Tekil Mesaj gösterimi
  #18 (permalink)  
Alt 26-03-2008, 13:08
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
maria maria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Bunlar soyut ilüzyonlardır, çözümü yoksa da keyifli olanları da vardır. Burada Tanrı'nın mutlak varlığı ya da mutlak yokluğu üzerine söz söyleme bilincinde henüz olduğumuzu düşünmüyorum; safsataya kayarız aksi halde. Sosyopat haklı, evrensel ve tarih bilincimiz bu bilmeceleri ancak kısır döngü kıvamında önümüze sürüyor.
Şairin, şiiri mi yücedir, yoksa şiirin şairi mi? 'Yüce, güçlü, eşsiz, biricik' gibi kavramlara inanmak lazım. Ve elbette en baştan metnin şiir olup olmadığına da karar kılmak. Felsefe Tanrıyı yaratan insan yanıtını verir sıklıkla, ondan bir başka yücelik yaratma kabiliyetine de sahiptir sanıyorum bu durumda, hayallerin sınırı nedir, hayallerle bilinç arasındaki farkı algılamalı yine de; Tanrı kendini yok ettiği zaman belki de Tanrılaşacaktır. Tanrısız bir dünyaya gücü yetince beşerin, gerçek Tanrısını bulacaktır; kendini..

Tanrı yaratılmamıştır ama insan yaratılmıştır? (peh!) Bir "şey"in illaki yaratılmış olmasına dair bu derûni tutku, niçin insan söz konusuyken geçerli olmaz ki?

Yukarıdaki argüman bu sitede defaatle konuşuldu, keşke başka şarkılar söyleme zamanı desek biraz da. Forum'u açan arkadaşa sanıyorum artık soramayacağım, ama genel bir soru bu tür forumları açmakla amaç nedir tam olarak; Tanrı inancı gerçekliğini sorgulamak mı, felsefenin sınırları mı yoksa tatlı bir paradoksu paylaşmak mı? Bu tür zihnî jimnastiklerin konu olarak bir yere vardığını görmedim henüz, inançlı-inançsız tartışmasında düğümlenip kaldı hep, belki de sonuç değil süreçtir hoşa giden, bilinmez.
Anlamlandırmalarımızın mutlak gerçekler olmadığını bilirsek, sorun kalmıyor, gerisi kabullenme sorunu, ölümlü olmayı hazmetme yetisi ya da tam teslimiyetle inanç mağarasına sığınma. Hiçbirinin bir diğerinden daha gerçek olduğunu bilemeyiz, ama inanabiliriz...
Alıntı ile Cevapla