'ne bağlı Me'hadu'l-Hikme'ye girdi. Burada yetkin bir Arapça olan el-Muhacir'de deneme türündeki ilk edebi ürünleri yayınlandı. Bu sırada bütün yaşamı boyunca ona koruyuculuk eden 1908-1910 arasında Paris'te kaldı. 1912'de New York kentine yerleşti ve kendisini Arapça ve İngilizce edebi denemeler, öyküler yazmaya ve resim yapmaya verdi. Suriye ve Lübnan'dan gelme başka göçmenlerle birlikte "er-Rabıtatül'l-Kalemiye" adlı etkili bir edebiyat kulübü kurdu. ABD'de ölmesine karşın, vasiyeti üzerine Lübnan'a götürülerek gömüldü. Burada anısına bir müze açıldı.

Cibran'da edebi ürünleri ve resimleri görünüştü oldukça romantiktir ve Kitab-ı Mukkades, Nietzche ve William Blake'ten etkiler taşır ve lirizmle dolup taşar. Öncelikle aşk, ölüm, doğa ve yurt özlemi gibi konuları işlediği her iki dildeki yapıtları onun dinsel ve mistik iç dünyasını yansıtır.



Arapça Yazdığı Başlıca Yapıtları..

Araisü'l-Müruc (Vadi Perileri, 1910), Dem'e İbtisame (Gözyaşı ve Gülümseyiş, 1914); el-Ervahü'l-Mütemerride (Asi Ruhlar, 1920); el-Ecnihetü'l-Mütevessire (Kırık Kanatlar, 1922); El-Evasıf (Fırtınalar, 1923); ve el-Mevakıb'dır (Oluşumlar, 1923). İngilizce yapıtları arasında ise, The Madman (Deli, 1918); The Forerunner (Müjdeci, 1920), The Prophet (Hat Erenler, 1923; Mürşit, 1956; Ermiş, 1969; Veli, 984); Sand and Foam (Kum ve Köpük, 1926) ve Jesus, the Son of Man'dir (İsa, İnsanoğlu, 1928) sayılabilir. Cibran'ın The Voice of the Master adlı yapıtı Türkçede Sözler (1984) adıyla yayımlandı..


Yazarın Kitapları..

Asi Ruhlar (Spiritis Rebellions ) (1998)

Anahtar Kitaplar Yayınevi-Bu kitapta dört öykü, Halil Cibran'ı yalnız kendi kuşağında en önde gelen düşünür ve yazarlardan biri yapmakla kalmayıp aynı zamanda düşüncelerini aktarmakta bir araç olarak İngiliz dilini kullanan ilk yazar olmasını da sağlayan Ermiş'in yayımlanmasından on beş yıl önce, 1908'de tamamladı. Bu öyküler yayınlandığı sırada, henüz yirmi beş yaşında olan Cibran, Arapça konuşan ve çoğu kendi memleketlisi olan bir avuç hayranı dışında, pek tanınmıyordu. Asi Ruhlar, bazı yönleriyle yazarın Vadinin Perileri adlı yapıtının devamı niteliğindedir.


Asi Ruhlar (El-Ervahu'l-mütemerride) (2002)

Kaknüs Yayınları-Özgürlük tahtı önünde ağaçlar, meltemin dokunuşuyla titriyorlar. Özgürlüğün heybeti karşısında güneş ve ay ışığıyla seviniyorlar. Serçeler, özgürlüğü işitmek için ötüşüyor, çiçekler özgürlük ortamında nefeslerinin kokusunu yayıyor... Yeryüzündeki herşey, özgürlük şeref ve sevinciyle dolu tabiat kanunlarıyla yaşıyor... Oysa insanlar bu nimetten ne kadar yoksun! Çünkü insanlar, evrensel ilahi ruhlarına sınırlı kanunlar koydular. Bedenleri ve ruhları için acımasız kanunlar çıkardılar. Eğilim ve duyguları için korkunç ve dar zindanlar yaptılar. Kalpleri ve akılları için derin ve karanlık mezarla ...



