Tekrar merhaba . Zorunlu bir aradan sonra tekrar döndüm. İlk işte şu sözümü tutmak olmalı sanırım ; da konu neydi !??
Maria diyor ki :
"Anlamın dilden önce var olduğunu" savıyla Derrida yapısalcılarla çelişiyor.
Ben de şöyle diyorum. Hayır kesinlikle çelişmiyor. Çünkü Derida'nın böyle bir şey söylediği yok ! Demek ki kalınlaştırarak yazmak bile çare etmiyor. Derida tam da Batı tarzı düşünmede anlamın dilden önce varolduğu ve dil ile keşfedildiği düşüncesine karşı çıkmıştır. Metinde yazıyor bu . Bir daha yazmam gerekiyor mu ?
Maria diyorki (2) :
"Derrida'nın Edebiyat Eleştirisi üzerine söylenenlerden nasıl "bilim"e alıp monte edin diyebildiğinizi siz anlatacaksınız Sevgili Berk"
Tabi metnin olanca açıklığına rağmen bir de benim anlatmam gerekiyorsa anlatmaya çalışayım . Derida "herşey metindir" der. Bilimsel metinlerde de kavramlar kelimeler ile keşfedilmez icat edilir. "Gerçeklik" bulunmaz, yaratılır. Ve iktidar-bilim birbirinden ayrılamaz bir ikilidir. Bunu en güzel Foucault açıklar. Rejimler, otorite işine yarayacak bilgileri ortaya koydurur. Bu noktada Galileo bile "dünya yuvarlak değil yanıldım" der. Yönetim kemalistse "bilinçli yaratım" olamaz "şey"lerin başlangıcı. Kemalizm ki Fransız devriminden esinlenmiştir. Frnasız devrimi ki laisizm kavramını geliştirmiştir. Öyleyse bilim laisist olmalıdır. Bilim dediğin tekelci - tek ve yekpare olmalıdır. Burada da bilimin demokrat olmayan yönünün "devrimlerle" ilerleyen yönü Tomas Kuhn tarafından açıklanmıştır.
Bilim... Doğa bilimleri , insan bilimleri... Bilim bile "daha bilim" ile fizik ve matematiktir ! Sırf formülasyonları daha katı ve iddialı olduğu için. Oysa en soyut bilim , akılcı olduğu efsanesindeki matematik bile soyut kavramlarını KELİMELER , CÜMLELER ile tanıtır. Kuralları , yöntemi... Bu anlamda MATEMATİK BİLE METİNdir.
Derida da diyor ki bir nevi - ha şiir , ha matematik ; ha hikaye, ha fizik - her biri aynı ölçüde bilgilenme yolu ! -
Siz eğer yalnızca "edebiyat eleştirisi" olarak algılıyorsanız bunu benim diyebileceğim birşey yok . Bendeki "metinler" bu kadar .
Maria diyorki (3) :
"Sözü düşüncenin anlamı sayıp, yazıyı düşüncenin tahtırevanı olarak gören Derrida'nın, yazı'yı bağımsız/tek başınalığı için ortaya attığı tez -yazının açıklayıcılığı oranında- beni tatmin etmedi."
Bu sözü ise yazının şu kısmından çıkarıyor :
"Bu görüşe göre, konuşan, bilincindeki düşünceleri söze döker ve dinleyen kişi de onları doğru olarak anlamaya çalışır. Anlayamazsa, kuş kulu bir nokta kalırsa, konuşan düşüncesini yeniden açıklar. Yazı ise konuşandan kopmuştur, bilinci doğrudan doğruya yansıtmaz, dolambaçlı bir yoldan, ikinci elden aktarır ve aktarırken yetersiz kalabilir."
Bende diyorum ki , yine ilk seferde yazdığım yanlış okumanın neticesi Derida'yı Derida yapan Batı düşüncesinin eleştirisi bağlamında yazılanları Derida'nın düşüncesi yanılgısına düşülmüş. Lütfen metni bir daha okuyun "Sevgili" Maria, "dilerseniz..."
Maria diyorki (4) :
"yazının sözden evvelliğini anlamlandırma/ gösterilen / kavram bağıntısında ussal buldum."
Bu söze diyecek birşeyim yok . Derida'nın savunduğu tam da bu çünkü !
Maria diyorki (5) :
"post-yapısalcıların da, gündelik dil ve şiir dilinin "aynılığından" bahsetmesi beni doyurmuş sayılmaz. Şiir dilinin objeleri, kişileri, davranış ve düşünce/duyguları yeniden görmemizi sağlayan, başkalaştıran, yeni anlamlandırmalara/anlam üretmeye kapı aralayan büyüleyiciliğini (ki bu helezoniktir ve süreklidir) nasıl oluyor da; akedemik dil ya da gündelik dil ile aynı değerlendirmeye tabii tutuluyor anlayamadım...!"
Bili-m tarihsel iktidarlarca üretilmiş bir "hikaye"dir , bir imgesel şiir denemesidir. Bilim ne kadar hikaye ise din de o kadar hikayedir. Hepsi metin hepsi icat. Hepsi icat , hepsi masal(yani tarih) !
Sözümü tuttum ve yazdım. Ne yazdım ? Düşüncelerimi YANİ İnançlarımı !
Kalın sağlıcakla ...