|
Aslında ben Schopenhauer'un aşık olduğuna inanmıyorum (bizim bildiğimiz anlamda aşık); olsa olsa karamsar reddelişlerden haz alıyordur. Flora'sı ya da annesi; hayır kadınlar hakkında temellendirdiği fikirlerin de bu kadar basit olaylarla açıklanması zayıf kaçar bencesi. Bir filozofun fikirlerini temellendirmesi için savlarına sağlam nedenler konumlandırmalıdır. Her pesimist çocukluk yaşayan filozof olamayacağı gibi Nietzsche ve Schopenhauer da kadınlar tarafından reddedilmiş/terkedilmiş olması yeterli sayılmaz savlarında, olsa olsa kinlerinin maskesidir...
Kant'ın tekdüze ve yalnız yaşamının aksine Schopenhauer varlıklı ve ışıltılı bir yaşamdan geliyor; ama onu kadınlarından çok Kant'ın etkilediğini düşünüyorum. İradeyi bireyin amacı olarak tanıtıyor biliyorsunuz; bilinçdışılığı bilince giden yolda en ilkel ve yalın hal olarak alıyor ve kadınlarla erkekleri bu anlamda irdeliyor; kadın duygusallığını aciz/ifrit görerek, erkeklerde kendilerinde bulunmayan şeyleri aradıklarını (erkeğe bağımlı), erkeği de hayvansal içgüdülerle adeta kadını -sadece- çiftleşmek/üremek için istediğini analizine katıyor (şu meşhur geniş doğurgan kalça olayı). Kadınlara olan öfkesini (ki aslında tüm 'iki ayaklılara' dolayısıyla erkekler de) Schopenhauer'un olgun insan tam'dır ve diğer insanlarla bir arada olmaya luzum duymayacak kadar tek başınadır savıyla, aşk'ı da bu kendi kendine "yetmezlik" olarak görmesinde arayabiliriz, gündelik yaşamındaki olaylarda değil.
Kitaba gelince; bir başka Yalom çıkar da yazarsa ne ala...)
Benim fecii dişim ağrıyor...)
|