|
Dekalog Cztery; "Atana saygı duyacaksın"
Zor bir bölüm.
İzlemeyenler için özetleyelim; yirmi yaşında bir genç kız, tiyatro öğrencisi; Anna.
Babasıyla beraber yine malum kooparatifteki bir dairede yaşıyor. Baba bir seyahate çıkıyor ve kız da evde "Ölümünden sonra açılması üzere kızım Anna için" yazılı sarı bir zarf buluyor.
(Gerisini izlemeyenler okumasınlar...)
Zarfı açıyor fakat okuyup okumadığı filmin yanıtladığı bir soru değil.
Babanın seyehatten dönmesiyle havaalanında onu karşılamaya giden kız, mektubu bulduğunu ve annesinin gerçek babasının kendisi olmadığını yazdığını söylüyor.
Aynı şekilde içindeki mektubu "baba" da eline alıyor ama okuyup okumadığı muamma.
Aralarında derinlikli ve karmaşık bir diyolog başlıyor.
İlk kez altı yaşında taşınırken zarfı gördüğünü fakat annesinin yıllar sonra öğrenmesini istediği bir "sırrın" o yaş için çekici geldiğini, on beş yaşındaysa mektubu okumaya karar verip vaz geçtiğini, daha sonra da babanın her seyahate çıkışta mektubu yanına aldığını fark ettiğini itiraf ediyor.
Son seyahatteyse durum farklı, baba mektubu evde bıraktığı gibi vedalaşırken faturaları ödemediğini ve yazı masasının çekmecelerinden birinde makbuzlarını bulabileceğini söylemesiyle Anna mektubu okumasını babasının da istediği mesajını alıyor.
Electra kompleksi dediğimiz Junk menşeili, Freud'un Oedipus kompleksi'nin dişi kişide yaşanma durumunu vurguluyor film. Lakin "baba" rolündeki adam da 'bir babanın kızını kıskandığı gibi değil, bir erkeğin bir kadını kıskandığı" gibi duygulara kapıldığını itiraf ediyor kızını birkaç yıl evvel erkek arkadaşıyla odasında bastığında. Kız da filmin başında zaten erkek arkadaşına "Benim dünyamın merkezi sen değilsin" diyerek, erkeklerle beraber olduğunda hep birini aldatıyormuş hissine kapıldığını itiraf ediyor. Kızın, babasına sorduğu can alıcı soru şudur;
-Kimden korkuyorsun, benden mi kendinden mi?
İkisi de ne sevgili ne de baba-kız olabilmektedirler bu koşullar altında. Oysa ki ikisi için de güvenli olan eski baba-kız rollerine geri dönmeleridir. Çünkü Michel kızını bir "kadın" olarak görememektedir, Anna da son kertede Michel'in evi terk ettiğini sandığında pencereden "baba, babacığım" diye bağırmıştır.
Filmde bir sırrın yaşamlarında ne kadar önemli olduğunu, bu sırrın açıklığa kavuşmasını istemeyecekleri kadar nazik bir önem taşıdığını görebiliyoruz. Gerçekten de mektubu ikisi de okuyup okumadıklarını bilemeden yakıyorlar...Yanmamış kısmındaki birkaç kelimeyi kız okur; ama bu sırrı çözmeleri için yeterli olmuyor...
Büyüttüğü bir çocuğa aşık olan bir yetişkin ile, müthiş bir şevkat ve emekle büyütülen ve bu sevgiyi hayranlık dolu bir aşkla karıştıran bir kızın hikayesi, ya da gerçek bir baba-kız değiller, kim bilir...
Bilmeyi istemeyeceğimiz hayatımızla ilintili çok kritik sırlar olabilir mi?
Her şey yolunda giderken, bilmenin her şeyi karmaşıklaştırabileceği durumlarda, neden olmasın...!
Ucuzfilm'e soralım; empati yapacak olursanız böyle bir durumda mektubu okur muydunuz?
|