Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 04-07-2008, 03:16
kurtulush kurtulush isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-06-2008
Mesajlar: 274
Exclamation Oy Hewal Hewal! Biz Eşcinsel miyiz?

Oy Hewal Hewal! Biz Eşcinsel miyiz?

Şimdilerde bir nevi moda oldu, ben Öteki’yim demek. Ben Ermeni’yim; ben Hrant Dink’im; ben Kürdüm! Ya da hepimiz Ermeniyiz, hepimiz Hrant Dink’iz, hepimiz Kürdüz! Bunun çarçabuk Kemalist versiyonları da üretildi; ‘hepimiz Mustafa Kemal’iz’ ya da ‘hepimiz Atatürkçüyüz!’ gibi… Sonuncusunu yayımladığı bildiriyle Kürt Ulusal Birlik Hareketi (TEV-KURD) yürütme kurulu ekledi: ‘Hepimiz İbrahim Güçlü’yüz’! Holywood filmlerinin genellikle final sahnelerinde bir motif olarak kullanılıp tüketilen, fakat seyircinin en çok alkışladığı o alışılmış sahne nihayet Türkiye’de, akabinde ise kopyalanarak Kürdistan’da hayat buldu.

Söylemden öteye gitmese/gidemese de –ki herşeyden önce gerçekte kimse bir başkası değildir-, birinin bir başka kimseyle empati kurmasının en radikal noktası bu olsa gerek; kendisini başkasıyla özdeşleştirmek ya da onun haksızlığa uğrayan kimlik ve kişiliğine can siperane sahip çıkmak. Bu tutum ezilenler –siz buna haşat edilenler de diyebilirsiniz- arasında dayanışma ruhunu diri tutması, Ötekiler’in acılarını paylaşarak birbirini anlama çabalarını geliştirmesi ve egemen çevrelerin baskıya dayalı sindirme, yıldırma politikalarına geçit vermemesi adına olumlu bir rol oynayabilir/oynar; ancak, sinema seyircisine sunulan biçimiyle hoş görünse de, bu tür bir empatinin sanıldığının aksine olumsuz tarafları da vardır ki, biz de burada daha çok bu olumsuzluklara değineceğiz.

Herşeyden önce böyle bir iddia söylemden öteye gidemeyecek, gitmeyecektir. Dahası ve daha da önemlisi, başkalarıyla ‘özdeşleşip’, kendilerini onların yerine koyanlar, isteyerek ya da istemeksizin, bilinçli ya da bilinçsiz olarak özdeşleştiklerini düşündükleri kimselerin, yani mağdur edilen öznelerin iradelerini teslim alabileceklerdir.

Bu canalıcı nokta gecen yüzyılda sosyalist hareketin temel problemlerinden biriyken –ki elitist, burokratik yapı parti adı altında işci sınıfını iradesizlestirip, kendisini onun yerine koymustu- halen siyasal hayatın diğer boyutlarında kendini varetmektedir. Bir zamanların moda terimiyle ‘sınıf intiharı’ mülksüz küçük burjuvaziyi bir anda cilalayıp parlatarak yeni bir ‘işçi’ sınıfı (!) olarak vaftiz ediyordu ve her kesimden insan kendisini bir anda proleter addediyordu: ‘Ben proleterim!’ Öyle ki, vakt-i zamanında bu özdeşleşmenin Türkiye ve Kürdistan’da kılık kıyafeti bile vardı: Bir parka, bir bot ve de bir kot! Alın size kendini proleter sanan bir Don Kişot! Foucault’ya öykünerek denilebilir ki, aslında ‘bu bir proleter değildir’ yoldaşlar! Bu bir proleter resmidir!

Bu teorik meseleyi sonraki yazılardan birine bırakıp, konunun günlük hayattaki yerine dönersek; acaba etnik gruplar için gösterilen bu empatik sıçrama Öteki cinsel kimlikler için de gösterilemez mi? Sözgelimi hani gerekmezse de, hangi babayiğit ya da anayiğit devrimci çıkıp da öyle olmadığı halde ‘ben eşcinselim!’ diyebilir? Haşa! Bu çok hassas ve tehlikeli bir meseledir. Öyle ki, milli meseleler bile onun yaninda çocuk sayılır.

Devlet yıkıp yeni bir devlet kurabilirsiniz; devrimci olup kırk yıl dağda gezebilirsiniz; askere polise kafa tutup, kurşun sıkabilirsiniz; hatta ve hatta Ekim devrimi gibi bir devrim de yapabilirsiniz; ama, toplumun belki de en alttakileri olan –sınıfsal anlamda değil- erkek ya da kadın eşcinsellere ve yani sıra travestilere, transseksuellere, biseksuellere değil empati göstermeye, selam vermeye dahi cesaret edemezsiniz; çünkü, dünyayı başınıza yıkarlar! Doğrusu bu satırların yazarı da bu selam veremeyen ödlekler sınıfında istemeyerek bir süre yeralmıştır; ancak, bu yazı hem bir isyan, hem dayanışma, hem de böylesi bir değişimin ilk işaretidir: Esselamünaleyküm!

