"Din halkın metafizğidir" (Schopenhauer)
Tüm dinlerde ahlak başat bir role sahiptir. "Ahlak, Din'in özüdür" derler. Schopenhauer'in çok çok sevdiğim bir sözünü almak isterim buraya: "Dinler ahlaki meziyetleri över, zihinsel meziyetleri değil." Peki ya zihinsel meziyetlere dayanan bir ahlakı, dinde bu ahlakı bulabilir miyiz? Bunu kitlelerde, yığınlarda pek bulamayız. Tarihin her sınıflı toplumunda teolojiye dayanan bir ahlak, dinlerin ahlak felsefesini yapmak genellikle toplumların orta kesiminden çıkacak elit, kültürlü insanlara kalmıştır; ve elbette ki bunlar da sayıca azınlıktadır. Kaba bir tahlille: Yukarıdakiler zamanlarını ve enerjilerini sahip olduklarını korumaya, arttırmaya yönelik politikilar, ideolojiler üretip denetimi/kontrolü ellerinde tutmaya çalışır. Aşağıdaki büyük çoğunluk ise maddi sefaletine koşut manevi sefaleti ile yukarıdakilere çalışır. Dinlerin 'kuramsal'(!) yapısını çözümlemek orta kesimin tasarrufuna kalır.(A. Smith'e göre sınıf dahi sayılamayacak sınıfın: zira ne toplumsal araçların mülkiyetine sahiptirler; ne de emekçilerdir. Örneğin çağımız sınıflı toplumundan örnek verirsek hiçbir zorunlu üretim biçimine girmeyecek, sadece kapitalizm için zorunlu olan meslekler: bankacıdır örneğin, onun çocuğudur veya iyi bir eğitim alan... bunlar küçük burjuvalardır ve her konuda olduğu gibi din konusunda da kendini eğitmede en avantajlı olanlardır)
Ve 'orta kesim' haykırır acıyla -hem tüm sınıflı toplum tarihi boyunca: "Bu Din'de anlatılan ahlaki kurallar, tavsiyeler ile uygulamada olan çelişiyor!" Anadolu ozanı şiirler düzer, saray aristokrasisine karşı; Hint sefili de rahiplerin ikiyüzlülüğünü bulup çıkarır ve hemen serpiştiriverir şiirimsilerinin içine; yükselen burjuvazinin romantiklerinden büyük William Blake kafasında mahfedemez, tümüyle olumsuzlayamaz cehennemi, şeytanı -çünkü iyiyi kilise olarak almıştır bir kez ön-bilincinin kuytuluklarına...Ve bu öykü hep devam eder, farklı biçimlenişlerinde. Koşulları dar, sığ şeylerdir nitelikçe, aynı yollara saparlar farklı renklerde, aynı sonuçlara bağlarlar: "İyi de dindar insan, ikiyüzlülükler yapıyorsun sen!" derler, en kötü ozanından usta gazetecilerine (yukarıda İlhan Selçuk) dek tümü; deterministik bir yozluk, irili ufaklı beyinlerin haklı yüreklerinde isyanlarla sürer gider.
Din bir toplum örgütleniş biçimidir, özce de ideolojisidir. Onun eylem yanına bakmak gerekir; din kültürüne, dinin yaşanışına. Toplumu örgütlemek, şekillendirmek, kontrol etmek için kullanılır; işlevine bakmak gerekir daha çok; ve daha çok da ihmal edilen budur. Genel olana, ilkelere bakılıp ondan çıkarsanmaz falan özel koşulun falan özel koşulu; ilkelerden, kuramlardan değil tek tek olgulardan, olaylardan ulaşılmak istenir vargılara. Aslında ikinci yol, tek tek olgulardan... yola çıkmak zordur; ama sonucu görebilirseniz ikinci yoldan da bulabilirsiniz -iş doğru vargılara ulaşmakta ne de olsa:
"Türkiye'de din görevlisi 87 bin. Cami sayısı 77 bin. Her 345 kişiye bir cami düşüyor: Halen 1140 caminin inşaatı devam etmekte...82 ilde Diyanet'e bağlı toplam 3852 Kur'an kursu var. Ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi 1.2 milyar YTL (yani 1 katrilyon 209 trilyon lira). Bu para; İçişleri Bakanlığı bütçesinin 1.5 misli, Dışişleri Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı bütçelerinin 2 misli, Sanayi Bakanlığının 4, Çevre Bakanlığının 3 misli daha fazla..."
(Bu alıntı, köşe yazarı Necati Doğru'nun 20 nisan 2007 tarihli "Malatya'da jöleli cellat muamması" adlı yazısından yapılmıştır)
|