Tekil Mesaj gösterimi
  #36 (permalink)  
Alt 18-03-2008, 19:17
demenan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
demenan demenan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 11-03-2008
Yaş: 32
Mesajlar: 10
Red face Maria'ya

merhaba;
şimdi üzerimdeki anarşist sitenin türk versiyonun şokunu atlatmış olarak yazıyorum. yazdıklarımı tekrar okuyunca kendimi çocukluğumun çizgi film dizisi olan şirinler'in şu 'şirinlerden de nefret ediyorum' diyen mız mız eden şirinine benzettim... sanırım yazdıklarım okununca böyle bir düşünce herkesin içinde peydah oluyor... ama öyle içinde yaşadığım sistemle tüm bağlarını koparmış, köşesşne çekilmiş, herşey iğrenç, kokuşmuş deyinlerden biri değilim...
ve yazdıklarına gelince.... balıklama atlıyor ve şöyle başlıyorum;

1. birey bilinci konusunda -seni yanlış anlamadıysam- biraz farklı düşünüyorum... türkler gibi cemaat kültüründen modernitenin dayattığı birey'e geçişi daha tamamlamamış toplumlarda buna özel bir önem atfediliyor ama bu illa da olması gerekenlerden değil...

zira alaman memleketinde (bunu yüzyıl öncesinde başarmış bir toplumda) yaşadığınız zaman birey derken narsizmin tepelerin gezinmeleri görünce, cemaaten (kendi toplumundan) kopan yanlızlaşan ve bu yüzden psikolog kapılarını aşındıran hatta antidepresan ilaçlara müftela olmuş birilerini farkedince''aman aman birey olmayalım da ne olursak olalım'' diyesi geliyor insanın... tabiki eğer birey bilincinden sadece ve sadece kulluktan sıyrılmayı, araştıran sorgulayan etc. insanı kast ediyorsan o zaman hemfikiriz.... ama ''sade' bireyi yaratmak kapitalizme alet olmaktır...

2. evrim devrim kapitalizm hikayesi ile ilgili olarak... bir duvar afişinde görmüştüm, türkçesi sanırım şöyle birşey: kapitalizm hata yanlışlık üretmiyor, bilakis kapitalizmin kendisi hatalı yanlış...

kapitalizmin ne menem bir şey olduğunu burada uzun uzadıya anlatmak biraz zaman kaybı... ama doğuşundan itibaren tüm dünyayı sörümren, koloniler kurup merkezde toplayan, dünya savaşları çıkarıp milyonları katleden, milyonlarca insanı yerinden süren ve öncesinde onları köleleştiren, dünya kaynaklırının yarısını bugün %2 lik bir kesimin emrine veren, dünyadaki kültürleri yok eden hatta en son bizzat dünyanın dengelerini çevresel anlamda yerle bir eden bir sistemin iyiliğinden bahsetmek için fazlaca saf, ahmak yada adi olmak gerekiyor...

eğer böyle bir sistem varlığını sürdürüyorsa bunun tiz zamanda son bulucağını tahmin etmek için bir müneccim ile tanışmaya gerek de yok... ancak sorun şurada; ne yapmalıl? daha doğrusu 'birşey yapmalı mı? bazı marxistler kapitalizmin marxın dediği gibi kendi kendisini sonuçta yok edeceğini bu yüzden de birşey yapmaya gerek olmadığını söylüyorlar, derviş sabrıyla oturup beklemek dışında... ama mevzu onların bildiği gibi değil... zira kapitalizm aynı zamanda çok ensek bir sistem ve krizlerden güçlenerek çıkmasını da biliyor, içerisinde barındırdığı krizlerle yıkılması uzun süreceğe benziyor...

ve amerikan filmlerindeki gibi kötü karakter son sahnede yaralı halde kanlar içersinde yatarken yaşadığı mekanı da toptan havaya uçurabilir, yani; daha da kötüsü kapitalizmin yok olması dünyanın da son bulmasıyla sonuçlanabilir... kapitalizm bittiğinde dünya üzerinde ne ekosistem ne de insan yaşamayabilir... ve bilimsel veriler bunun öyle on yıllardan fazla süreceğini de yalanlıyor... bu yüzden birşeyler yapılmalı...

