Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür  & Sanat ve Mizah  Forumu Ana Sayfa İletişim Site Haritası

Geri git   Felsefe, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tarih, Kültür & Sanat ve Mizah Forumu > Geçmişten geleceğe 'KÜLTÜR & SANAT' > Biyografiler


Aristoteles

Biyografiler içerisinde Aristoteles konusu: Bİ LİMLERİN HARİTASINI Ç IKARAN, MANTIĞI FORMÜLE EDEN ADAM Aristoteles, soyut düşü nceden önce, gözlemden ve deneyden başlayan bir felsefe yaklaşımının kurucusuydu....

Cevap
 
LinkBack Konu Araçları Stil
 
Alt 26-08-2007, 23:40
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
non serviam non serviam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
M€M€ÑTØ MØRÍ
 
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 26
Mesajlar: 1,745
Blog Başlıkları: 1
Standart Aristoteles

LİMLERİN HARİTASINI
ÇIKARAN, MANTIĞI FORMÜLE EDEN ADAM
Aristoteles, soyut düşünceden önce, gözlemden ve deneyden başlayan bir felsefe yaklaşımının kurucusuydu.

Platon 'un Sokrates'in öğrencisi olması gibi, Aristoteles de Platon 'un öğrencisiydi. Yine Aristoteles de Büyük İskender'in hocası oldu. Dolayısıyla burada, dört kuşağın dev tarihi simalarını birleştiren düşünsel açıdan dolaysız bir ardıllık söz konusudur. Aristoteles'in babası, Makedonya kralının saray doktoruydu. Daha sonra Aristoteles, kral Phillippos'un oğlu İskender'in hocası olacaktı. Aristoteles, MÖ 384'te Stageiros kentinde doğdu. Henüz çocukken babası öldü. Aristoteles'i bir bakıcı yetiştirdi ve 17'sine geldiğinde Platon'un Akademia'sında eğitim görmek üzere onu Atina'ya gönderdi. Aristoteles, Akademia'da yaklaşık 20 yıl kaldı. Daha sonra, MÖ 335 dolaylarında Atina'da Lykeion adlı kendi okulunu kurdu. Bu okulun 1996'da arkeolojik kazılarda yerinin bulunması büyük bir uluslararası heyecan yaratmıştır. Aristoteles, MÖ 322'de 62 yaşında öldü.

“Platon benim için azizdir,
ama hakikat daha azizdir”
ARİSTOTELES

BU DÜNYANIN FİLOZOFU
Aristoteles, Platon (Mağara Söylencesi) 'un dehasını ve ona olan borcunu tamamen kabul etmekle birlikte, Platon'un felsefesinin temelini oluşturan iki dünya fikrini reddetti. Gördüğümüz gibi, Platon'a göre. duyularımızla algıladığımız, sürekli değişen bu dünyanın güvenilir bilgisi olamazdı. Platon, gerçek bilginin nesnelerinin başka bir dünyada, zamandan -ve mekândan bağımsız, ancak anlıkla ulaşılabilecek soyut bir alanda yer aldığını söylemişti. Oysa, Aristoteles'e göre hakkında felsefe yapabileceğimiz sadece tek bir dünya vardır ve bu, içinde yaşadığımız, bize deneyimleri­mizi sağlayan bu dünyadır. Aristoteles için bu dünya, tükenmez büyüleyiciliğiyle merakı durmaksızın kamçılayan bir dünyadır. Aristoles gerçekten de, ister bireyin ister tür olarak insanın felsefe yapmasının öncelikli nedeninin bu merak duygusu olduğuna; bilmek ve anlamak istedikleri dünyanın bu dünya olduğuna inanmaktaydı. Üstelik Aristoteles, bu dünyanın dışında, ayağımızı basabileceğimiz ve felsefi soruşturmalarımızı oradan yürütebileceğimiz sağlam bir zemin bulabileceğimize de inanmıyordu. Deneyimleme olanağımız olmayan şey, bizim için yok demektir. Ona başvurmanın ya da ondan söz etmenin geçerli bir yolu yoktur; deneyimin kapsadığı alanın dışına çıkarsak, konuştuklarımız boş şeyler olur. abuklarız. Bu noktadan bakıldığında, Aristoteles Platon'un İdeal Biçimleri'ni reddetmekteydi; var olduklarına inanmak için iyi nedenlerimiz olduğuna, hatta var olduklarına bile inanmıyordu.