Aşk Mektupları (Love Letters ) (2000)

Anahtar Kitaplar Yayınevi-"Keşke sesimi kanatlandırmak ve mırıltılarımı sarkılara döndürmek için burada olsaydın. Yine de "yabancılar" arasındayken görünmez bir "dostum" beni dinleyip tatlılık ve duyarlılıkla gülümsediğini bilerek konuşacağım." "Sana karşı taşmalarım - ne demek bu? Bütün bunlarla ne demek istediğimi gerçekten bilmiyorum. Ama senin sevdiğim olduğunu ve sevgiye saygı duyduğumu biliyorum. Şunu tamamen blerek söylüyorum ki, aşk en azından büyüktür. Aşkın eşlik ettiği...



Aşk Mektupları (Love Letters & A Self-Portrait) (2000)

Kaknüs Yayınları-"Bana, 'Siz bir sanatçı ve şairsiniz, ve bir şair ve sanatçı olmaktan dolayı da memnun olmalısınız' diyorsunuz. Ama ben, ne bir sanatçı, ne de bir şairim... Günlerimi ve gecelerimi resim çizmek ve yazı yazmakla geçirdim, ama 'ben' (yani Benliğim) ne günlerimde ne de gecelerimde bulunmakta. Ben bir pusum.. her şeyi örten, ancak hiçbir zaman bir araya getirmeyen bir pus.. Yağmur suyu haline dönmeyen bir pus... Ben bir pusum; ve pus benim yalnızlığım, tek başıma oluşumdur, ve bunların içinde açlığım ve susuzluğumdur. Ancak, benim talihsizliğim, bu pusun, bulutların içinde dolaşan başka bir pusla ...



Bir Damla Yaş Ve Bir Gülümseyiş (A Tear And A Smile - Lazarus and His Beloved) (1997)

Anahtar Kitaplar Yayınevi-Yayınevimiz bu kez Cibran'ın iki ayrı yapıtın bir kitapta sunuyor: bir ilk yapıt olan Bir Damla ve Bir Gülümseyiş ve yaşamının son dönemlerinin ürünü Lazarus ve Sevgilisi adlı oyunu.
Bir Damla Yaş ve Bir Gülümseyiş, yazarın ilk çalışmalarının çoğunu ve yirmibeşinci yaşgününde Paris'te yazdığı meseller ve ilginç düzyazı şiirlerini içerir. Yazarın, hayata daha olgun ve olumlu bir yaklaşımının izlerini taşır. Doğu'nun ve Batı'nın birçok romantik ozanı gibi, Cibran'ın da gençlik hayalleri, adaletsizliğin ve zorbalığın ellerinde gibi görünen bu dünyadan, sonsuzluğun beyaz ış ...



Bütün Şiirler ve Şiirsel Yazılar (2004)

Birey Yayıncılık-Okunduktan sonra ses olup kaybolmayan kaç şiir var? Kaç şiir kitabının; kelimeleri, mısraları zihnimizi sarsar, yüreğimizi titretir? Günümüzde duygudan uzak, kelime oyununa dönüştürülen şiirler, okunduktan sonra iz bırakmadan kaybolup gidiyor. Halil Cibran'ın şiirlerini okudukça, düşünmek için durmak; şiirden aldığınız lezzetin kıvamını tamamlamak için devam etmek isteyeceksiniz. Nitekim bir duygu şelalesinin akıntısına kaptıracaksınız kendiniz. Lirizmle dolup taşan ve öncelikle aşk, ölüm, doğa ve yurt özlemi gibi konuları işlediği eserleri onun dinsel ve mistik iç dünyasını yansıtır.



