Polonya asıllı saf ve temiz bir Amerikalı taşra çocuğu Vietnam’a savaşa gönderilmek üzere askere çağrılır. Geri planda ‘Aquarius’ (Kova Burcu) çalarken memleketi Oklahoma’dan New York’a doğru yola çıkar. Yolda otobüsü bir tünele girdiğinde tünelin karanlığında dans eden ateşler görünür. Ateşlerin peşinden sırayla filmin 4 kahramanı tanıtılır. 3 erkek bir kız olan gençlerin hepsinin saçları uzundur. New York Central Park’ta güle oynaya Adının sonradan Berger olduğunu öğrendiğimiz genç adama gelen askere çağrı belgesini yakmakla meşguldürler. Belgenin üzerinde, “Bu belgeyi yırtan, karalayan, herhangi bir şekilde tahrip eden kişi 10bin dolardan az olmamak üzere para veya 5 yıldan az olmamak üzere hapisle cezalandırılır. Ya da her ikisi birden” yazılıdır. Gençler bu kağıdı yakar, üstelik bir de ateşinde ısınırlar. Bu sırada iki atlı polis görünür, hemen oradan kaçarlar. Biraz ileride hippiler dans etmektedirler ve saçına çiçekler takmış çikolata renkli, güzel bir genç kadın Aquarius’ı söylemektedir.
Film bu şekilde başlar ve......
Gençler Bukowski’den de para isterler. Böylece saf ve temiz, saçları tıraşlı, taşralı Amerikalı ile kaşarlanmış, saçları uzun, New Yorklu hippiler tanışmış olurlar.
Film sinema tarihinin en güzel sayfalarında parlamaya başlar böylece,
müzikale adını veren müziği söylerler.
“Uzun güzel saçlar, rüzgarda dalgalanan saçlar,
Eğer gözlerim görünüyorsa saçlarım çok kısadır.
Her bir karesi izlenmeye değer filmin trajik bir sonu var. Filmin sonunda 1 milyon amerikalı hippi beyaz sarayın bahçesinde savaşı protesto ederler.
“Let The Sun Shine In”. Bırak güneş içeri girsin. Yani artık savaş olmasın, barış olsun, insanlar ölmesinler.
İyi ki varsın Hair.