|
Bu şikâyet listesini daha da uzatmak mümkün. İşin ilginç olan yanı şikayetin, bütün bu olanları engellemesi beklenen ve insanların eğitimi ile vazifeli camianın bir üyesi tarafından yapılıyor olması.
Memleketin insanlarının bu hale gelmesinden birinci derecede sorumlu kişiler eğer oluşan manzaradan şikayetçi iseler, kimi kime şikâyet ediyorlar ?
Sınıfa girip, solucanın sindirim sistemini, Malazgirt savaşında Alparslanın üzerine ne giydiğini ve atının kuyruğunu nasıl bağladığını, matematik/fizik/kimya testlerinde öğrencilerin kaçar soru çözdüklerini anlatarak bu işler düzelmez.1962 den 1978 yılına kadar öğrencilk yaptım. 1978 den 2003 yılına kadar da öğretmenlik. Benim talebe olduğum dönemde eğitim zayıf, öğretim eğitime nisbetle daha ileride idi. Şimdi eğitim tümüyle gitti. Öğretim de imkânlar artmasına rağmen daha ziyade öğrencilerin üniversite kazanmalarına endeksli yapıldığından işin ahlâki boyutu hep ihmâl ediliyor. Sadece İlköğretim okulları 7. ve 8. sınıflarda okutulan "Vatandaşlık ve insan hakları eğitimi" dersi haftada bir saat. Her ne kadar mecburi olması tartışılsa da, Din kültürü ve Ahlâk bilgisi dersi de bir saat. İnsanlarımız hep dah çok kazanmaya ve daha çok harcamaya odaklanmış durumda. Öğrenci her ne kadar okul da bazı öğretmenlerinden doğru şeyler dinlese de, dışarıda gördükleri ile duydukları arasındaki farkı gözlemlediğinde, öğretmenin söylediklerinin bir inandırıcılığı olmuyor.
Ve daha da vahimi.!!!
Okullarda Müdürler haftada iki saat, yardımcıları da altı saat derse girmekle mükelleftir. Ama çoğu müdür ve yardımcısı "İş yoğunluğu" nu bahane ederek bu derslere dahi girmez. Öğretmen olarak görev yaparsanız, maaş karşılığı 15, mecburi ücretli ders olarak da 6, toplam haftada 21 saat ders verilir. Hatta kimi branşlardaki eksiklik nedeniyle öğretmene verilen ders hafta da 30 saati bulur.Çoğu öğretmen de, görev yaptığı okul dışında diğer okullara da ders vermek için gider. Bu kadar derse giren öğretmen, her akşam ertesi gün gireceği sınıflarda ki ders için hazırlanmak, plân yapmak ve yazılıları okumak zorundadır. Yani dışarıdan göründüğü gibi iki-üç saat derse girip, daha sonra "Yan gelip yatma" imkânı yoktur. Akşama kadar okulda, gece yarılrına kadar evde çalışmazsanız, aldığınız paranın karşılığını ödemiş sayılmazsınız.Tabi Müdür veya yardımcısı iseniz, ya da rahmetli mahzuni şerif'in tabiriyle "Angara'da dayı"nız varsa, sadece bulunduğunuz okulda "Çalışıyor" görünür, her gününüz de keyif sürersiniz.
Kimi Müdür veya yardımcıları, akşama kadar elleri ceplerinde,- boş boş durmanın verdiği sıkıntıdan- önündeki aleti ile oynaya oynaya gezer. Böyle rahat bir imkâna kavuşmak için de İktidar partisinin (Hangisi olursa olsun bunlar için farketmez) İl veya ilçe başkanlarını peşinde önleri ilikli yavşak yavşak dolaşırlar. Maksatları altlarına konulacak bir makam koltuğu ile öğretmenliğin ağır çalışma yükünden kurtulmaktır.
Sorumluluk mu ?
O da ne ola ki ?
Memleket insanlarının eğitiminden çok makam/mevki peşinde koşan, özel ders/dershane ilişkilerinin sağladığı "Kaymaklı" ortamda öğretmenliği ve eğitimi rant kapısına çeviren "Eğitimci"(!)lerin üzerlerine aldıkları vazifeleri layıkı ile yerine getirememeleri sebebiyle şikâyet etmeye hakları yoktur.
Bir memlektte Eğtimciler ile güvenliğin sağlanmasında sorumlu olanlar asayiş bozukluğundan, yargıçlar da adaletsizlikten şikâyet edemezler.
Ederler ise o zaman kendilerine, "Sizin göreviniz nedir?" sorusu sorulur. Demagoji yapmadan da verebilecekleri bir cevap yoktur.

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Konu Erdoğan tarafından (14-03-2008 Saat 13:19 ) değiştirilmiştir..
|