tabi ki, aşkin bir kimyasi ve hormonal süreçleri var, bunu kimse inkar edemez. hickimse de, bir başkasının aşk yaşantısının dinamiklerini birebir anlayamaz. ilk gördüğün anda ruhun, bedenin, beynin ve tüm algılarınla onaylar ve "tamamdır" dersin ve o anda onu sever ve bir olursun; ah keşke

!
ya da, daha çoğunlukta olduğu gibi, önce kimyasını sever, diğer algılarına susturucu takar, yeşil ışığı yakar ve geçersin. bunun başarı şansını istatiksel olarak siz hesaplayın artık!!
bir de o hepimizin varolduğunu onayladığı o meşhur "korkular" ımız var!
aşkı, en doğal şekilde yaşamamızın önünü tıkayan ah o korkular!
gezegenimizde yaşayan neredeyse tüm insanlığın deneyimlediği birden çok fazla sayıda olan o korkularımız yüzünden, maskeler takıp dolaşıyoruz ortalıkta... sonuç olarak da eşit ilişkiler yaşayamaz oluyoruz; ya kurban eden, ya kurban olan... kimse ben takmıyorum demesin, derinliklerine sorsun...
bu hayatı en anlamlı kılan şey değil mi aşk? onca korkuya ve onca acıya rağmen? En doğal ve anlamli içgüdülerimizden değil mi sevmek ve sevilmek? bütün korkularımıza ve deneyimlerimize rağmen itiliyor ve çekiliyoruz birbirimize...soru şu? ne derece sağlıklı bir şekilde? karşımızdakini tanımaya ve anlamaya çalışarak, ona saygı ve sevgi duyarak ve onun da mutluluğunu önemseyerek mi, sadece kendi haz ve mutluluğumuzun arayışı içinde mi?
hey, orada mısın? biliyorum ki bu aşk oyununda sen de varsın

bir ben, bir de sen, iki kişi...
aşk deyince hatırladıklarım;
sürekli bir gerilim,
inen ve çıkan,
çeken ve iten,
ateş
kah ısıtan, kah yakan,
delice yağan bir yağmur,
rüzgar
kah meltem, kah fırtına,
hiçbir zaman tam emin olamamak,
büyük bir safiyet,
bazense beklenmeyecek ölçüde olgunluk,
teslimiyet,
vericilik,
beklentisizlik (zor dostum zor),
anlardaki büyük keyif ve zevkler,
inişler ve
çıkışlar,
sabır,
sabırsızlık,
şefkat,
romantizm,
anaçlık,
babaçlık,
gövde ve güç gösterimi,
umursamaz görünmek,
korkuyor olmak,
korkuyor olduğunu söylemek...
aşklarımız hem kolay, hem zor...
kalp çarpıntısı değil mi yaşadığını hissettiren?
huzur da değil, huzursuzluk da tam olarak beklenen...
uyum değilse, uyumsuzluk hiç değil!
öyle bir çorba ki, sadece aşıklar biliyor dozunu onun...
yeter ki, gönüllerini tam olarak, dürüstçe ve samimi olarak açsınlar...
olmuyorsa, uymuyorsa hiç zorlamasınlar...
bir damla bal kokusu için; tadı bile demiyorum; olası arkadaşlık ve
dostlukları feda etmesinler!
formulu var mı bunu baştan anlamanın?
bana göre şu;
ddhbboa!
dur, düşün, hisset ve
bir bütün olarak algıla...
yanılmazsın!