Deli (The Madman ) (1998)

Anahtar Kitaplar Yayınevi-Deli, ırklar, diller, dinler mozayiği, uygarlıklar beşiği topraklardan doğup büyüyen "Lübnanlı Adam"ın ilk kitabı. Yayımlanmasının hemen ardından birçok dile çevrildi. Latin ülkelerinde, Güney Amerika'da, Arapça konuşulan ülkelerde birçok ödül aldı. Kitabın yayımlandığı 1918'e kadar daha çok resim yapan ve sergileyen Cibran, Deli'yle birlikte ardarda kitaplarını çıkarmaya, kitlelerle bağ kurmaya başladı. İronik meseller, yaşama karşı bazı düş kırıklıkları, keskin acılıklarla doludur yapıt. Doğu'ya özgü bir öykü biçimi, gerçeğin özgün bir anlatımı olduğu için seçmiştir meselleri. Benzersiz...



Dünya Tanrıları (2001)

Anahtar Kitaplar Yayınevi-"Dünya tanrısı çıldırmış, bir erkek ve bir kadın dışında bütün yaşımı yok etmişti. Toprak bir kafatası gibiydi, çukurları kuru, nehir yatakları gri, yüzeyi maden griliğinde. Kadınla erkek gözyaşlarıyla suladı toprağı ve tekrar verimli kıldı, böylece yaşam geri döndü dünyaya." Halil Cebran'ın Dünya Tarihi adlı kitabı yukarıdaki tek tanrı idölünü kıran ve bu sayıyı üçe çıkaran üçlü bir duygu yoğunluğu taşıyor: Güce olan inanç, dünyayı yönetme isteği ve "Bugün"e duyulan yüce Aşk.




Ermiş (The Prophet ) (1995)

Anahtar Kitaplar Yayınevi-"Cibran, Yakın, Orta ve Uzak Doğu'nun geleneksel öğretilriyle Batı düşüncesini karşılaştırmış, bireysel ve toplumsal olgulara çeşitli sentezler getirmiştir.Yapıtlarında şiirsel bir anlatım kullanmış, Doğu düşüncesini Batı diliyle yazmıştır. Bu nedenle Cibran'ın eserlerini okuyanlar, bir bakıma Peygamberlerin kitaplarını okuyormuş izlenimine kapılırlar. Tıpkı kutsal kitaplardaki gibi yazım büyük önem taşır. Aforizmalarını sanki meydanlarda yüksek sesle okusunlar diye yazmış gibidir. Her kitapta kurgu aşağı yukarı aynıdır. Bir "Öğreten" bile de ondan "Öğrenenler" vardır. Konu da az çok aynıdır...




Ermiş (The Prophet) (2002)

Kaknüs Yayınları-Size bir de denildi ki hayat karanlıktır diye ve sizler bezginliğinizde tekrar edegeldiniz, bir bezgin tarafından ne söylenmişse.
Ve ben derim ki hayat, sahiden karanlıktır, insiyak olduğu zaman başka.
Ve her insiyak kördür, bilgi olduğu zaman başka.
Ve her bilgi beyhudedir, çalışma olduğu zaman başka.
Ve her çalışma nafiledir, aşk olduğu zaman başka.
Ve her ne zaman aşkla çalışırsanız kendinizi kendinize raptedersiniz ve ötekine ve Allah'a.


Kaynak: kitapAralığı
Alıntı ile Cevapla
  #1 (permalink)  
Alt 27-12-2007, 16:17
Normale dönmüş
 
Üyelik Tarihi: 10-10-2007
Nerden: nefes alabildiğim her yer..
Mesajlar: 693
Standart en beğendiğim eserlerinden biridir kendini biliş...

Ve bir adam söyle dedi: 'Bize kendini bilişten bahset.'

Ve o cevap verdi:

'Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sirrini sessizce bilir.
Ancak kulaklariniz, kalbinizin bilgisini isitmek için deli olur.

