|
|
AKP'ye Kapatma DavasıAnketler içerisinde AKP'ye Kapatma Davası konusu: Bekir Coşkun'un yazısı da okunası bu konuyla ilgili olarak..
GERÇEKTEN de yüzde 47 oy almış ve iktidarda olan bir siyasi parti hakkında yargı işlem yapamaz mı?
Pekiiii...
Parti küçük olsa ...

17-03-2008, 00:26
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 06-08-2007
Nerden: antalya , muğla
Yaş: 19
Mesajlar: 51
|
|
|
Bekir Coşkun'un yazısı da okunası bu konuyla ilgili olarak..
GERÇEKTEN de yüzde 47 oy almış ve iktidarda olan bir siyasi parti hakkında yargı işlem yapamaz mı?
Pekiiii...
Parti küçük olsa ve iktidar olmasa?..
O zaman yargı soruşturma yapabilir, kapatma davası açabilir, hesap sorabilir.
Öyle mi?..
(.....)
Bunu sirk cambazına sorsanız size yanıt verebilir.
Çünkü o dahi anlamıştır ve biraz olsun demokrasinin öbür adının hukuk olduğunu bilir.
Ama ne yapacaksınız, iki gündür bizler kimi Türk aydınlarının, hukukçularının televizyonlara çıkıp "Yüzde 47 oy almış ve iktidardaki bir partiye bunun yapılması demokrasi ayıbıdır" demelerini izliyoruz.
(.....)
Bu durumda; zenginlerin yoksullardan daha çok suç işleme hakları mı vardır?..
Ya da yargı; gücü olmayanların yakasına yapışır da, gücü olanlara dokunamaz mı?..
Böyle midir demokrasi?..
Böyle midir hukuk?..
*
Hakkında bu kadar ciddi iddialar olan, cumhuriyet rejimini yıkma girişimleri ile suçlanan... Laiklikle dinin bir arada olamayacağını ve laikliğin içini değiştireceğini ilan eden... Toplumun yaşam biçimini için için değiştiren, çağdaş Türkiye’yi Çankaya’dan sokağa kadar, türbana-tesettüre saran...
Ve sonunda toplumu korkuya salıp da milyonlarca insanı sokağa döken bir "suç duyurusu" karşısında seyirci mi kalmalıydı yargı?..
O zaman üst kattakiler gürültü yaptığında dilekçe ile koştuğumuz savcı, cumhuriyet rejiminin tepesine çıkmış tepinenleri ve şikáyetçi çığlıkları duymazlıktan gelecekti...
Öyle mi?..
*
Ne hukuk olmadan demokrasi olabilir, ne demokrasisiz hukuk...
Yargıtay Başsavcısı; bütün Batı ülkelerinde olduğu gibi, yasaların verdiği "laik cumhuriyeti koruma ve hesap sorma görevi" ile hesap soruyor.
Ki o yasalar demokrasimizin ürünüdür.
Elbette durup dururken değil...
Şikáyetimiz vardı...
Şikáyetçiyiz...
|

17-03-2008, 10:11
|
 |
Gözüm apla...
|
|
Üyelik Tarihi: 31-07-2007
Nerden: Ankara
Yaş: 30
Mesajlar: 3,494
|
|
|
bunların burunları ne zaman boka girse, imajlarını yenilemek için bi davacık sokuveriyorlar araya..
daha bunlara prim yaptıracak ne kaldı acep...
Ağzımda Bal Gibi Tatlı Bir Türkü.
Bir İner Bir Çıkarım Bu Yokuşu
|

17-03-2008, 13:06
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 11-03-2008
Yaş: 32
Mesajlar: 9
|
|
türkiyedeki anaşistleri şaşkınlıkla izliyorum
merhaba;
bu benim ilk yazım. alaman memleketinden temelli geri döndüm ve benimle aynı gözlükten dışarıya bakan yurdum insanını anlamak için internette aranırken anarşist.org u görüp sevindim... ama akp nin kapatılması ile ilgili yazıları okuyunca türkiyedeki anarşistler beni biraz şaşırttı.. mersin sokaklarında gezinirken çarşı gurubunun sembolü haline gelmiş anarşist abmlemi ve anarşist internet mekanlarında da sosyaldemokrat görüşleri okumak beni çok üzdü...
