|
İmdi forumu açan arkadaşın olay öykülerini seviyorum deyip, Kaşağı'yı ve akabinde Ömer Seyfettin'i sevmediğini söylemesinde bir tutarsızlık var gibi görünüyor. Velakin Ömer Seyfettin de bizdeki "olay öyküsü" diye tanımlanan öykü türünün ilk temsilcilerindendir. Merak mevhumunu tetikleyen giriş gelişme ve nihayet düğümün çözüldüğü finalle aktarılan öyküleri ben de severim. Ama sanıyorum neoorog, didaktik yönünden ötürü Seyfettin'i sevmediğini söylemeye çalışmış. Oysa ben yaş gruplarına göre yazın türlerinin tesirine inanıyorum, Ömer Seyfettin de ileride muhakkak -bir çocuğum olursa- belli bir yaşta ona okuması için salık vereceğim öykücülerden olacaktır. Durum öyküsü diye tanımlanan, daha çok şiirsel bir dile yaslanmış, yoğunluklu duyguların az sözcükle aktarıldığı, imgelem ve söz sanatlarının, tümcelerin tınısının ağırlıklı kullanıldığı öykü türünü de sevdiğimi ama bir kıyaslama yapmam mecbur bırakılırsa, olay öykücülerinden yana oy kullandığımı belirtmek isterim.
Bunun dışında da mizahi bir dille yazılmış, karşılıklık konuşmalar -diyaloglar- şeklinde vuku bulan (kimi yerel ağızları da ustaca kullanan) öyküleri de pek sevdiğimi belirtmek istiyorum. Sait Faik, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Aziz Nesin bu türden öyküler vermişler ve gayet de başarılı olmuşlardır.
Sanıyorum yeni nesil, "öğretici-ders çıkarıcı" kimi öyküler yerine Poe, Çehov gibi fantastik öğelerle gerilim ve mucizevi temalar işlenen ya da Bukowski gibi yerlatı öyküleri yazmış kimi yazarların öykülerini daha coşkulu ve merak uyandırıcı bulduklarından müfredatlarında görmeyi arzulamaktadırlar.
|