PLATON VE ARİSTOTELES: FELSEFENİN İKİ DÜNYASI
Solunda, Platon, elinde soyul metafizik üzerine bir eser olan
Tinıaios olduğu halde yüce şeylere işaret ediyor. Aristoteles ise
Elinde Etik'i olduğu halde, mimiğinden anlaşıldığı üzere
ayaklarımızı yere basmamız gerektiğini söylüyor. Bu iki karşıt
eğilim, felsefe tarihi boyunca hep çatışmıştı.


Aristoteles'in yaşantıladığımız bu dünyayı bilme isteği, yakıcı bir arzudan farksızdı. Aristoteles bütün yaşamı boyunca oburca bir tutku ve enerjiyle inanılmaz genişlikte bir alanda kendini araştırmalara verdi.
Temel soruşturma alanlarının bir çoğunun şemasını ilk çıkaran Aristoteles oldu. Konuyla ilgili eserinde bu soruşturma alanlarına verdiği adlar bugün de kullanılmaktadır: Mantık, fizik, siyaset bilimi, iktisat, psikoloji, metafizik, meteoroloji, retorik ve etik bunlar arasındadır. Bu, bir kişi için inanılması neredeyse olanaksız bir başarıdır. Aynı zamanda, bu alanlarda, o zamandan beri kullamlagelen teknik terimleri buldu. Bu sözcükler diğer dillere ya Aristoteles'in Yunanca terimlerinden ya da daha sonra bulunmuş Latince karşılıklarından çevrilmiştir. Enerji, dinamik, tümevarım, tanıtlama, töz, öznitelik, öz, özgülük, ilinek, kategori, topik. önerme ve tümel, bu terimlerden birkaçıdır. Bütün bunların üzerine, hangi çıkarım biçimlerinin geçeri hangilerinin geçersiz olduğunu çözümleyerek mantığı kurdu ve bütün bu farklı çıkarım biçimle: ne isim verdi. İki bin yıl boyunca mantık öğrenmek Aristoteles'in mantığını öğrenmek demekti.

“BİLGİNLERİN ÖĞRETMENİ”
DANTE, ARİSTOTELES HAKKINDA

Böylesi bir anlıksal başarı karşısında ancak saygı duyulabilir. Sonraki iki bin yıl boyunca Aristoteles çapında bir düşünür yeryüzüne bir daha gelmeye­cekti. Gerçekten de, onun kadar bilgili bir insanın daha ortaya çıkması olanaksız gibidir.
Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasını izleyen karanlık çağda, Avrupa'da Aristoteles'in eserlerini bilenler azaldı, ama Arap dünyasında Aristoteles bütün canlılığıyla yaşıyordu. Ortaçağın sonlarında Aristoteles Arap dünyasından Avrupa'ya geri döndü ve Avrupalıların sahip olduğu en büyük bilimsel, daha doğrusu bilimsel denebilecek bilgi külliyatı:-, oluşturdu. Bu bilgi külliyatının ayrı bilim dallan haline gelecek olan kısımlarının, zamanla Aristoteles'in kendi araştırmalarının yanı sıra kavramlarını ve yöntemlerini de geride bırakması kaçınılmazdı. Buna karşın 14. yüzyılda İtalyan şair Dante'nin (1265-1321) Aristoteles'ten "bilginlerin öğretmeni" diye söz ettiğini görüyoruz. Aristoteles'in biyolojisi, aynı şekilde mantığı. 19. yüzyıla kadar önemini korudu. Siyaset ve ahlak kuramı, aynı zamanda estetiği de dahil genel felsefesi günümüze dek etkisini hiç yitirmedi.

SOLMAYAN DEHA
Aristoteles, hemen hemen bütün ciddi felsefe uzmanları tarafından bu alanın üç ya da dört
büyük devinden biri olarak görülmektedir. Metafizik ı özellikle Etik'i bugün dünyanın bütün üniversitelerinde okutulmaktadır.