1. akp nin kapatılması gündem olunca anarşistlerin demokrat kesilmeleri çok saçma... öncelikle milli irade denen şey yani seçimlerden bir partinin oy alması liberalizm ve onların algıladıkları demokrasi şaklabanlığının yansımalarıdır. ve hicbir zaman kapitalist toplumda halk kendisi seçmez, sadece parti adına örgütlenmiş çıkar guruplarının binbir manüpülasyon örnekleriyle sergiledikleri isteklerine onay verir (daha doğrusu öyle yaptığını sanar)... zaten temsili demokrasi kapitalizmin iğrenç toplumsal komplike hale gelmiş yapısının bir tezahürüdür... bu yüzden bu biçimdeki temsiliyete inanan insanlarin anarşistliğinden şüphe etmek kaçınılmazdır...
bu akp kürtlerin önünü kesmek için son anda tek pusula değişikliği ile seçimlere gitmedi mi? bu akp aşırı kadrolaşmayla kendi adamlarını her yere sokmadı mı ve bu iyiliinin karşılığını sandıkda almadı mı? bu akp heryerde makarna dağıtarak oy toplamadı mı? bunlar ilk üç saniyede aklıma gelenler... eğer istenirse bunlardan daha onlarcasını buraya yazmak mümkün... ve tüm bunlardan sonra kalkıp akp yi halkın gerçek tercihi olarak sunmak saçmalıktan başka bir şey değil...
2. akpnin cok oy alması onların halkın temsilcisi olduklarını da göstermez... zira bunlar devletin egemen kesimlerinden biridir... bunlar iktidarlar... ve kemalist devletin köşe başını tutan kendi oligarşik rakipleriyle kavgaya girmeleri ve devlete tek başına hükmetmek istemeleri bizlere onları savunma hakkını vermez.... zira bu bizim kavgamız degil... egemenlerin kendi aralarındaki güç kavgasıdır... eger bizim bu konuda görüş belirtmemiz gerekiyorsa, o kesinlikle devlet denen araca hangisi sahip olsun da bizi ezsin seçimi değildir...
3. hukuk, yasa gibi saçmalıklar da -marxistlerin de söylediği gibi- egemenlerin çıkarlarından başka şeylere hizmet etmez... zira hukuku yapan zaten siyasadır... hukuk denen şey sadece olayların yazılanlara uygunlugunu denetler... şuanki durumda yasaları yapanlar kemalistler ve olayları yaratanlar da islami kesim, bu kargaşa bu yüzden... eğer akp yeni anayasayı ordu ile anlaşmasaydı çoktan çıkarmış olacaktı ve şimdi kimse parti kapatma denen saçmalıklarla uğraşmıyor olacaklardı... akp denen taşra tacirlerinin neoliberal destekle hükümet olmalarından sonra kemalistierin ordu yök ten sonra tek kaleleri olan yargı ile kavgaya başlamaları bizi kesinlikle onlardan birini tarafı yapmamalı... ne türban denen ortaçağ kültürüne karşı olmak bizi ilerici yapar ne de ona serbestlik tanımak bizi özgürlükçü yapar. ikisini de tartışmak tamamen abesle iştigaldir...
4. bizim kavgamız her ikisine de karşı... onların sahip olduğu şeylere karşı...
|

17-03-2008, 22:12
|
 |
''Damaged People''
|
|
Üyelik Tarihi: 07-09-2007
Mesajlar: 44
|
|
|
demokratik olmayan adamlara karşı niye demokrasi uygulansın ki zaten?bunu da anlamak güç.ayrıca demokrasi önceden de söylediğim gibi demokrasi tam olarak budur eğer demokrasi,rejim intihara kalkışırsa demokrasiyi korumak için kurulmuş olan demokratik kurumlr devreye girmelidir.tabi eğer kapatılmazsa bu adamlar daha da güçlenir ama yapılabilecek ve kısa sürede sonuç getirecek(dava da uzun sürecek olsa da en azından o kadar fazla değil) başka bir şey olmadığına göre yapılması gereken tam olarak budur.
|

18-03-2008, 10:55
|
 |
...
|
|
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,075
|
|
|
Öncelikle merhaba Demenan, aramıza hoş geldiniz...