Düsüncelerinizde daima bildiginizi, kelimelerde de bileceksiniz.
Rüyalarinizin çiplak bedenine parmaklarinizla dokunabileceksiniz.

Ve böyle de olmasi gerekir.

Ruhunuzun sakli kaynagi yükselmeli ve çagildayarak denize dogru kosmali;
Ve o zaman, sonsuz derinliginizin hazineleri gözlerinizin önüne
serilecektir.

Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tarti aramayin;
Ve bilginizin derinligini degnekle veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayin.

Çünkü kisi, ölçüsüz ve sinirsiz bir deniz gibidir.
'Tek dogruyu buldum' degil, 'Bir dogruyu buldum' deyin.

'Ruha giden yolu buldum' degil,
'Kendi yolumda yürürken ruhu buldum' deyin.

Çünkü ruh, her yolda yürür.
Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür;
ne de bir kamis gibi dümdüz büyür.
Ruh, sayisiz taç yapraklari olan
bir lotus çiçegi gibi açilir.'

Halil Cibran

bir de vermek...
Sonra, varlıklı bir adam konuştu: 'Bize vermekten bahset.'

Ve o cevap verdi:

'Sahip olduklarınızdan verdiğinizde,
çok az şey vermiş olursunuz;

Gerçek veriş, kendinizden vermektir.

Çünkü sahip olduklarınız, yarin ihtiyacınız olabilir
diye saklayıp koruduğunuz şeylerden ibaret değil mi?

Ve yarin, kutsal şehre giden hacıları takip ederken, kemiklerini,
iz bırakmayan kumlara gömen fazla uyanık bir köpeğe ne getirebilir?

Ve ihtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan başka bir şey değil midir?

Kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak,
tatmin olamayan bir susuzluk göstermez mi?

Çok fazla şeye sahip olup, çok az verenler, bunu
gösteriş isteyen gizli arzuları için yaparlar,
ki bu da armağanlarını yararsız kılar.

Ve bazıları vardır ki, çok az şeye sahiptirler ve hepsini verirler.
Bunlar hayata ve hayatin definesine inananlardır,
ve kasaları hiç bos kalmaz.

Bazıları sevinçle verirler, bu sevinç onların ödülüdür.

Bazıları ise ıstırap içinde verirler ve bu acı onların vaftizidir.

Ve bazıları vardır ki, ne vermenin acısını hissederler,
ne sevinç ararlar, ne de bir erdemlilik düşüncesi taşırlar;

Onlar, su vadideki mersin ağacının kokusunu salışı gibi verirler.

Böyle kişilerin ellerinde Tanrı dile gelir ve
onların gözlerinden Tanrı, dünyaya gülümser.

İstendiği zaman vermek güzel bir davranış olabilir; fakat
istenmeden, ihtiyacı hissederek vermek çok daha anlamlıdır.

Ve cömert olan için, verecek kimseyi aramak,
veriş olayından daha fazla sevinç getirir.

Vermekten alıkoyacağınız herhangi bir şey olabilir mi?

Sahip olduğunuz her şey bir gün verilecektir.

Öyleyse simdi verin ve vermenin hazzını
mirasçılarınız değil siz yasayın..

Çoğunlukla söyle dersiniz:
'Vereceğim, ama hak edeni bulabilirsem.'

Ne koruluktaki meyve ağaçları böyle düşünür,
ne de çayırdaki sürüler.

Onlar, saklandığında çürüyecek olanı, yasayabilsin diye verirler.

Herhalde kendisine günler ve geceler verilmesini hak eden
bir kişi, sizden gelebilecek şeyleri de hak eder.

Ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan,
sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir.

Faydasından öte, kabul etmenin gerektirdiği cesaretten ve
güvenden daha büyük bir değer var midir?

Ve siz kim oluyorsunuz da, onların göğüslerini yırtarak
gururlarını korunmasızca ortaya seriyor, sonra da
onların değerlerini örtüsüz ve gururlarını
utanmasız olarak değerlendiriyorsunuz?