sistem içerisinde yaşıyorsanız ister kabul edin ister etmeyin onun bir parçası oluyorsunuz ve hayaletlere özenmiyorsanırz insan olmanın erdemliliği adına, varlığınızı kabul ettirmek için sürece aktif şekilde dahil olmanız gerekiyor...
bununla oligarşinin birbirne hırlaşmaları ve türban konusunda yazdıklarımdan ''aman bana dokunamayan yılan...'' yada ne bileyim ''it ulur birbirini bulur'' deyip işin içinden sıyrılmayı kesinlikle kast etmedim... tek söylemek istediğim şey; ikisinden birini savunmamak, ona arka çıkmamak, destek olmamak... çözüm sunmalıyız, deşifre etmeliyiz, bunun demokrasiyi tehtid etmediğini, zira demokrasinin bu olmadığını anlatmamız gerekiyor... diger taraftan sadece kendine demokrat olanların da öyle özgürlük istemediklerini, özgürlüğün onların temel değerlerine aykırı olduğunu birilerine kabul ettirmeliyiz... ama gerçek özgürlük ve eşitlik için de soluk soluğa mücadele etmek gerekiyor...

3. beni tanıyanlar genelde pessimist olduğuma dair şeyler ağızlarında gevelerler... bu yüzden; ''bir sabah anne bir sabah, kapını açtığında...'' diye başlayan şarkıyı da melankolik bir rüh atmofseri içerisinde hiç dinlemedim... zira gerçekten tarih hep kötü yönünden ilerliyor... kapitalizm dünyayı ortadan kaldırmadan yok olsa bile bu mecburi istikamette komünizmin levhalarının olacağı anlamına gelmiyor... insanlar iyi mi kötü mü tartışmasına girmeden şunu söylemek gerekiyor; komünler insanlık tarihinin düşünce dünyasındaki en anlamlı en iyi sistem olduğudur... müneccim olmadığım gibi optimist de değilim... tarih yasalarla ilerlemiyor, tesadüfler var... bu yüzden kalbim sadece dünya görüşümden yana....

4. ben demokrasi kavramını kullanırken 'onların anladığı' şekinde bir ayırıma gitmiştim... bundan demokrasiye inancı tam olan bir insan olduğum sonucu da çıkmasın... demokrasi sonuçta kaynağında kölelik sisteminde ortaya çıkmış... ve hiç bir zaman idealize edildiği şekilde uygulanamamıştır... daha önemlisi demokrasi kavramının içeriği oldukça zengin, herkes ondan kendisine göre bir anlam çıkarmasıdır... sosyalist demokrasi, liberal demokrasi, halk demokrasisi, sosyal demokrası, muhafazakar demokrasi... liste uzayıp uzayıp gidiyor... ırak'a 'özgürlük götüren' abd onu sadece ve sadece adil şekilde yapılmış seçimler şeklinde tanımlarken siz demokrat olmaya devam edin....
demokrasi kelimesinin kapitalist bir sistemde sihirli bir şeyler barındırıyormuş da her sorunu çözüyormuş gibi algılanması beni rahatsız ediyor... ama derseniz ki bu mevcut sistemde liberal demokrasi bile olsa daha iyi bir alternatif var mı? sualinize cevabım olumsuzdur, yani yoktur...

ancak ''alkın iradesine güvenmekten gayrı bir seçeneğimiz olmadığını da'' şeklindeki düşüncenize de önceki yazımda açıkladığım gibi kesinlikle karşıyım... bin türlü manüpülasyonlar, seçim hileleri zorlama baskıları, iktidar olmanın karşı konulmaz nimetleri nin yanında bir de abd tarafından zorla yükseltilen islami havalanmayı da hesaba katarsak bundan halkın iradesi denen şeyin hiç de Rousseau'nun toplum sözleşmesinden türediğine inanası gelmiyor insanın...
aklıma gelmişken iranlıların son seçimlerde neden Ahmedinejat'ı seçtiğine de deyineyim. seçim öncesin Busch kasten ve bilerek 'biz reformcuları destekliyoruz' diye herkesi şaşırtan bir açıklama yapmıştı... abdliler tüm iran halkının ilirici kesiminin de emperyalizm karşıtı olduğunu iyi biliyordu ve bu açıklama radikal islamcılara yarayacaktı... ve gerçekten de öyle oldu... sonuçta abd reforcu bir irana savaş açıp karalamayacağına göre, çıkarlarını gerçekleştirmek için kendine düşman (=neden sebep) bir iran yönetimi gerekiyordu... şimdi halkın iradesine güvenmek gerekiyor mu? sence bu halkın gerçek iradesi mi yoksa...?
tüm bunlardan sonra darbelerle büyümüş ve sonuncusuyla tamamen apolitize olmuş bir toplumdan gerçek ve doğru bir karar vermesi nasıl beklenebilinir? ve bu iradeye güvenilerek nasıl demokrat olunur?

saygılarımla...
Alıntı ile Cevapla