Konuya dönecek olursak ivedi:
"Birey bilinci"nin gelişmediği toplumlarda anarşizm bahsi şiirsel bir tatlılıktan öteye geçmiyor. Seçmen tercihlerinin aman aman bir katmanda olmadığını, tek tipleşmiş bir davranış şekliyle ortaya konduğunu daha evvelki forumda da açıklamaya çalışmıştım toplum mühendislerinden rôl çalarak. Yine de mevcudu iyi tahlil edip/çözümlemedikçe, yekten hiç edilmesini mânalı bulmuyorum, bana fazlaca muhalif olmanın hazzı adına takınılan tavırlar gibi geliyor aciz şikayetçilik. Yukarıda da belirttim eğer bu hukuk sistemi, demokrasi yapısı, ideolojisi içerisinde yaşıyorsanız; ya sistemin içinde görece ideal bir tavır takınmak zorundasınız (özgürlük ve demokrasi adına benimsemediğiniz fikirlerin dahi söz sahibi olmasını savunmalısınız) ya da sistemi yeknesak etmek için devrim gönüllüsü olmalısınız. Bu noktada; anarşist yapının ortaya çıkabilmesi için öncelikle kitlesel disiplinin sağlanabilmesi gerekmektedir, yeni düzenin unsurları çökecek burjuva toplumunda zaten hali hazırda vardır, araçlar yadsınamaz ve kullanılmalıdır.
Tarihsel evrim sürecinin hayli ağır işlediğini, bunun da yaşamlarımızla sınırlı olmadığını yukarıda belirtmiştim; bu evrimin ara sıra hızlandırılıp "devrim"le ivmelendirilmesi benim paylaştığım görüşlerden değil, tarih devrimlerin jakoben baskısıyla halka nufûz edemediği başarısız örneklerle dolu. Kapitalizmin çürük yapısının kendini içerden yiyen kurtlar misali bir yerde devrilecek olması benim taşıdığım umutlardan; ne var ki dalga dalga gelen Amerikan ekonomisinin çöküşü sinyallerini veriyor (Tüm populist gazetelerin 'kapatma davası'yla borsanın inişe geçtiği yanlış yorumuna rağmen, bazı ekonomistler tabloyu doğru okuyup, bunun iç çekişmelerden bağımsız bir global kriz öncülü olduğunu belirtmişlerdir.) Ve yine devrimler çağının kapanmış olduğunu parlementer sisteme özgürlükçü kan pompalayarak sistemin içeriden çökertilmesi hamlesinin daha akılcı bir yavaş çekim-devrim olacağına inancım da tam. Sistemi reddederek değil; iyi tanımlayıp doğru konum alarak ussal ilerleme, sistemi büsbütün hiç saymaktan daha mantıklı geliyor bana. Düzenin örgütlü fedarasyonlara yine kapitalist sistemin kendi kendini yok etmesiyle döneceğini düşünüyorum. Malatesta'nın 'tüm farklılıkları içinde ikna etme'yi öngören savıyla, kollektif yaşama kişinin kendi kendini ikna edeceği "bilinç" düzeyinin oluşabilmesi zaman alacaktır. Yani bir "devrim sabahı" umudu taşıyacak kadar kör değilim. Anarşist tutum henüz beni ikna edebilmiş değil, anarşist adıyla özdeş bir sitede olmadığınızı da evvelinde anlamış olmanız sevindirici.
Pür anarşizme inancım da nihayetinde yok. Özgürlük olmaksızın da bilincin gelişme yolunun mümkün olmadığını biliyorum. Yukarıda ideolojisi adına akılcı (ama hürmet edilesi değil) hamleler yapan bir partinin özgürlüğünün bir başka erk aracı unsurla baltalanmasına karşı çıkılmıştır; çok yanlış bir bakış açısıyla herkes kapatılacak partinin icraatlerini irdeleme yolunu seçmiştir, ben açık bir tercihte bulundum, hiçbir partinin kapatılmasının yanında olmadığımı belirttim, halkın iradesine güvenmekten gayrı bir seçeneğimiz olmadığını da (parlamenter sistemin çözülmesi ve nihayet ortadan kaldırılması da "özgürlüklerin" sizin kapitalizmin yalanı olarak gördüğünüz demokrasinin olmazsa olmaz varlığıyla mümkün olabileceğini düşünüyorum.) Süreci iki erkin savaşı olarak görmek ve dışından bakmak da bir tercihtir, "özgürlük" vurgusuyla sahip çıkmak da bir tercih.
