|
"varoluşun anlamı nedir?" diye sormuşsunuz sayın murath. ben bu soruya en güzel kafka'nın cevap verdiğini düşünüyorum. şöyle der kafka " varoluş baştan kaybedilmiş bir savaştır". bizler bu varoluş savaşında herhangi bir zamanda herhangi bir mekana doğarız. yukarda belirlemiş olduğunuz toplumsal komplexlerin içine doğarız. eğer verili olanla bir problem yaşamayıp olduğu gibi çağımızın, toplumumuzun gerçekleri ile yaşarsak muhtemelen hiç bir sorunu olmayan "koyun beyinli" bir birey, bir yaprak gibi gelip geçeriz varoluştan. fakat bir şekilde toplum dışına çıkılırsa işte gerçek savaş başgösterir. din, millet, ahlak değerleri yani tümden varoluş "anlamlandırma denemeleri" bir bir yitip gider elinizden, muhtemelen bunun farkında bile olmazsınız. küçük küçük sorularla başlar ve o zaman geldiğinde artık elinizde soru bile kalmaz çünkü bilirsiniz ki, cevap yok ortada. cevapların konjonktürel olduğunu görürsünüz (şimdi bazı aklı evveller de herşeyi bilimle çözmeye çalışıyor, çalişsınlar bakalım yavaş yavaş bilimde ellerinden kayıyor).niçe'nin deve, aslan, çocuk metaforu bu durumu güzel imlemektedir. değerlerle yüklüdür deve taşır onları sırtında "ahlaklı olma adına", bir aslana dönüşüp parçaladığı zaman tüm verili olanları özgürlüğünü kazanır insan bir çocuk saflığına dönüşür. fakat burda zor olan nokta değerler yok edldiğinde pasif nihilizm zuhur eder önemli olan bireyin yılmayıp, kendini parçalamadan bu durumdan kurtulup aktif nihilizm durumuna yükselebilmesidir. bu çok zor ve uzun bir savaş. şu bir gerçek ki, bilmek acı verir dünyada yalnız olduğumuzu hiç bir gökten gelme gerçekliğin olmadığını görmek acı verir. bu durumu camus "saçma" olarak adlandırır ve önemli olanın da saçmanın bu başkaldırıyı sürdürebilmesidir. kendi varoluş sorumluluğunu üstlenebilmesidir.
bence yukarıda sıraladığınız o "iyi toplum" yaratılarına da pek kulak asmayın."mutlu olmak" istiyorsanız onları dikkate alın ama artık soru sormayın soru ve mutluluk paradoxtur. tüm sorular tükendiğinde suskunluk ve iç yiyişler başlar. zerdüştün dağdan inişini hatırlayın: derin farkındalığa varan zerdüşt kendini bal toplamış arı gibi hisseder ve bu balı dağıtmak ister halka fakat halk ona güler. sürekli çatışma vardır zerdüştte insanları aydınlatmak ister. fakat anlamazlar onu o da kimi zaman tiksinip mağaraya tekrar çekilir, fakat dayanamayıp tekrar döner ve böylece devam eder.
muhtemelen her birey toplum içinde inanarak varoluşur ilkin, biraz gözü açılan bilmek ister ve en son bildiğinin bilmemek olduğunu bilir. bu sırada ise, daha çok anlamak devreye girer. "bilmek"in mümkün olmadığını kavrar.
varoluş çok güzel her ne kadar baştan kaybedilmiş bir savaş olsa da.onun için tüm dünyayı atom bombasıyla yok etme düşüncenize katılamayacağım, çocuklar ne olacak? yeni bir dünya değil mi onlar, ilk devinim, kendiliğinden dönen tekerlek, kutsal bir evet değil mi onlar? önemli olan onlar için atom bombasız bir dünya bırakabilmek varoluşlarına yabancılaşmayacak onu hergün kutsayacakları bir dünya bırakmak onlara.
çok az çekerdi bilgi bizi, yolunun üstende bu kadar çok kaldırılacak utanç olmasaydı.(nietzsche)
|