Önce kendinizi vermeye hak kazanmış ve
verme olayında bir aracı olarak görün.

Çünkü gerçekte her şeyi veren hayattır
ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediğinizde,
sadece bir tanık olduğunuzu unutuyorsunuz.

Ve siz alıcılar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz, ne kendinize
ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için,
hiç bir minnet hissi taşımayın.

Bunun yerine, armağanları kanat yaparak,
verenle beraber yükselin;

Çünkü borcunuzu gereğinden fazla abartmak,
annesi özgür yürekli dünya,
babası evren olan cömertlik olgusundan
şüphe etmek demektir...'

Halil Cibran

yenilgiyi nasıl yabana atarım ki...
Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim.
Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!
Dünyadaki tüm parlak başarılardan
sensin yüreğime yakın olanı!

Yenilgi, yenilgim, baskaldırım
ve de benim kendimle tanışmam.
Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan
ve solmuş defneler peşinde koşmayan
biri olduğumun bilincindeyim;
ve sende, yalnızlığımı buldum
ve de herkesten uzak,
ve de gururlu olmayı.

Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım
ve de kalkanım.
Gözlerinde okudum tahtı arayanın
kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü.
Ve, bir kimsenin derinliklerindeki
esasını anlayabilmemiz için
onun gücünü söndürmemiz gerektiğini.
Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki,
bir meyvenin tadına varılabildiğini.

Yenilgi, yenilgim,
benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım
şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın.
Ve senden baska hiçkimse bana söz etmeyecek
kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından
ve de geceleri yanan dağlardan.
Ve sen, tek başına
ruhumun sarp ve kayalık
yollarından tırmanacaksın.

Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim
sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;
ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız
içimizde ölmekte olanlara;
ve tutunacağız, tüm gücümüzle,
güneşin karşısında;
ve de tehlikeli olacağız.


'Deli-' 1918

Halil Cibran
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 06-01-2008, 03:50
yıvgım
 
Üyelik Tarihi: 20-11-2007
Yaş: 28
Mesajlar: 157
Standart

Arkadaşım adamı bana gösterdi: “Memleketimizin en bilge adamı bu!”
Bunun üzerine, arkadaşımdan ayrılıp kör adama doğru gittim, onu selamladıktan sonra konuşmaya koyulduk,
– Siz hangi bilgelik unsurlarına göre yaşamınızı ayarlıyorsunuz?
Kör bilge cevapladı:
– Ben gökbilimciyim.
Sonra da elini göğsüne getirerek sözünü tamamladı:
“Tüm bu güneşlerle ayları ve yıldızları gözlemlerim.” *