Hukuk'un kamusal intikam şekli olduğunu defaatle belirttim. Burada kâh mevcut iktidara karşı söylemde bulunduysam, kâh da muhaliflerine (yargı, ordu, yök, ana muhalefet vd vs vb..) bu kapitalist toplumun otaritelerine karşı muhalif zeminin gerekliliğinden kaynaklıdır. Taraf olmak değil güçlü olana muhalif olmak ve muhalifliğimi rasyonalize etmek adına söylemde bulunmam sizin "anarşizm dersi"nizle çarpıştı.
Demokrasiyi kapitalizmin aracı olarak görmek bir bakış açısıysa, sıradan insanın mevcut sistemin içine sızması adına bir vasıta olarak görmek de bir başka bakıştır, ki kapitalist sistem kendini yiyip bitirirken bu vasıta her muhalife ziyadesiyle lazımdır, mevcut sistemin yapılarının arasına sızmak için "demokrasinin" sıradan insan için vazgeçilmez bir olanak olduğunu düşünüyorum son kertede. Malatesta'dan aldığım notlarla söylemem gerekirse "Demokrasi bir yalandır, gerçekte oligarşidir; yani, ayrıcalıklı bir sınıfın yararına bir azınlığın idaresidir. Ancak hala özgürlük ve eşitlik adına savaşabiliriz"
Anarşizmin de demokrasiye değil 'demokratik devlet'e karşı olduğunu düşünüyorum; devlet azınlığın çoğunluk üzerinde tahakkümü niteliğinde olduğu için zaten ilkten "demokratik" olma şansı yoktur. Burada savunulan devlet değil, demokrasidir. Siz meseleyi (teşbihte hata olmasın) büyük başların hırlaşması olarak görebilirsiniz bense demokrasinin bir problemi olarak ele alırım. Katıksız bir mutabakat/uyuşma insanın doğası gereği mümkün değilse, demokrasi azınlıkların söz hakkı adına kullanılabilir bir araç olarak elden bırakılmamalıdır.
Anarşizm dersiniz için teşekkürler, etüdlerinizden hayli istifade edebilme umuduyla...(Türkçesi tek mesajlık gelip-geçici forumdaşlarımızdan olmamanızı dilerim...)
Umuyorum (yoğun bir hafta sonunun ardılında) fikirlerimi ifade edebilmişimdir...
Selamlar...
|

18-03-2008, 19:17
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 11-03-2008
Yaş: 32
Mesajlar: 9
|
|
Maria'ya
merhaba;
şimdi üzerimdeki anarşist sitenin türk versiyonun şokunu atlatmış olarak yazıyorum. yazdıklarımı tekrar okuyunca kendimi çocukluğumun çizgi film dizisi olan şirinler'in şu 'şirinlerden de nefret ediyorum' diyen mız mız eden şirinine benzettim... sanırım yazdıklarım okununca böyle bir düşünce herkesin içinde peydah oluyor... ama öyle içinde yaşadığım sistemle tüm bağlarını koparmış, köşesşne çekilmiş, herşey iğrenç, kokuşmuş deyinlerden biri değilim...
ve yazdıklarına gelince.... balıklama atlıyor ve şöyle başlıyorum;
1. birey bilinci konusunda -seni yanlış anlamadıysam- biraz farklı düşünüyorum... türkler gibi cemaat kültüründen modernitenin dayattığı birey'e geçişi daha tamamlamamış toplumlarda buna özel bir önem atfediliyor ama bu illa da olması gerekenlerden değil...
zira alaman memleketinde (bunu yüzyıl öncesinde başarmış bir toplumda) yaşadığınız zaman birey derken narsizmin tepelerin gezinmeleri görünce, cemaaten (kendi toplumundan) kopan yanlızlaşan ve bu yüzden psikolog kapılarını aşındıran hatta antidepresan ilaçlara müftela olmuş birilerini farkedince''aman aman birey olmayalım da ne olursak olalım'' diyesi geliyor insanın... tabiki eğer birey bilincinden sadece ve sadece kulluktan sıyrılmayı, araştıran sorgulayan etc. insanı kast ediyorsan o zaman hemfikiriz.... ama ''sade' bireyi yaratmak kapitalizme alet olmaktır...