VARLIĞIN DOĞASI
Aristoteles'in başlangıçta ana sorusu şuydu: Bu dünyadaki şeyler nedir? Bir şeyin var olması ne demektir? Kendi sözcükleriyle "Varlık nedir sorusu, uzun zaman önce sorulmuş ve bugün de sorulan, insanları her zaman uğraştırmış bir somdur".
Aristoteles ilkin, meselenin yalnızca şeylerin maddi olarak neden meydana geldiği meselesi olmadığı sonucuna vardı. Bunu göstermek için b ev örneği verir. Diyelim, arazinizin üzerinde ev yaptırmak için bir inşaatçıyla anlaştınız. O da araziye tuğla, kiremit, kalas v s. yıkıp sonra da size "işte eviniz'' derse, bunun bir sıka, üstelik kötü bir şaka olduğunu düşünürsünüz. Bir evi oluşturan bütün malzemeler var, fakat
ortada ev yok; sadece tuğla vs. yığını. Özel ve ayrıntılı yapısıyla bir ev olması için, her şeyin belli biçimlerde bir araya getirilmesi gerekecektir. Bu yapı sayesinde o bir evdir. Aslında, evin bu malzemelerden yapılması da gerekmez; -beton, cam, metal, plastik gibi- tamamen farklı malzemelerden de yapılabilir. Evin bir malzemeden yapılması gerektiğine kuşku yoktur; fakat, evi meydana getiren, malzemeler değil, yapısı ve biçimidir. Aristoteles'in bu konudaki en can alıcı örneği insandır. Sokrates'i alın, der. Bedenini oluşturan malzeme her gün, üstelik bedeni de birkaç yılda bir tamamen değişir. Ancak bütün yaşamı boyunca aynı Sokrates olarak kalır. O nedenle. Sokrates'in, bedenini meydana getiren malzemeden ibaret olduğunu iddia etmek olanaksızdır. Aristoteles, bu savını bütün türlere yayar. Farklı türdeki bütün köpeklere köpek adını vermemizin nedeni, aynı ayırt edici malzemeden meydana gelmiş olmaları değildir. Ortak olarak paylaştıkları ve onları, ken­dileri gibi et, kan ve kemik­ten oluşan diğer hayvanlardan ayıran aynı organizmayı ve yapıyı gösterdikleri için köpektirler.
Yalnızca maddenin var olduğunu ileri süren bu kaba materyalizm türüne karşı Aristoteles'in öne sürdüğü bu savlar yıkıcıdır ve hiçbir zaman gereğince yanıtlanmamıştır. Buna rağmen, Aristoteles'in zamanından günümüze kadar kaba materyalist görüşte insanlar çıkmaya devam etmiştir Ancak, öyle görünüyor ki Aristoteles'in itirazlarını yanıtlayıncaya kadar kaba materyalistlerin görüşlerine pek itibar edilmeyecektir. Neticede Aristoteles, bir şeyin biçiminden dolayı o şey olduğunu göstermiştir.
Bu onu doğruca bir başka probleme götürür: Bu anlamda biçim tam olarak nedir? Bunun madde olmadığını gösterdiğimize göre. o halde nedir? Aristoteles, Platon'un Biçimler kuramını zaten reddetmişti; dolayısıyla, biçimin, zamanın ve mekânın dışında var olan bir tür öte dünyaya ait varlık olma olasılığını da dışarıda bırakmıştı. Onu yalnızca biçimin bu dünyaya ait olması tatmin edebilirdi.

DÖRT NEDEN
Daha önce gördüğümüz gibi, Aristoteles'e göre biçim, bir şeyin o şey olmasına yol açan şeydir. Bu, onu "neden'' kavramını bu bağlamda incelemeye götürür. Sonunda Aristotales, "biçim" kavramını, birbirini tamamlaya! tür "neden"e ayırır. Daha sonra "ekin r vereceği bu şey. bir şeyin neyse o olma olduğundan, onları kısaca dört neden olarak düşünmek yararlı olabilir. Biçim, şevleri açıklamasıdır.
Aristoteles'in mermer heykel örnek şeyin o şey olması için her şeyden ona varlığına gerek vardır. Aristoteles buna neden der; yani, kendisiyle bir şeyin Heykeli yapmak için bunun kendi başın olmadığını zaten Aristoteles'ten öğrenil üç neden daha gerekmekle birlikte, yete da madde zorunludur. Heykelin meydaı için, bir çekiç ve keskiyle bir mermer h yontulması gerekir. Bu yontma işlemine ettiren neden, yani bir şeyi edimsel olar.: neden der. Fakat yine, şeyin o şey olma şekil alması (bir atın, bir insanın vs. şeklini alması) gerekir; gelişigüzel yontulmuş mermer : heykel değildir. Aristoteles, bu şekle tor der; yani, o şeye tanınmasını sağlayan s şey maddede kendini gerçekleştiren b neden, bir amacı gerçekleştirmek üzere geçirilmiştir: Heykelin varoluşunun geni heykeltıraşın amacının gerçekleşmesidir buna ereksel neden, yani bütün sevin sı -der.
Demek ki Aristoteles'in dört nede::: Maddi neden, hareket ettiren neden, fi ve ereksel neden. İkinci, üçüncü ya da dördüncüsünden ikisi ya da daha fazla tekil durumda aynı olabilir. Bu, özellikle organizmalarla ilgili bilimlerde geçerlidir.