Velhasıl ‘herkes’ Ermeni olmadığı halde Ermeni, Kürt olmadığı halde Kürt, Hrant Dink olmadığı halde Hrant Dink ‘olur’ ; ama, sözün gelişi resmi lafazanlığın meşhur terimleriyle sözde ibnelikten dahi ödü kopar. Böyle olduğu içindir ki, en değme devrimciler dahi pek bir iştahla Marks ve Engels basta olmak üzere sosyalist önderlerin metinlerinde kadınlara dair ne yazıp, ne yazmadıklarını eleştirel olarak gözden geçirirler, ama şimdiye dek sol söylemde eşcinselliğe neden yer olmadığını ya da neden onun sol toplumsal hayatta hep negatif olarak kurgulandığını merak etmezler. Sonra Perinçek gibi SS’ler, yani Sistem ‘Sosyalistleri’ çıkıp, bunlar emperyalizmin sokuşturmasıdır deyip, konuyu sulandırıp bulandırmaya çalışırlar.
Milenyum devrilirken, devrilmeye aday hazimsiz Türk Cumhuriyeti’nin kendisi gibi hazımsız bir gazetesi olan Cumhuriyet’te konuyla ilgili döktürmeye çalışıp tel tel dökülen Doğu Perinçek, eski Türk kültüründe tabir caizse ‘ibneliğin’ olmadığını iddia ediyor, bunu emperyalizmden ithal edilen olgulardan biri olarak niteliyordu. Sanirsiniz ki, Avrupa ya da Amerika’dan Türkiye’ye doğru kamyonlar dolusu bir eşcinsel mülteci akını olmus da, Türkiye’deki eşcinsellik de bu ‘tohumu bozuk gavurlar’ın milleti teşvik etmesinden kaynaklanmıştır. Perinçek bu tutumuyla kızı lezbiyen olan, fakat ne hikmetse kendisi eşcinselliğe karşı olan ve Bush’un seçim kampanyasinda bu tutumunu ayan beyan eden Dick Cheney’den farksiz değildir.

Cheney ile ‘ibnelik’ konusunda hemfikir olan Perinçek, ayni makalesinde eski Türk kültüründe eşcinselliğin olmadığını da iddia etmişti! Oysa eşcinsellerin hamamına değil, ama hasına da, tasına da Şamanlar arasında rastlanmaktadır. Her ne kadar Şamanizm eski Türk dini sayılmasa da –hâlâ bu eski görüşü savunanlar bulunur-, Şamanist olan Türk topluluklarından sozetmemek mümkün değildir. Örneğin, Osmanli hanedanının kurucusu ‘Osman Gazi’nin babası Ertuğrul’un şaman olduğu çesitli kaynaklarda belirtilir. Hadi diyelim, ‘oğlancı’ Osmanli’yi ata’n kabul etmiyorsun, peki ya o çok yaman ve şaman Ertuğrul’u nereye koyuyorsun? Bunu niçin yaziyorum? Ola ki bir takım Türk şovenlerinin Türk tarihine ‘çamur atma’ olarak yorumlayabilecekleri gibi bir niyetim kesinlikle yok! Tam tersine, eşcinselliğe farklı bakan biri olarak muradım, Perinçek gibi dezinformatörlerin iddialarının boşluğunu ve nahoşluğunu gösterebilmektir!

Aynı olguya hemen her toplulukta rastlanmaktadır. Kürtler de bunun istisnası değillerdir. Her ne kadar ulusların kendisi daima eril bir kollektif özne olarak inşa edildiğinden söyleyeceklerim bazı Kürtlerin ‘ulusal onurları’nı incitse de, ne hayıflanarak, ne de gururlanarak söylemeliyim ki, diğer topluluklarda olduğu gibi Kürtlerde de eşcinselliğin bir vakıa olduğu malûmdur. Yakın bir zamanda okuduğum bir öykü tam da konuya parmak basıyordu; bu nedenle buraya link vererek aktarıyorum (bkz. Ferhat Aydın, Oy Hewal, Oy!).

Hadd-i zatında böyle bir yazı kaleme almak dahi bu toplumsal dokuda ‘tehlikeli’ görülmektedir; zira, yazanın cinsel hüviyeti üzerinde toplumun dediğini diyen, koyduğunu koyan en etkili muessesesinin –dedikodu- gölgesi kalabilir ki, dikkate almamak en iyisidir. Dedim ya! Velev ki, bu türden tefsir-i alîye teveccüh gösterilse ve bu teveccüh alem-i cihanda muteber sayılsa dahi, cihetimizde ehemmiyet arzetmez. Bilakis, kendimi cümle alemi cümbür cemaat ‘ibneliğe’ (!) teşvik ederek, cinsel bölücülüğün ve ihtilal-i seksinin Şarkî zeminini hazırlamaya tesebbüs etmis biri olarak mutlu addedeceğim. Ve yine bu satırlardan sonra, Kürdistan ve Türkiye’de ya da kendisini sürekli tutuculuk sarmalında dedikoduyla üreten diaspora cemaatinde tek bir eşcinsel dahi bir an için soluk alıp, kendi kimliğinden utanç duymaksızın, korkusuzca yaşamayı başarabilirse, kendimi daha da mutlu addedeceğim.

