Konu: Dogville
Tekil Mesaj gösterimi
  #12 (permalink)  
Alt 11-11-2007, 23:47
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
non serviam non serviam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
M€M€ÑTØ MØRÍ
 
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 26
Mesajlar: 1,907
Blog Başlıkları: 1
Standart Filmi izlemeyenlerin okumamasını önererek;

İrdelemekten bahsederken diyorum ki Prens Mişkin, İsa ve Grace kıyaslaması yapalım. Burada “Affetmek büyüklüktür” kavramının aiırısına kibir diyoruz. Peki ya Prens Mişkin tüm saflığına rağmen bu aşırı affediciliğiyle filmde de eleştirildiği gibi kendini diğer insanlar önünde yüceltmiş olmuyor mu?
Grace’in eline bir intikam fırsatı geçiyor ve O bunu tüm acımasızlığıyla kullanıyor ancak aynı fırsatı Mişkin’in asla bu şekilde kullanmayacağını biliyoruz(ya da ben öyle düşünüyorum). Acaba eline fırsat verilse onbeş bin yıl sonra dönen İsa da Grace gibi intikam alır mıydı? Ya da Grace'nin yaptığına intikamdan ziyade dünyayı daha iyi bir yer haline getirme çabası diyebilir miyiz?
Bence diyemeyiz. Gerçi İsa için onlar cezalarını cehenneme giderek çekecekler ancak bunu intikam olarak görmemekteyim.

Diğer konumuz olan totaliter bir baskının meşru kılınma algılamamın nedeni belki benim yanlış anlamamdır bilmiyorum. “İnsanlık denen sürüye özgürlük tanıyarak onları mutlu edeceğinizi mi sanıyorsunuz? Özgürlük olsa olsa onların omuzlarına yükleyeceğimiz bir yüktür, bir ıstıraptır. Onlar için kararları, iyi ya da kötünün seçimini biz yaparsak bu yükü insanların omuzlarından alır, onları bu karmaşadan kurtararak mutluluğa ulaştırırız. “ Diyor engizisyoncu. Hatta pasajdaki şekli ile:
“İnsanlar hür kaldıkça dünyanın bütün bilgilerini ekmek sağlamaz onlara. Sonunda hürlüğü ayaklarımızın dibine sererek, "Köleliğe razıyız, tek doyurun bizi!" diyecekler. Hürlükle doyasıya dünya nimetinin bir arada olamayacağını anlayacaklar ve bunu aralarında paylaşmaya asla yanaşmayacaklar. Ondan başka ahlaksız, değersiz isyancı oldukları içi asla hür olamayacaklarına kanaat getirecekler. Sen onlara gökteki nimeti vaat etmiştin, ama tekrar söylüyorum, zayıf, içi daima bozuk, ezelden asaletten yoksun insanoğulları gökteki nimetleri yeryüzündekine üstün tutar mı hiç? Binlerce, on binlerce kişi göğün ekmeği uğruna Senin ardından gitse bile, ölümlü dünyanın nimetlerinden geçemeyen milyonlarca, milyonlarca insan ne olacak? Yoksa Sence ancak büyük güçlü olan on binlerin değeri var da denizde kum misali çok aciz ama gene de Seni sevenleri, ötekilere malzeme olarak mı bırakırsın? Yo, biz zayıf ve acizlerin değerini biliriz! Kusurludur, isyancıdırlar ama sonunda onlarda yola gelir. Bize hayran olacaklar, başlarına geçip onları ürküten hürlükten kurtarmaya razı olduğumuz için bize Tanrı gözüyle bakacaklardır; hür kalmaktan bu derece korkar bunlar! Biz de Senin sözünle, Senin adına hüküm sürdüğümüzü söyleyeceğiz. Yani tekrar aldatacağız onları, çünkü Seni bir daha yanımıza yaklaştırmayacağız. Yalan söylemek zorunda olduğumuz için ıstırap duyacağız.

İnsan hürlüğünü ele geçirecek yerde arttırdın, insanların iç alemine sonsuzluğa kadar sürecek çeşitli ıstıraplar kattın. Hiçbir baskının etkisinde kalmamış insan sevgisini arzuluyordun, Seni içten severek çekici kuvvetine bağlanarak, kendiliklerinden, peşinden gelmelerini istedin. Eski, sert kanunlardan insan artık hürlükle, gözlerinde yalnız Senin hayalinle kendi başına karar verecekti. Fakat seçme hürlüğü gibi ağır bir yük altında ezilenlerin, Senin hayalini de verdiğin gerçeği de iteleyip, hatta Seni bile inkara varacaklarını düşünmedin mi hiç?

Görüyorsun ya, insanların bugünkü kaderi sadece huzursuzluk, endişe ve bedbahtlıktan örülmüş. Hem de bunlar, hürriyetleri uğruna Senin çektiklerinden sonra oluyor!