“BÜTÜN İNSANLAR DOĞALARI GEREĞİ BİLMEK İSTER”
ARİSTOTELES


Bir meşenin palamutundan gelişen meşe ağacının formel nedeni, aynı zamanda onun ereksel nedenidir: aldığı son biçim, aynı zamanda sürecin sonul amacıdır (bu örnekte ağaç. kabuk ve yaprak, ağacı meydana getiren maddi neden; onu besleyen toprak, su. hava ve güneş ışığı, hareket ettiren nedendir). Bu çözümlemeyle Aristoteles'in biçim kavramının. Platon'un biçim kavramına karşı olduğunu anlamaya başlıyoruz. Aristoteles'e göre, bir nesnenin biçimi, maddi bir şey olmamakla birlikte,bu dünyaya ait olan nesneye içkinclir ve bir insanın doğasının, bedeninden ayrı var olamayacağı gibi) ondan ayrı olarak var olamaz. Bunun anlattığı en önemli şey şudur: Dünyayı anlarken materyalist bir çözümlemeyle öte dünyasal bir çözümleme arasında seçim yapmak zorunda
değiliz. Bütün dizgini materyalist olmayan düşüncelere bırakan, ama bu arada da bu dünyadan kopmayan bir dünya anlayışı geliştirmek mümkündür. Aristoteles, herhangi bir nesnenin gerçek özünün. yapıldığı maddeden değil, yerine getirdiği işlevden meydana geldiğini düşünmüştür her zaman: Gözün ruhu olsaydı, görüyor olurdu. Bu ilkeyi cansız nesnelere de uygulamıştır: Bir baltanın ruhu olsaydı, kesiyor olurdu. Ona göre her şeyin gerçek anlamı, ne yaptığında, ne için olduğunda yatar; bunu anlayarak şeyleri anlamayı öğreniriz. Aynı zamanda, bu yoldan, Aristoteles'in ruh, biçim ve ereksel neden kavramlarını da anlamaya başlarız.
Bu çözümleme, Aristoteles'in, şeylerin neliğiyle ilgili probleme, Platon'un İdeal Biçimleri'ne son verecek bir çözüm getirmesinin yanında, aynı zamanda değişim problemine de bir çözüm bulmasını sağlar. Ona göre değişim, bir şeyin parçası olan (değişmeyen) madde, daha önce sahip olmadığı bir biçim kazandığında ortaya çıkar.


HAYATI TEHLİKEDE
Sokrates gibi Aristoteles de yaşamı­nın sonlarına doğru Atinalılarca dinsizlikle suçlandı.
Atinalıların, Sokrates gibi kendisini de idam ederek ikinci kez felsefeye karşı günah işlemelerini
önlemek amacıyla MÖ 323 'te Atina 'dan Khalkis'e gitti ve ertesi yıl 62 yaşında orada öldü.
Ancak, sonraki düşünürler bu kadar şanslı değildi. Görüşleri yüzünden işkenceyle ölüme mahkûm
edilen en son dahi filozof Giordano Bruno (1548-1600) idi.