2. evrim devrim kapitalizm hikayesi ile ilgili olarak... bir duvar afişinde görmüştüm, türkçesi sanırım şöyle birşey: kapitalizm hata yanlışlık üretmiyor, bilakis kapitalizmin kendisi hatalı yanlış...
kapitalizmin ne menem bir şey olduğunu burada uzun uzadıya anlatmak biraz zaman kaybı... ama doğuşundan itibaren tüm dünyayı sörümren, koloniler kurup merkezde toplayan, dünya savaşları çıkarıp milyonları katleden, milyonlarca insanı yerinden süren ve öncesinde onları köleleştiren, dünya kaynaklırının yarısını bugün %2 lik bir kesimin emrine veren, dünyadaki kültürleri yok eden hatta en son bizzat dünyanın dengelerini çevresel anlamda yerle bir eden bir sistemin iyiliğinden bahsetmek için fazlaca saf, ahmak yada adi olmak gerekiyor...
eğer böyle bir sistem varlığını sürdürüyorsa bunun tiz zamanda son bulucağını tahmin etmek için bir müneccim ile tanışmaya gerek de yok... ancak sorun şurada; ne yapmalıl? daha doğrusu 'birşey yapmalı mı? bazı marxistler kapitalizmin marxın dediği gibi kendi kendisini sonuçta yok edeceğini bu yüzden de birşey yapmaya gerek olmadığını söylüyorlar, derviş sabrıyla oturup beklemek dışında... ama mevzu onların bildiği gibi değil... zira kapitalizm aynı zamanda çok ensek bir sistem ve krizlerden güçlenerek çıkmasını da biliyor, içerisinde barındırdığı krizlerle yıkılması uzun süreceğe benziyor...
ve amerikan filmlerindeki gibi kötü karakter son sahnede yaralı halde kanlar içersinde yatarken yaşadığı mekanı da toptan havaya uçurabilir, yani; daha da kötüsü kapitalizmin yok olması dünyanın da son bulmasıyla sonuçlanabilir... kapitalizm bittiğinde dünya üzerinde ne ekosistem ne de insan yaşamayabilir... ve bilimsel veriler bunun öyle on yıllardan fazla süreceğini de yalanlıyor... bu yüzden birşeyler yapılmalı...
sistem içerisinde yaşıyorsanız ister kabul edin ister etmeyin onun bir parçası oluyorsunuz ve hayaletlere özenmiyorsanırz insan olmanın erdemliliği adına, varlığınızı kabul ettirmek için sürece aktif şekilde dahil olmanız gerekiyor...
bununla oligarşinin birbirne hırlaşmaları ve türban konusunda yazdıklarımdan ''aman bana dokunamayan yılan...'' yada ne bileyim ''it ulur birbirini bulur'' deyip işin içinden sıyrılmayı kesinlikle kast etmedim... tek söylemek istediğim şey; ikisinden birini savunmamak, ona arka çıkmamak, destek olmamak... çözüm sunmalıyız, deşifre etmeliyiz, bunun demokrasiyi tehtid etmediğini, zira demokrasinin bu olmadığını anlatmamız gerekiyor... diger taraftan sadece kendine demokrat olanların da öyle özgürlük istemediklerini, özgürlüğün onların temel değerlerine aykırı olduğunu birilerine kabul ettirmeliyiz... ama gerçek özgürlük ve eşitlik için de soluk soluğa mücadele etmek gerekiyor...
