Sınıf Mücadelesi
Herkesin kendi yaşam alanı üzerinde doğrudan söz sahibi olacağı, hiç kimsenin kimse üzerinde tahakküm ve otorite kuramayacağı bir toplumu düşlüyor ve bunun bir ütopya olmadığını, çok kısa sürelerde de olsa tarihte gerçekleşmiş örnekleri olduğunu biliyoruz. Kısa sürmelerinin nedenini ise yapısal olarak yanlış yolda olmalarıyla değil, hareketlerin otoriteryanlar tarafından maniple edilip kullanılmaları ve isyandaki örgütlülüğü devam ettiremeyip konseyleri ve doğrudanlığı feshetmeleriyle açıklıyoruz. Ortak ve enternasyonal federasyonlar biçiminde tamamen yatay olarak örgütlenmiş, içinde hiyerarşi ve güç içeren sosyal statüler ve en önemlisi sınıflar barındırmayan özgür ve eşitlikçi bir sosyal yapının ancak ve ancak özgür bireyleri ortaya çıkarabileceğini, özgür insanın ancak böyle bir toplumda kendini var edip, su yüzüne çıkabileceğini düşünüyoruz. Bu yüzden kapitalizme ve onun bütün uygulama biçimlerine karşıyız. Ancak kapitalizme, sadece iktisadi bütüncüler gibi ekonomi-politik anlamda değil, sınıfların birbirleri üzerindeki tahakküm kurma araçlarından biri olduğu için, dahası yapısı gereği sınıflı topluma ihtiyaç duyduğu için karşıyız. Kapitalizmden farklı olarak ev içi emeğin sömürülmesi ve temsiliyet fırsatçılığı gibi diğer tahakküm kurma biçimlerine de kesinlikle karşıyız. İşçici ya da sınıfçı değiliz. Aksine sınıf savaşını ve mücadelesini sınıfları kaldırmak için verilen bir mücadele olarak görmekteyiz. Sınıf mücadelesi de, sosyal düşünme edimi de bizler için bireyin özgürleşmesinin araçlarıdır.
Devletin ve maaş kavramlarının bulunduğu her sosyal yapı bizim için sınıflı toplum örneğidir. Bu anlamda geçmiş sosyalist deneyimlerin geldiği noktayı hiçbir şekilde özgürlükçü ve komünist olarak tanımlamıyoruz. Devlet kapitalizmi ve bürokrasinin hakimiyeti olan hiçbir yapı ne özgürlükçüdür ne de komünisttir. Hiçbir iktidar kendini feshetmez. Bu iktidar sermayenin güdümündeki devlet de olsa, komünist parti de olsa bu genel kural her zaman geçerlidir. Bu yüzden aşamacı sosyal geçiş teorilerinin hiçbirini kabul etmiyoruz. İktidarı ele geçirdikten sonra yavaş yavaş özgürleşmek ve yavaş yavaş komünist olmak mümkün değildir. Paylaşımcı, dayanışmacı, özgürlükçü bir topluma ancak daha mücadele aşamasında kurulacak yapılar içinde yatay örgütlenmeci olarak ulaşılabilir. Bizce tek yol sisteme karşı mücadele eden kitlelerin hiyerarşik olmayan yapılar kurarak bu şekilde örgütlenip, mücadele etmeleridir. Eğer bir devrim olacaksa, sonrasında kurulacak özgürlükçü yapının ve toplumun tohumları ancak ve ancak mücadelenin başlangıcından ve bugününden atılabilir. Hiyerarşik ve sosyal anlamda dar yapılanan her örgütlenme ve yapı özgürlükçü bir toplumun önünde engel olmaktan başka bir işe yaramaz.
Evet! Eşitliği savunuyoruz. Ancak bu hiçbir şekilde aynılığı savunmak anlamına gelmemelidir. Aynılığı faşizm savunur, komünizm değil. Tahakkümsüz, sınıfsız bir toplumda özgür bireylerin eşitliği olacaktır. Aynılığı değil.
Her şeyi kontrolsüzce yakıp yıkmak, bireylerin gücü oranında birbirine karşı amansızca tahakküm uyguladığı ortamlara çanak tutacak, gücü yetenin gücü yeten üzerinde güç gösterisi yaptığı bir kaos ortamını hiçbir şekilde savunmuyoruz. Bu görüş, anarşizan perspektif ve deneyimleri konu alırken, çoğu kez otoriteryan sol anlayışlar tarafından dile getirilen kasıtlı bir saptırma ve propagandadır. Özgürlükçü komünizm aksine daha mücadele aşamasında kitlesel ve eşitlikçidir. Paris komünü, İspanya iç savaşındaki silahlı güçleriyle de aktif olarak savaşa katılan ve Franco'ya karşı kendini savunarak kısmen de olsa başarılı olan köy komünleri, Ekim devriminden sonra Ukrayna'da kurulan ve daha sonra kızıl ordunun saldırılarıyla yok olan Makhnovist komünler ve halk meclisleri, kısmen zapatist deneyimler ve bugün Meksika Oaxaca'daki öz-yönetim ve direniş arzusu, özgürlükçü komünizm ve hiyerarşisiz, sınıfsız toplum konusunda bizlere moral ve deneyim kazandırmaktadır.
|