1881’de Lübnan’ın Bkarre kentinde doğan Halil Cibran, 48 yıllık kısa yaşamında Ermiş (The Prophet) , İnsanoğlu İsa (Jesus, The Son Of Man) gibi edebiyat tarihine geçecek birçok eserin yazarı olmanın yanı sıra, doğu mistisizminin kendisinde yarattığı duyarlılığı tuvallere geçiren bir ressam olarak da karşımıza çıkmaktadır.
1918’de yayımlanan Deli (The Madman) adlı eserinden aldığımız yukarıdaki kısa alıntı bize Halil Cibran’ın eserlerine yansıyan felsefi kimliğinin genel karakteri hakkında fikir vermektedir. Halil Cibran, insanı tanrıya götüren tek yolun kendi öz varlığından (içsel varlık) geçtiğine inanan doğu mistisizminin etkisi altındadır. Halil Cibran’ın eserlerine yansıyan temel düşünce tüm evreni ve varoluşu kapsayan kutsal bir büyüklükle bütünleşme arayışıdır. Halil Cibran için Tanrı ölümün, zamanın ve değişimin ötesinde var olan gerçekle bütünleşmektir. Bu bütünleşme ancak insanın kendi özüne ulaşmasıyla gerçekleşir. Halil Cibran 1923 yılında May Ziyade’ye yazdığı mektupta varlığın, düşünce ve öz olarak ayrılması gerektiğinden bahseder:
“Ruhlarımız asla kavga etmez. Sadece düşüncelerimiz kavga eder. Ruhumuz düşüncelerimizden çok önce içimizde yüce bir öz oluşturdu. Düşüncenin işi düzenlemedir ve ruhumuzda yeri yoktur.” *
Tanrıyla bütünleşme ya da mistisizmin temel düşüncesi olan kutsal varlıkla buluşma Halil Cibran’ın resimlerinde de kendini göstermektedir. İnce çizgilerle oluşmuş resimlerdeki yalınlık insanın tanrının parçası olan özü, yakarış ise tanrıya ulaşma isteğini simgeler. Çizimlerindeki insanlar “öz” ü simgelediğinden çıplaktır. Halil Cibran çıplaklığın “öz” niteliğinden “Deli” adlı kitabının aynı adlı öyküsünde bahseder:
“Tanrıların doğumundan oldukça önceydi. Derin bir uykudan uyandığımda maskelerimin, benim şekil verip yedi yıldan beri taşımakta olduğum yedi maskenin çalınmış olduğunu gördüm… Kutsa! Beni maskelerimden sıyırmış olan hırsızları bile kutsa tanrım.” *
Bu noktada Halil Cibran’ın panteizm ve Spinoza’dan etkilendiği anlaşılmaktadır. Spinoza giysiler hakkında şunu söylemiştir: “İnsan temiz bir elbise giymekle değer kazanmaz. Fani şeyleri kıymetli bir zarf içine koymak sağduyuya aykırıdır.”
Bazı eserlerinde doğu mistisizminin öğelerini yansıtırken klasik batı felsefesinin sokratik iletişim metoduna başvurmuştur. Doğu mistisizmini Hıristiyan efsaneleri çerçevesinde sunmaya çalıştığı kitapları, dönemin din adamları tarafından oldukça sert tepkilerle karşılanmış, hatta kendi ülkesinde kitapları toplatılıp yakılmıştır. Bu olayın üzerine May Ziyade’ye yazdığı mektupta mistisizmin görünmeyen huzurundan şöyle bahseder:
“Ruhumun mağaraları hakkında ne söyleyebilirim? Başımı dinleyecek başka bir yer bulamazsam ruhumun mağaralarına çekiliyorum. Eğer bu mağaralara girecek cesareti bulan insanlar olursa, orada sadece bir insanın dizleri üstünde ettiği duaları bulacaktır.”
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 06-01-2008, 03:52
yıvgım
 
Üyelik Tarihi: 20-11-2007
Yaş: 28
Mesajlar: 157
Standart

Acı

Ve bir kadin, 'Bize acidan bahset' dedi.

Ve o cevap verdi:

'Aciniz, anlayisinizi saklayan kabugun kirilisidir.

Nasil bir meyvenin çekirdegi, kalbi Günes'i görebilsin diye
kabugunu kirmak zorundaysa, siz de aciyi bilmelisiniz.

Ve eger kalbinizi, yasaminizin günlük mucizelerini
hayranlikla izlemek üzere açarsaniz, acinizin, nesenizden
hiç de daha az harikulade olmadigini göreceksiniz;

Ve kirlarinizin üstünden mevsimlerin geçisini kabul ettiginiz gibi,
ayni dogallikla, kalbinizin mevsimlerini de onayliyacaksiniz.

Ve kederinizin kisini da, pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz.

Acilarinizin çogu sizin tarafindan seçilmistir.

Aciniz, aslinda içinizdeki doktorun, hasta yaninizi
iyilestirmek için sundugu 'aci' ilaçtir.