GÖRÜNÜŞLERİ KURTARMAK
Dünyayı anlamaya yönelik bütün çabalarımızda diyor Aristoteles, anlamaya çalıştığımız dünyanın bu dünya olduğu gerçeğini hiçbir zaman gözden kaçırmamamız gerekir. Karşısında hayrete bile kapılsak, tam da açıklamaya çalıştığımız deneyimlerin geçerliliğini inkâr eden açıklamaları hiçbir zaman kabul etmemeliyiz. Bütün araştırmalarımızda kendilerini bize edimsel olarak sunan bu deneyimlerden ayrılmamayı ve her evrede onlara tekrar tekrar başvurmayı bir yöntem meselesi haline getirmeliyiz; çünkü, soruşturmalarımızın nihai amacı anlamaktır.
Yaşantılamadığımız bir şeye inanç duymak için deneyimlerden ayağımızı çekmek, bir bebeği suya atmaktan farksızdır. Aristoteles, bu ilkeye "görünüşleri kurtarmak" der. Bu deyiş kulağa zayıf gelse de, içerdiği ilkenin öneminden dolayı filozoflar tarafından günümüze dek kullanılmıştır.
Platon ile Aristoteles, bütün tarihi boyunca felsefeyi niteleyecek olan birbiriyle çatışan iki ana yaklaşımın ilk örnekleridir. Bir yanda, sonul kaygımızın, bu dünyanın "ötesinde ya da "dışı"nda bulunan (veya "yüzeyin altında saklı olan") bir şeyle ilgili olması gerektiğine inanarak, kendini duyularımıza sunulduğu biçimiyle bu dünyanın bilgisine sadece ikincil bir değer veren filozoflar vardır. Öte yanda, kaygımızın ve yapacağımız felsefenin en uygun nesnesinin bu dünyanın kendisi olduğuna inanan filozoflar bulunmaktadır. Daha yakın dönemden bir örnek alırsak, 17. ve 18. yüzyılların büyük ussalcı filozofları, şeyler hakkında duyusal deneyimle edindiğimiz yüzeysel bilgilerin bizi çoğu zaman aldattığına inanırlarken, aynı dönemde yaşamış büyük ampirist filozoflar, güvenilir bilginin ancak gözlemlenebilir olguların doğrudan incelenmesine dayandırılabileceğine inanmaktaydılar. Bu iki eğilim arasındaki karşıtlık, çağdan çağa farklı kılıklara bürünerek hep süregelmiştir.


ALTIN ORTA
Bu iki yaklaşımdan hangisinin kişiye çekici geleceği, mizaçla ilgili bir şey olsa gerektir. Dine eğilimli kişilerin (tabii yalnızca onların da değil) daha Platoncu bir yaklaşımı kendilerine yakın bulmaları, daha gerçekçi, dünyevi, sağduyulu insanların da Aristotelesçi bir yaklaşımı yeğlemeleri olasıdır. Fakat, bu iki yaklaşımın bu denli uzun ömürlü olmalarının nedeni, her ikisinin de karşısındakinin hafifsediği hakikatleri öne çıkarmış olmasıdır. O nedenle, kendi yaklaşımımızda
dışlayıcı olmamak, her ikisinden de bir şeyler öğrenmek önemlidir. 18. yüzyılın sonlarında yaşamış Alman filozof Kant, eşsiz dehasıyla bu :.-yaklaşımı uyumlu bir biçimde bir araya getirmiş, tutarlı ve ikna edici biçimde birleştirmiştir.
Buraya kadar Aristoteles'le ilgili yaptığımız değerlendirme onun bilgi kuramıyla sınırlıydı. Oysa felsefesinin öteki alanıyla ilgili olarak da bir şeyle söylememiz gerekiyor. Aristoteles'in etikle ilgili yazıları (bu konudaki başlıca eseri Nikomakos'a Etik’tir), başka filozoflarınki kadar etkili olmuştur 20. yüzyılın ahlak filozoflarının çoğu, konuya dar bir açıdan yaklaşma ve kendilerini (iyi derken m kastediyoruz? "..ineli, ..malı" derken ne kastediyoruz? gibi) ahlak kavramlarının çözümlemesine adama eğiliminde olmalarına karşılık, Aristoteles ir yaklaşımı son derece farklı ve çok daha genişti.



Aristoteles, hepimizin sözcüğün tam anlamıyla mutlu bir hayat istediği önermesiyle işe başlar. Bunu bize sağlayacak olan, bir toplum içinde yaşamamızla uyumlu olarak yetilerimizin tam anlamıyla gelişmesi ve kullanılmasıdır ona göre Gem vurulmamış istekler ve kendini beğenmişlik bizi başka insanlarla sürekli çatışmalara sürükleyecektir. Böylelikle kendimizi engellemiş olacağımız için, bu durum, kendi karakterimiz açısından da kötüdür. Buradan, Aristoteles ünlü "altın orta" öğretisini geliştirir. Buna göre, erdem. her ikisi de erdemsizlik olan iki uç arasındaki orta noktadır. Örneğin, cömertlik, savurganlıkla cimriliğin; cesaret, çılgınlıkla ödlekliğin: özsaygı, kibirle kendini hor görmenin: ölçülülük, arsızlıkla çekingenliğin ortasıdır. Amaç, daima dengeli bir kişi olmaktır. Aristoteles'e göre mutluluğu c. etmenin yolu budur.
Aristoteles'in ahlak felsefesinin en çarp yanı, hemen hiç ahlakçılık etmemesidir. Onun amacı özünde pratiktir. Her şeyde ölçülülük, hiçbir şeyde aşırıya kaçmama öğretisi, gençlere ve doymazlara, orta yaşlı ve doymuşlara nazaran pek fazla
hitap etmemiş olabilir; fakat, zaman gelir gençler de bu
öğretiyi daha iyi anlamaya başlar.