3. beni tanıyanlar genelde pessimist olduğuma dair şeyler ağızlarında gevelerler... bu yüzden; ''bir sabah anne bir sabah, kapını açtığında...'' diye başlayan şarkıyı da melankolik bir rüh atmofseri içerisinde hiç dinlemedim... zira gerçekten tarih hep kötü yönünden ilerliyor... kapitalizm dünyayı ortadan kaldırmadan yok olsa bile bu mecburi istikamette komünizmin levhalarının olacağı anlamına gelmiyor... insanlar iyi mi kötü mü tartışmasına girmeden şunu söylemek gerekiyor; komünler insanlık tarihinin düşünce dünyasındaki en anlamlı en iyi sistem olduğudur... müneccim olmadığım gibi optimist de değilim... tarih yasalarla ilerlemiyor, tesadüfler var... bu yüzden kalbim sadece dünya görüşümden yana....
4. ben demokrasi kavramını kullanırken 'onların anladığı' şekinde bir ayırıma gitmiştim... bundan demokrasiye inancı tam olan bir insan olduğum sonucu da çıkmasın... demokrasi sonuçta kaynağında kölelik sisteminde ortaya çıkmış... ve hiç bir zaman idealize edildiği şekilde uygulanamamıştır... daha önemlisi demokrasi kavramının içeriği oldukça zengin, herkes ondan kendisine göre bir anlam çıkarmasıdır... sosyalist demokrasi, liberal demokrasi, halk demokrasisi, sosyal demokrası, muhafazakar demokrasi... liste uzayıp uzayıp gidiyor... ırak'a 'özgürlük götüren' abd onu sadece ve sadece adil şekilde yapılmış seçimler şeklinde tanımlarken siz demokrat olmaya devam edin....
demokrasi kelimesinin kapitalist bir sistemde sihirli bir şeyler barındırıyormuş da her sorunu çözüyormuş gibi algılanması beni rahatsız ediyor... ama derseniz ki bu mevcut sistemde liberal demokrasi bile olsa daha iyi bir alternatif var mı? sualinize cevabım olumsuzdur, yani yoktur...
ancak ''alkın iradesine güvenmekten gayrı bir seçeneğimiz olmadığını da'' şeklindeki düşüncenize de önceki yazımda açıkladığım gibi kesinlikle karşıyım... bin türlü manüpülasyonlar, seçim hileleri zorlama baskıları, iktidar olmanın karşı konulmaz nimetleri nin yanında bir de abd tarafından zorla yükseltilen islami havalanmayı da hesaba katarsak bundan halkın iradesi denen şeyin hiç de Rousseau'nun toplum sözleşmesinden türediğine inanası gelmiyor insanın...
aklıma gelmişken iranlıların son seçimlerde neden Ahmedinejat'ı seçtiğine de deyineyim. seçim öncesin Busch kasten ve bilerek 'biz reformcuları destekliyoruz' diye herkesi şaşırtan bir açıklama yapmıştı... abdliler tüm iran halkının ilirici kesiminin de emperyalizm karşıtı olduğunu iyi biliyordu ve bu açıklama radikal islamcılara yarayacaktı... ve gerçekten de öyle oldu... sonuçta abd reforcu bir irana savaş açıp karalamayacağına göre, çıkarlarını gerçekleştirmek için kendine düşman (=neden sebep) bir iran yönetimi gerekiyordu... şimdi halkın iradesine güvenmek gerekiyor mu? sence bu halkın gerçek iradesi mi yoksa...?
tüm bunlardan sonra darbelerle büyümüş ve sonuncusuyla tamamen apolitize olmuş bir toplumdan gerçek ve doğru bir karar vermesi nasıl beklenebilinir? ve bu iradeye güvenilerek nasıl demokrat olunur?
saygılarımla...
|

18-03-2008, 19:37
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 04-01-2008
Mesajlar: 73
|
|
|
Öncelikle forumumuza hoşgeldin Demenan,
Olayı özetlemişsin zaten, fazla söze ne gerek!
Sn ERDOĞAN, yazılarınız sürekli olarak bir mazlum edebiyatından öteye geçemiyor maalesef, ısrarla bir siyasal elitten bahsedip, bunların her siyasi konuda mutlak karar alma merci olmasından dem vurup, bu duruma olan kızgınlığınızı belirtip, mazlum AKP ve ezilmiş halk yığınlarının temsil edilememesinden dert yanıyorsunuz.