Ey cemaat-i heteroseksuel -ki bu cemaat malûm konuda İslamî herhangi bir cemaat kadar tutucudur-! Bırakalım da insanlar diledikleri gibi kendi bedenleri, duygulari, ruhsal dunyaları ve de hani o çok mühim uzuvları –buna mühimmat da diyebilirsiniz; Türk devleti sık sık ele geçiriyor!- hakkında kendileri karar versinler! TKP’nin meşhur sloganını günümüz cinsel dünyası için hatırlatırsak, ‘Söz, karar ve yetki’!
Aslında bütün bu sözde özdeşleşmeler bir yerden sonra bana pek de anlamlı görünmemekte, hatta itici gelmektedir. Birincisi, kimse gercekte bir başkası olamaz; ikincisi, empatinin kendisi söylemden öteye gitmemekte, siyasal gerçeklik bağlamında genellikle solda sıfır kalmaktadir. Nitekim, entellektuel kimliği ve centilmenliğiyle partisi dışındaki çevrelerce de sempati toplamış biri olarak Ufuk Uras da yakın bir zamanda benzer bir ifadeyle öne çıktı ve yaklaşık olarak dedi ki, ‘bugün hepimizin Kürt olduğunu söyleme günüdür’! Fakat ‘aynı’ Ufuk Uras ondan bir süre önce ve seçimden hemen sonra ise, Mustafa Kemal’in meclisinde olmaktan duyduğu gururu, onuru ifade ediyordu! Ustelik bu sözü sırtına basarak mebus olduğu Kürde rağmen söylüyordu! Iste sefaletin empatisi ya da empatinin sefaleti! Bir yandan yasa Kemal Paşa diyeceksiniz, öte yandan kelime-i sefalet getirerek Kürt ‘olacaksınız’! Bir yandan katil, öte yandan maktul! Olur mu hiç Ufuk Bey! Hiç maktul ile katil aynı kisi olur mu? Bir istisnasi vardır; o da intihardır; çünkü, intihar eden kimse hem maktul, hem de katildir. Başka bir olasılık ya yoktur ya da ben bilmiyorum. Böylece siz de bu tür beyanlarinizla siyaseten intihar edip, siyasi mevtalar arasında yerinizi almış oldunuz; tipki manevi ceddiniz olarak gördüğünüz Kemal gibi!..

Heyhat! İdeolojinin postmodern ‘cilalı taş devri’nde söylem olarak taşlaştığına böylece bir kez daha tanıklık etmiş oldum. Ben O’yum, ben Bu’yum demek ne kadar kolay! Oysa bu, ne O’nun ne de Bu’nun sorununu çözmeye yetmediği gibi, pekçok defa O’nun ya da Bu’nun iradesini teslim alarak sorunu daha da kötürümleştirmektedir. Bu minvalde, eger Ufuk Uras Kürtse, hele de Mustafa Kemal’in meclisinde olmaktan onur duyan bir ‘Kürt’ ise, ben de Ufuk Uras’ım! Derhal mazbatasını bir Kürt olarak bana iade etsin ve çekilsin ÖDP genel başkanlığından da, biraz da biz sürelim parti lideri ve Kürt sırtından Türk mebus olma keyfini! Belki o zaman biz de değişir, Aysel Tuğluk ya da Ufuk Uras gibi Meclis-i Kemal’de olmaktan gurul gurul gurur duyar, guruldarız!

Son olarak bir açıklamayı hatırlatmak istiyorum; zira, bu beyan kendisini komutan yardımcısı olarak tanımlayan (subcomandante) Zapatista liderlerinden Marcos’a ait olup, empatik çıkışlar arasında belki de en gösterişlilerinden ve en enternasyonalistlerindendir. Tarih 1994. Marcos’un San Francisco’da tanınmış bir eşcinşel olduğunu, bu yüzden yüzünü sürekli gizlediğini iddia eden CIA destekli egemen çevrelere Marcos şu yanıtı veriyordu:

‘Evet, ben San Francisco’da bir eşcinsel, Güney Afrika’da bir siyah, Israil’de bir Filistinli, Avrupa’da bir Asyali, gecenin onunda metroda bir kadın, Polonya’da çingene, Bosna’da bir savaş karşıtıyım!..’
Velhasil heteroseksueller adına diyeceğim odur ki, ister kabul ediniz, ister etmeyiniz; hepimiz ‘ibneyiz’ yoldaşlar! Hepimiz ‘ibneyiz’, hepimiz lezbiyeniz! Herşeyden önce eşcinsellere yaptığımız ya da reva gördüğümüz ‘ibnelik’lerden ötürü!…Bu vesileyle, ne mutlu ‘ibneyim’ demeyene!


04.02.2008
Gürdal Aksoy
e-mail: aksoygurdal@yahoo.com

Kaynak: Rizgari Nivîskar - Gürdal Aksoy - Oy Hewal Hewal! Biz Eşcinsel miyiz?
Alıntı ile Cevapla