Tekil Mesaj gösterimi
  #3 (permalink)  
Alt 25-11-2007, 05:03
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
maria maria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
İyilik ve kötülük felsefenin de uğraş alanlarından olmuştur yüzyıllardır. Okuduğum hemen hemen tüm didaktik metinlerde "huzur, sevgi, umut, paylaşma, cömertlik, alçakgönüllülük, nezaket, yardımseverlik, dostluk, hoşgörü, affedicilik, anlayış ve inanç"lar ve ne nice güzel ahlaklı dogmatik metinler zerk edilmeye çalışılıyor insan ruhuna kutsayarak.
Ama burada gözden kaçan çok mühim bir nokta da vardır –ki bunun yönetenlerce dayatılmış bir sunî ahlak olarak görmemdeki nedendir- kişi “iyilik ve kötülüğü” sanki –yalnızca- özgür iradesi ve seçimiyle gerçekleştiriyormuş gibi tüm kabahatin de kişinin “beslediği” kötülük kurduna yüklenme iki yüzlülüğü...

Mutlak özgür bireyler olamadığımızı zaten söylemem bile yersiz. Düşüncelerimiz oluşurken sanki tüm bu ehilleşme ve farkındalık süreçlerimizi tastamam yerine getirebilecek hürlüğümüzü sadece ve sadece "özgür" istencimizle tesis edebiliyormuşuz gibi, “yasakların” ve “yasakların ihlalinin” beşerin mizacındaki çekiciliği göz ardı ediliyor. Harici hiçbir etki ve tesir olmaksızın özgürleşmiş usların varlığı ne denli ütopikse, bu dayatma ve yönetilme eyleşinde bulunanların tezlerine dayanak bulmaları da o denli sahtekar ve şiirsel "tavsiyelerdir”.
İyi/güzel ahlaklı olmayı kişiye ve gruplara dayarken yönetenler, yalnızca erklerini kuvvetlendirmek için kuldaş ve pasifize olmuş beşeri de tektipleştirmeye çalışıyorlar. Bu tür metinler de, öğretici dogmatik görünümdeki “sorumluluğu” tek tarafa yükleyen kıssadan hisseler de, amaca hizmet eden kuzu görünümlü kurt metinlerdir olsa olsa.
Russel’in deyimiyle “iktidar arzularını etik giysisi altında saklayan kuramlar icat etme” alışkanlığıdır.
Oysa “insan merkezli” eğilimler iyiliği yücelendirmezler ve kötülüğün nedenselliğini araştırırlar. Her ikisine de eşit mesafeden ve yargısız yaklaşırlar. Kimi metinlerdeki gibi bunu salt insanın yalnız başına işlediği-işleyebileceği bir “günah/yasak/fenalık” olarak görmezler. İnsanı tek başına anlamsız/manasız gören bakış açısı, onu ancak toplumsal bütünlükte anlamlı bir “hücre” olarak görüp "iyi" olmaya zorlamaktadır adeta; bu görüşe göre insan vucüdunu topluma benzeten, pek az hücrenin vücuttan ayrıldıktan sonra yaşama şansının olduğunu ve zaten bu tür bir yaşamın çok güç olacağını imlerler. Bu bireyi korkutarak, sindirerek, yok saymakla eştir; onlar için birey manasız, toplum her şeydir, o yüzden de beşer ehilleşmeli ve uyumkâr olmalıdır.
Bu yapılırken elbette ki insanın dünyevi/seküler ihtiyaçları göz ardı edilerek, mistik/dogmatik gereksinimleri kozlanır, hiçbir iktidar yoktur ki temelinde dinî öğretilerle pompalanmadan ayakta kalabilsin. Düşünme gücü törpülenmeye çalışılan, ussal tüm faaliyetleri ketlenen beşerin “varoluşsal” kaygıları da bir kenara itilerek çok daha önemli sorunlarını çözmesi engellenme yoluna gidilmiştir; kısıtlayamadığı usları da erkler tarih boyunca imha etme yoluyla ya işkencelere tabî tutmuş ya da horlamış, ötekileştirmişlerdir.
Oysa bu itelemenin başarılı olma şansı olmuş mudur, düşünen insanın düşünme/sorgulama/analiz etme hali sonlandırılabilmiş midir, gerçeklerden kaçan ve kullaşan yığınları yönetme düşü iktidarlar adına muvaffak olabilmiş midir tarihte: Çok küçük bir azınlık adına Hayır…!

Ama bu herkes için geçerli midir; buna da Hayır…! Kuşku duymayı “günah", güven duymayı da dini bir onay olarak gören kimi yığınlar, mistik/dogmatik salık vermeleri kabullenmiş görünüyor. Keyfiyetle iyiliğin tanımı yapılmış ve beşerin bundan kuşku duymaması sağlanmıştır. Merhamet'i yerle bir eden Dogville'den daha kaç tane çekmelidir Trier de uslarımızda kutsadığımız "iyilik sıfatları" bozguna uğrasın.

Gerçekleşmesi imkansız tasarımlarla topluluklar yaratmakla, yine gerçek olması imkansız bireyler olmamız özendirilen öğretilerin uslarımıza zerk edilmesinden daha tehlikeli ne olabilir ki…? Varamadığı ve asla varamayacağı ütopik gerçekliğe uzanamayan birey'in vicdanı daha nasıl ezilmelidir ki azabı üstüne pis ve kokuşmuş niyetler çöreklensin...?
Bu tür metinlerin totaliter düzenlerin hizmetinde robotize bireyler “üretme” adına narkozlanmış vucütlar yarattıklarını düşünmek çok mu aşırı kaçacaktır…?
Karanlık Çağa -yine- giriş yapıyoruz adeta, bu bir nevi sürekli işleyen bir sistemin/düzeneğin belli bir zaman sonra yıpranma ve aşınma payıyla işlevini yerine getirememesi ve yenisi kurulana kadarki zamanda “bozuk” sistemin son avı, erklerin iktidarları adına son çığlıkları, postmodern felsefeler adı altında hortlaklığın son çırpınışları, yeni/yine Nuh'un gemisi ve tufanın habercisi...

Huxley, Cesur Yeni Dünya'sında tüm “değerlerin” minimize edildiği, hedonist bir anlayışın hakim olduğu robatize edilmiş insanı işlerken, tüm “iyilik güzellik …bla bla bla” salık veren zihniyetler gibi tek tipleşmiş insanlığı ironik bir dille dile getirmiştir. Ütopyanın yıkılması ve distopyanın kurulması yolundaki kimi elzem hatalar tokatlanmıştır yüzümüzün ortasına.
"Island" filmini izleyenler de anımsayacaklardır ki, önceden modellenmiş rollerle yetiştirilen “klon” bir dünya topluluğu olmaya adayız. Ya adadan kaçıp, utopik bir gerçekliğin yapaylığını anlayacak ve bir çölün ortasındaki şatafatlı düşten uyanacağız, ya da okulların, insanların, toplumun, devletlerin dayattığı sahte “adaya gitme vaadiyle” kör bir sanallığın içinde yaşayarak kandırılacağız.

Uslarımızda büyüteceğimiz "seçim" işte tam da budur...
Alıntı ile Cevapla