Doktorunuza güvenin ve verdigi ilaci sessizce ve sakince için;

Çünkü size sert ve hasin de gelse, onun elleri
'Görülmeyen'in sefkatli elleri tarafindan yönlendirilir.

Ve size ilaci sundugu kadeh dudaklarinizi yaksa da,
O'nun kutsal gözyaslariyla islanmis kilden yapilmistir.'
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 06-01-2008, 03:55
yıvgım
 
Üyelik Tarihi: 20-11-2007
Yaş: 28
Mesajlar: 157
Standart

Sonra bir şair söz aldı, ve bize Güzel'den söz et, dedi.

Ve El Mustafa yanıtladı:

Güzel'in kendisi yolunuza çıkmaz ve kılavuzunuz olmazsa güzeli nerede ve nasıl ararsınız?

Sözlerinizi dokuyan o olmadıktan sonra, onun hakkında nasıl konuşabilirsiniz ki?

Üzüntülü ve incinmiş olan,"Güzel, merhametli ve koruyucudur.

Kendi görkeminden yüzü hafifçe kızarmış genç bir anne gibi aramızda gezinir." der.

İhtiraslı olan da "Güzellik, kudret ve korku veren bir şeydir.

Fırtına gibi altımızdaki yeryüzünü ve üstümüzdeki gökyüzünü sarsar." der.

Yorgun ve bezgin ise, "Güzel, yumuşak bir fısıltıdır. Ruhumuz içinden konuşur,

Gölgeden korkarak titreyen cılız bir ışık gibi sesi, kendi sessizliklerimize karışır," der.

Ama huzursuz biri ise," Dağların arasından seslendiğini duyduk.

Ve onun çığlıklarıyla birlikte toynak uğultuları, kanat çırpmaları ve arslan kükremeleri sardı ortalığı," der.

Gece indiğinde kentin gözcüsü," Tan ağarınca, güzel doğu'dan görünecek," der.

Gün öğleye erdiğinde çalışanlar ve sokakları dolduranlar,

" Güzel'i gördük, gurubun pencerelerine yaslanmış yeryüzüne bakıyordu." derler.

Kışın, kar içinde yaşayanlar," mevsim bahara ersin, Güzel, tepelerden aşıp gelecek," derler.

Ve yazın sıcağında ekin biçenlerin, "Güzel'i gördük, güz yapraklarıyla dans ediyordu ve saçlarında bir tutam kar vardı," dediklerini duyarsınız.

Güzel'e dair söylediğimiz bunca söz,

Gerçekte güzel için değil, doyurulmamış eksiklikler içindir.

Oysa güzel, bir gereksinim değil, bir doygunluğun kıvancıdır.

Ne susuz kalmış bir ağız, ne de açılmış boş bir eldir.

Bir yürektir tutuşmuş, bir can'dır büyülenmiş. Ne göze görünür bir tasarım, ne de kulaklarınızın duyacağı bir türküdür.

Ne ağacın soyulan kabuğunun altından akan öz suyu, ne de bir pençeye takılmış kanattır.

Sonsuza değin çiçekli kalacak bir bahçe, sonsuza değin gezinecek bir melekler birliğidir.

Ey Orphalese halkı, Güzel hayatın kendi kutsanmış çehresini örten peçeyi kaldırmasıyla görülen hayattır.

Oysa hayat da, peçe de sizsiniz.

Güzel, bir aynadan kendini seyreden sonsuzluktur.

Oysa, sonsuzluk da, ayna da sizsiniz.
Alıntı ile Cevapla
Cevap

Etiketler
cibran, halil, halil cibran


Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Stil


Benzer Konular
Konu Article Starter Kategori Cevaplar Son Mesaj
Halil Cibran: Aforizmalar akeboshi Felsefe 0 12-03-2007 22:04
Halil Cibran_Evlilik üstüne F.F.CHOPİN Hayata Dair.. 0 08-02-2007 15:22


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:39 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org