Birincisi sizin elit kavramınızı sorgulamak lazım, ben bu konuda sizin tam aksinizi düşünüyorum bu toplumda 2002' den beri bir siyasal elitten söz edilecekse tartışmasız tek bir elit yapıdan bahsedebiliriz o da R.T.E ve tayfasının oluşturduğu yapı. Her alanda karar alıcı tartışmasız bu güruh son 6 senedir. Neden peki %47' sinden...
İyi ama ne yapıyorlarmış bunlar; halkı temsil ediyorlarmış, gerçek demokrasiyi savunuyorlarmış, T.C.' nin 85 yıllık paslanmış bürokratik rejimini terk edip çok çalışan, üreten ve bu üretimin getirisini 70 milyona dağıtan bir siyasal yapıymışlarmışmış...
Peki ama gerçekte öylemi; tam aksine 6 yılda kendi burjuvazisini oluşturmuş, kendisine biat eden yeni dolar milyarderleri yaratmış, para piyasalarında beyaz sermayenin payına çok yaklaşmış (zaten bugün ki yaygarada bunların para kavgası Demenan çok güzel betimlemiş yukarda, benim meselem hiç değil), sizin eleştirdiğiniz T.C. kurumlarının çoğunu ''demokratik yoldan'' ele geçirmiş, dediği dedik, çaldığı düdük, kendi partisine en, en, en ufak bir eleştiri geldiğinde esip gürleyen, karşısında ki siyasal parti, S.T.K. sendika, eğitim kurumu, odalar ya da kişileri görmezden gelen, bırakınız görmezden gelmeyi, aşığılayan, susturan bunları da yaparken T.C.'nin kendisine vermiş olduğu gücü kayıtsız şartsız kullanan R.T.E ve mızıkacıları...
Komik olmayın efendim, komik olmayın AKP ve başındakiler ''demokratik yoldan'' tasarlanmış 21. yy. TİRANLARIDIR.
O yüzden Yalçınkaya'nın başında bulunduğu bürokratik elit yapıdan aslında çokta bir farkı yoktur AKP' nin. Çıkarlarınız çatışıyor, kavga ediyorsunuz.
Hangi kurumun ne yaptığının, ya da AKP' nin ne olduğunun gerçekte bir önemi yok, birisi anayasal argümanlarla, bürokratik elitizmden aldığı güçle açar, kapar. Diğeri yeni sermayeden, siyasal zeminden, cemaatlerden aldığı güçle yoluna, talana, yağmalamaya, sömürüye tektipleştirme idealine yeni bir adla devam eder...
İyi kavgalar ikinize de...
'' Ben bilimin tanrısına inanırım ''
A. Einstein
|

18-03-2008, 21:07
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 23-01-2008
Yaş: 24
Mesajlar: 170
|
|
|
anarko'nun bahsettiği burjuvaziyi "islami burjuvazi" olarak özetleyelim...
elit konusuna güzel bir bakış açısı olmuş...
|

19-03-2008, 16:17
|
 |
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 10-11-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 247
|
|
|
Can Dündar yazmış ve sonunda soruyor;
"Bu tabloyu yaratanlar, partileri mi gömüyor yoksa engellemeye çalıştıklarını her kapatmada biraz daha büyüterek bizim mezarımızı mı kazıyor?"
Partiler mezarlığında bir gezinti
İnsan bir cenazeyi defnederken, diğer mezarlara da uğrayıp rahmetlileri yad etmek ister ya;
Ben de AKP'nin kapatma davasının ardından şu meşhur "partiler mezarlığı"na uğradım; eskilerle hatıralarımı andım.
* * *
Maalesef Milli Nizam'a yetişemedim. 1971'de "laikliğe aykırılık" suçlamasıyla kapatıldığında henüz ilkokuldaydım.
Ama onun devamı Milli Selamet Partisi yargılanırken mahkemedeydim.
1981'in nisan ayı...
Hiç unutmam, bir cuma günü başlamıştı Sıkıyönetim'deki duruşma...
