Şimdi Hangi Başlangıçın Bitişine Yakınım
İçimde ne kadar ses varsa konuşuyor şimdi. Her tarafım ağrıyor çaresizlikten. Sancılar birikiyor içimde! Bazen ölümü algılıyorum, bazense yaşamın ne kadar bahar koktuğunu.
Karanlıkta yürüyorum sokakları bu sıralar. Biliyorum da kendimle paylaşamıyorum bu gerçekliği. Geçmişin izini kaybettiği anlarda, nedense aklıma, ‘’geçen’’de başıma gelen çaresizlik saplanıveriyor. İnsan(lığım)ı düşünüyorum içime doğru. Buz tutuyor her yanım, her düşüme kar yağıyor artık. İnsanı hayal ediyorum da bir kendime hayat bulamıyorum. Sözlerle sarhoş ediyorum, konuşanların yanında kendi gerçekliğimi. Sokağa atıyorum (masada -hani ‘’ben’’i ameliyat edenlerin- bırakıyorum sahteliğimi) kendimi ve hakkımda konuşan kelimelerimi. Yine de karanlıktayım diyorum! Sessizce diz çöküp ağlıyor gölgem; bedenimin kayıtsız koşmasına inat! Bir odaya giriyorum. İçerisi; aydınlığı bulmuş da karanlığımı görünce ezilmişliğini gizleyemeyen, mahçup bir sevdalı gibi karartıyor tüm benliğini.
Uyuyorum…
Kalkıyorum…
Yine karartıda buluyorum kendimi! Geçmişin üstüme kustuğu yaşanmışlara inat hala kendimi bırakıyorum tanınmamış bir insana.
Namlularını üzerime çevirmiş sözler arasında öylece düşünüyorum, sokak ortasında. Üstelik yağışlı olmamdan mıdır bilinmez biraz da üşüyorum. Düşünüyorum da namlunun kendim olduğunu bir türlü kavrayamıyorum. Üşüyorum da üstümü benimle örtmüyorum.
Uyandığımda, hala yüzümde savaştan yeni çıkmış, pusuda yeni bir saldırıyı bekleyen sarartı! Hala titretiyorum, içimi yıkıp kemiriyorum da yine de ‘’o’’ masada tazeliğimi bırakıyorum.
Her ‘’an’’ında yanımda olmasını istediğim bir ben buluyorum. Çareye çaresizlik bulaştırıp, beklentisi olan bir çıkmaz bırakıyorum insancıklara, belki de çıkamayacağım girdaba ellerimle zihnimi itiyorum. Çaresizliğe, hayal bulaştırıp, bedenimden bağımsız gözlere (o ceset seyreden gözlere) kristal bırakıp olduğum yere yığılıyorum, ama gölgeme yetişemiyorum.
Güneş doğuyor! Sokaktayım! Gözlerinin toprağa yakınlığı -yaşından mıdır bilinmez- 70’lik bir hayat görüyorum. Asfaltta ne kadar aralık varsa hepsini görüyom da, bu kez baharı getiren gülüşleri ıskalıyorum; mevsim göz kırpıyor da neden cenazeme sevdalıyım bilmiyorum. Kafamın içi yerkürenin merkezindeki sıcaklığı hissederek yanmakta iken, ruhumun bakışlarını tutkularıma çeviriyorum gözümü açtığımda masadayım (hani o ameliyat masası). 25’lik delikanlılar o kadar zamanın hareket edip o kadar güzel bakıyor ki keşke ömrümü güneşin batışı kadar hızlı yaşayıp bu güzellikle avutmakla geçirseydim diyorum. Üstelik! Üstelik çok da acele karar veriyor delikanlılar ölmem konusunda.
Narkozun etkisinden midir bilinmez, yaşamayı özlüyorum! Özlediğime o kadar da uzak değilimdir, belki de!
Serumu fırlatıp hızla masadan kalkıyor ve koşmaya başlıyorum; sokak ortasına! 25’lik delikanlılara, ömrünün girdabında kaybolmamış güzellere yaşlarını öğretircesine…
Sokak ortasındayım! toprağa bulaşmış gözler arasında 70’lik hayatlar görüyorum. Birini tutup gözlerini üstüme çekiyorum. Bu o! Benliğimi masada (hani o ameliyat masası) uyuşturan delikanlı. Tutkularının esiri olduğunu görüp, tekrar esir etmek için uğraşıyorum kendi gerçekliğine! Elime kalemi, kâğıdı alıyorum da anlatamıyorum karmaşıklığını ruhunun, delikanlıya…
Eve gidip yatmak en iyisi diyorum sessizce!
Ruhum o kadar da aç değilmiş karanlığa! Odayı aralıyorum, hayat dolu gözlerle. Yalnızlığın yalnızlığını odamın cevap vermeyen, veremeyen aydınlığı ile anlıyorum. Yatağımı bulamadan karanlıkta uyutuyorum aydınlığımı.
Uyuyorum…
Kalkıyorum…
Her defasında farklı kişilerle uyandırıyorum ‘’ben’’i. Alışmaya alışmak çok zor geliyor artık. Gözlerim her defasında soğukluğa kayıyor ama alışamamanın etkisinden midir bilinmez, yaşamayı özlüyorum. Özlediğime çok uzakmışım meğer..Meğer beni mağlup eden ölüm gerçeğimmiş. ölmek de varmış öykümde…
Ölüyorum…
Vücudumu, ağlayan kristaller arasında izlerken kaç bıçak yarası saplanmışsa öylece, gülercesine izliyorum.
çok geç öldüm sanırım! Cesedim yine de yakışıklı… Yakışansa ameliyat izleri. Yapışansa kaybolmuş benliğim, bilincin ta kendisi…
Cesedin yanında 25’lik bir delikanlı! Defalarca dudağına inen kristaller garip bir tat bırakıyor ama yine de döküyor hüznünü dudaklarına, ağlamakta dudakları! Konuşmuyor artık! Usul usul yanına sokuluyorum. Bu o! Beni mağlup eden ölüm gerçeği! Gerçekle yüzleşmemden midir bilinmez, yaşamayı özlüyorum.
Bir odaya götürüyorlar cesedimi…
Yıllardır bu odada ölmüştüm diyorum sessizce onlarla yürürken…
Uyuyorum…
Ve kalkıyorum…
Şimdi hangi başlangıcın bitişine yakınım?
Penceremden bakıyorum. sokak ortası!
Bir delikanlı! sokak ortasında!
Bu da kim?
LA_NAUSéE