Sen seçtiklerinle övünebilirsin ama topu topu bir tek sınıfa sahip olduğunu unutma! Oysaki biz herkesin derdine deva bulacağız. Öte yandan seçtiğin, seçilmeye layık, güçlü kimselerden çoğu beklemekten yoruldular; ruhlarının, kalplerinin bütün güç ve ateşini başka alanlara verdiler. Sonunda Sana isyan bayrağı açacakları yüzde yüz… Bu bayrağı onlara Sen kendi elinle verdin. Oysaki bizde herkes mutlu olacak, bağışladığın hürlük havasında her yerde yaptıkları gibi ne isyan edecek ne birbirlerine kıyacaklar. Evet, ancak hürlüklerini ellerimize teslim ederek gösterdiğimiz yoldan gidince tam manasıyla hür olacaklarına inandıracağız onları.
Peki, haklı mıyız yoksa yalan mı söylüyoruz? Verdiğin hürlüğün onları nasıl bir köleliğe, şaşkınlığa götürdüğünü hatırlayınca haklı olduğumuza inanacaklar. Hürlük, fikir serbestliği ve ilim onları öyle içinden çıkılmaz bir hale sokacak, öyle akıl ermez sırlarla karşı karşıya kalacaklardı ki, isyancı ve haşin olanlar kendi kendilerini yok edecek; gene asi ama güçsüz olan başkaları birbirlerine kıyacaklardı. Sağ kalan üçüncüler, aciz ve bahtsızlar, ayağımıza gelip " Evet, haklısınız; diyecekler. O'nun sırrı yalnız sizin elinizde; size döndük, bizi kendimizden koruyun!

Sonunda gerçeğin Sende olmadığını söyleyeceklerdir; böyle olmasa çeşitli kaygılar ve çözümsüz problemler bırakarak onların endişelenip üzülmesine sebep olmazdın. Böylece Sen kendin krallığının temelini sarstın, bunda hiç kimseye suç bulma. Halbuki Sana teklif edilen bu muydu? Sana baş kaldıran güçsüz isyancıların vicdanlarını, hem de kendi mutlulukları için ebediyen bağlayan, etki altında tutan üç kuvvet var: mucize, sır ve otorite.

Kuvvet korkusundan ezilmiş kölelerin yaltaklanıcı hayranlığını değil, hür, içten gelme sevgiyi bekliyordun Sen.
Ama bunda bile insanlara hak ettiklerinden daha büyük değer vermiştin:
yaratılıştan isyancı oldukları halde sadece köledir onlar.” diye devam ediyor.

Dogville’e gelirsek; katharsisin doruklarında ahlak kavramına derin bir irdeleme yapıyoruz. Grace adalet için infaz sistemini gereksiz görüyor, insanın iyi olmasının(kendi ahlak kavramında) yeterli olacağı görüşünde ve bu düşünceler içerisinde film boyunca baskılara maruz kalıyor. Filmin sonunda ise kibir üzerine bir konuşmanın ardından babası Grace’den kendisiyle gelip katillerle dolu çetesine katılmasını istiyor ve ekliyor: “Güç o kadar da kötü bir şey değildir. Eminim sen de o gücü kullanmak için kendince bir yol bulabilirsin.”
Grace arabadan iner, her adımını izleyen camların ardındaki korku dolu yüzlere bakar ve bu korkuyu yaratan nedenlerden biri olduğu için utanç duyar. Zaafları yüzünden kendisine böyle davranan insanları nasıl suçlayabilir ki? Büyük olasılıkla bu tür şeyleri daha önce yapmamışlardı. O evlerden birinde yaşasaydı O da aynı şeyleri yapardı herhalde… O da Chuck, Vera, Ben, Bayan Henson gibi yapmaz mıydı? Ve Tom, ve kendisini izlemekte olan bütün bu insanların… Ama hayır! Onlar gibi davransaydı kendi yaptıklarını asla savunamazdı ve onları yeteri kadar ağır bir cezaya çarptıramazdı diyor film. Olayları düzeltecek gücü varsa bunu kullanmalıydı. Diğer kasabalar adına, insanlık adına. Hiç değilse bir insan olan kendisi adına… Bu konuda babasının önerisi köpeği duvara çivilemek olur ancak Grace’e göre bu ancak bu kasabalıları daha fazla korkutur, burayı daha iyi bir yer yapmaz ve olaylar tekrarlanabilir. Buradan geçen herhangi biri bu insanların zaaflarını tekrar açığa çıkartabilir. Hayır köpeği vurmak dünyayı daha iyi bir yer haline getirmez. Kasabanın kendisini ortadan kaldırmalı! Bu düşünceler içerisinde tam da seyircinin istediği gibi Grace içselleştirilmiş faşizmini yaşamaya başlar ve izleyici tatmin olur…

Alıntı:
Filmin adı Dogville; köpek kasabası gibi bir çeviri yaparsak; film boyunca köpeğin sesi duyuluyor ama filmin sonunda maket bir köpekle karşılaşıyoruz; Grace yalnızca onu vurmuyor; sizce Trier ne demek istemiş olabilir..?
Bu konu üzerine etraflıca düşünmek aklıma gelmemişti ya da gözümden kaçmıştı. Yüzeysel olarak bakarsak Grace köpeğin kemiğini çalmıştı. Uygulanan infaz sisteminde cezalandırılması gereken köpek değil Grace olurdu herhalde diyerek şimdilik müsadenizi istiyorum.


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Alıntı ile Cevapla