Askeri Savcı son seçimde yüzde 8.5 oy alan MSP'nin "laikliğe aykırı olarak bir şeriat devleti kurmak istediğini" iddia ediyor, Erbakan ve parti yöneticilerinin 12 klasörde toplanan değişik konuşmalarından, kanıtlar sunuyordu.
Erbakan Mekke'de "50 sene önce Kuran'dan ayrılmışız. Kuran'ın sözünün tekrar geçer hale gelmesi hepimizin vazifesidir. Bunun için de cihat lazım" demişti.
36 yıla kadar hapsi isteniyordu.
"İllegal bir cemiyete dönüştüğü" öne sürülen MSP, 1981 Ekim'inde kapatılmıştı.
4.5 yıl süren MSP davası ise, Şubat 1985'te tüm sanıkların beraatiyle neticelendi.
* * *
Onlar beraat ettiğinde Refah Partisi kurulmuştu bile... Erbakan 1987'de RP'nin Genel Başkanlığı'na geldi. O yıl yüzde 7 oy aldı.
1991'de oyunu yüzde 17'ye çıkardı.
1995'ten yüzde 21.3 oyla birinci çıktı.
1997'de Başbakan oldu.
O yıl Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Refah Partisi'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.
RP, 1998 Ocak'ında "Laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle kapatıldı.
75 yaşındaki Erbakan'a 5 yıl siyaset yasağı getirildi.
Yeni Yüzyıl'da yazıyordum o zamanlar... 17 Ocak 1998'de şöyle yazmıştım:
"Bu karar, Erbakan ve Refah'a ciddi bir darbe anlamına geliyor. Ama Refah'ı var eden koşulların veya ona oy veren 6 milyon seçmenin beklenti ve rahatsızlıklarının sonu anlamına geliyor mu?
"Elbette hayır!..
"Biraz sağduyuyla bakabilen herkes görüyor ki, o koşullar orada oldukça Refah'ın misyonu sona ermeyecektir."
* * *
Ermedi de...
Fazilet Partisi daha Refah kapatılmadan kurulmuştu bile...
1999 seçiminde yüzde 15.4 oy aldı.
Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, onun için de dava açtı. Sonuçlandırmak Sabih Kanadoğlu'na kısmet oldu. RP "laikliğe aykırı eylemlerden" 2001'de kapatıldı.
Milliyet'te yazıyordum o dönem... 23 Haziran 2001'de şöyle yazmıştım.
"Utanıyoruz artık!..
"Karartılan ekranlardan, kapatılan partilerden, bunlara timsah gözyaşı dökenlerden...
"Tarih şahit ki, yasaklananlar hep daha cazip hale geldi. Siyasi süreç doğal seyrine bırakılmadığı için Fazilet Refah'tan, Refah Selamet'ten Selamet Nizam'dan daha çok güçlendi.
İhtimal bu kez de öyle olacak. Yeni parti, Fazilet'i aratacak."
"Yeni Parti" AKP, Ağustos 2001'de kuruldu.
Yüzde 34.2 oy aldı.
Sonra oyunu yüzde 46.5'e çıkardı.
* * *
Şimdi kapatılma sırası AKP'de...
Benim çeyrek asırda sadece Milli Görüş geleneğinde tanık olduğum 4. kapatılma bu...
Yukarıdaki oy oranları şahittir ki, her gömülen parti, akabinde yeniden dirilip daha da güçlendi.
Mezarlık çıkışı sordum kendi kendime:
Bu tabloyu yaratanlar, partileri mi gömüyor yoksa engellemeye çalıştıklarını her kapatmada biraz daha büyüterek bizim mezarımızı mı kazıyor?

Sizi tanımıyorum! Sizin yasalarınızı, nizamınızı, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni!
Louis Lingg
|

20-03-2008, 20:05
|
|
Taze Arıza
|
|
Üyelik Tarihi: 18-03-2008
Yaş: 22
Mesajlar: 1
|
|
slm
aslında akp kapatılsa bile bunun türkiye halkları için birşey değiştirmeyeceğini insanlara anlatmak gerek.bir akp gider başka bir akp gelir. çözüm işçi emekçi ve aydınların kuracağı meşru iktidardadır
|
|
Konuyu toplam 1 kişi okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:01 .
Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2007 - 2008 Anarsist.Org
|
|
|
|