
25-11-2007, 10:02
|
|
Normale dönmüş
|
|
Üyelik Tarihi: 10-11-2007
Nerden: Westanbull
Yaş: 18
Mesajlar: 435
|
|
Alıntı:
maria´isimli arızadan alıntı
Sıradan insanları dahilerden ayırıyorum yalnızca. Üstelik "sıra-dışı" olmayı da kutsamıyorum, ne çilelidir kimbilir.
Nazım'ın bir kıssadan hissesini, Bursa cezaevine gelen Adalet Bakanlığı müfettişiyle arasında geçen olayı anımsıyorum, usumda kaldığı kadarını anlatayım; Müfettişe Nazım'ın da o cezaevinde yattığı söylenince, zat Nazım'ın ayağına çağrılmasını buyurur.
Müfettiş müdürün koltuğuna kurulmuş ve Nazım'a da yer gösterme nezaketinde bulunmadan kısa bir konuşmadan sonra gitmesini söyler, duruma içerlenen Nazım, çıkmak üzereyken Hayyam'ı bilip bilmediğini sorar, Müfettiş elbetteki bildiğini söyler. Peki Hayyam zamanındaki İran şahını bilip bilmediğini sorar ve ekler; "Sizi ve Adalet Bakanını ileride de dünya bilmeyecek ama benim adımı bilecekler" der.
Şimdi buna benzer bir mevzuyu paralelleyerek bugün Radikal'de okudum. Enerji Bakanı Hilmi Güler'in edebiyatçılara ironik bir bakışla mecliste "Bu roman değil, Türkiye'nin jeotermal kaynak envanteri..." demesini. İleride de Güler'i kimse hatırlamayacak ama "romancıları" dünya bilecek. Makalenin tamamını okumak isteyenler için: Radikal-çevrimiçi / Politika / Enerji Bakanı'ndan tuhaf sözler
Sıradan insan ve sıradışı dışı insanı günlük yaşam faaliyetlerinde değil, dünyaya miras bırakabilecekleri değerlerle ayırmak lazım.
|
tamamen katılıyorum.. Haklısın.. Güsel yorum 
|