EKSİKSİZ YAŞAM
Aristoteles'in Nikomakos'a Etiki doğruca Politika 'sına açılır; daha doğrusu bu iki kitabın aynı incelemenin birinci ve ikinci bölümleri olması amaçlanmıştı, çünkü, Aristoteles'e göre siyasi yönetimin gerçek amacı,
yurttaşlarının, etik bölümünde ele aldığı o tam ve mutlu yaşamı sürmelerini sağlamaktır. Kişi ancak bir toplumun üyesi olmakla bunu gerçekleştirebilir; toplumdan yalıtılmış kişi, kendini gerçekleştiremez, mutluluğa ulaşamaz. Aristoteles'in çokça alıntılanan "İnsan, doğası gereği siyasi bir hayvandır" deyişinin ana fikri budur. Mutlu bir kişisel yaşam için kaçınılması olanaksız toplumsal ve siyasal boyutlar vardır. Nitekim, devletin kolaylaştırıcı olduğu görüşü, yani devletin işlevinin bireyin mutluluğunu ve gelişimini olanaklı kılmak olduğu fikri, Aristoteles'in siyaset felsefesinin en etkili yanlarından biri olmuştur.


ACIMA VE KORKU
Aristoteles'in sözünü edeceğimiz bir başka kitabı da Poetika'dır. Bu kitapta edebiyat ve drama ele alınmaktadır. Kitabın en önemli bölümü şiirsel tragedyaya ayrılmıştır. Aristoteles'in iddiasına göre
tragedya. bizi yaşam hakkında tarih incelemelerinden çok daha fazla görüş sahibi yapabilir (Shakespeare aşıkları bu görüşle aynı fikirde olacaklardır). Bir tragedyayı izlerken yaşadığımız duygusal deneyimin, (acımayla ve Korkuyla sağlanan bir arınma ya da temizlenme olarak tanımladığı) katharsis olduğunu söyler Aristoteles. Bir oyunun, kendi sözcükleriyle
başının, ortasının ve sonu"nun olması gerektiğini ilk ileri süren kişi Aristoteles'ti. Yine, bir tragedya, öyküyü, güneşin doğuşu ve batışı arasında geçen zaman içinde tamamlamaya çalışır, yahut da pek az bunun dışına çıkar" demiştir. Rönesans İtalya'sında Poetika'nın editörlerinden biri (1570'te Poetika'nm bir baskısını yayımlayan Castelvetro adında biri), bu görüşü, ünlü zaman, mekân ve eylem üçlü birliği öğretisine dönüştürmüştür. Bunlar, dramanın "Aristotelesçi kuralları" olarak bilinegelmiş ve muazzam bir etki yaratmış olmakla birlikte, kesin söylersek Aristoteles'in düşüncesi olmaktan çok onun düşüncelerinin bir uzantısıdır.
Ancak, Aristoteles'in düşüncelerinin çoğu kültürümüzle öylesine bütünleşmiştir ki yayımladığı eserlerin özgün biçimlerinin elimizde olmaması tam bir trajedidir. Eserleri, biçemlerinin muhteşemliğiyle bütün antikitede nam salmıştı; Romalı yazar ve hatip Cicero, Aristoteles'in yazılarından "altın bir nehir" diye söz etmiştir. Başkalarının yazılarında Aristoteles'in eserlerinden o denli çok söz edilir ki haklarında epey şey bilmekteyiz; ancak bu eserler kaybolmuştur. Günümüze topu topu kendisinin ya da öğrencilerinin yazdığı ders notları kalmıştır; bunlar da Aristoteles'in toplam ürünlerinin ancak beşte birini kapsamaktadır. Bu notlarda Platon'un sanatsal biçeminden eser yoktur; aslında (ders notlarından bekleneceği gibi) bir parça sıkıcıdırlar: onları okuyacak felsefe öğrencileri düşünülerek, pratik amaçlarla yazılmışlardır. Fakat, Batı uygarlığı açısından önemleri kuşku götürmez.

Bryan Magee
Felsefenin Öyküsü


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Alıntı ile Cevapla
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:57 .
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org