Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 04-10-2007, 11:37
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
maria maria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Standart Perihan Baykal / İLLÂ'H!

İLLÂ'H!

gülü düşünür gül olurum bülbülü sen
insan bir pagan rüyadır bazen
tanrının gördüğü

i(di)l…

taylar suvarıyorum içimde kıvrak, doru
değiyor gazelim bengi suyuna
diriliyor yeşil, hâreleniyor ebrû

dışarıda yüreği ağzında felfelek nisan
amber dilli, bela dilli, santuri
ah o dizgin tutmaz küheylan, o mavi
gecenin satenine yıldız diken kılaptan

ve illâ'h
papirüs kıyısında sır kokan nil
ağzının buhurundan süzülen
o sonsuz lil…

bütün kiplikleri kıran sırça teber!



başkaldıran bir eda var sesinde -ama kime-
o hep yanıtsız soruya yanıt -ama hangi soru-
tadın damlıyor içime
–şıp, şıp!-
akan suyun billursu serinliği

bu gece üç kat daha bilge bizden
tenimiz: bütün dilleri bilen dilsiz

çıkar batıklarımı derûnumdan, çil çil
birer birer
hadi ov lambayı, çıksın cin!
biledim bütün dilekleri

âh!

dilini unutmuş bir ezberim şimdi
ezberini unutmuş bir leylî

ve illâ'h
bir gülün iç çekmesi
aşk ile iç çekmesi bir gülün
kızıl bir uçurumun tarifsiz derinliği

Perihan Baykal
andız, Sayı:11


Bir güzel yaz akşamında, Çeşmealtı'nda çam ağaçlarının altında okuma keyfi yaşadığım, postacının posta kutuma hiç aksatmadan bıraktığı -Sevgili A.Uğur Olgar'a ne kadar teşekkür etsem azdır- Andız dergisinin 11.sayısı yarenlik etti bana ve bu güzel Perihan Baykal şiiri...

Baykal'ın bu şiirini anlamak için Tasavvuf ve Divan edebiyatımızdaki kimi mazmunları, Alevi-Bektaşi felsefesini, mitolojiyi ve belki de Arap dilinden kimi motifleri bilmek gerekebilir. Öyle sembollerle anlam derinliği yakalamış ki şair, ilk okumada keyifli bir tad bıraksa da, anlama evresine geçince eksik bilgileri tazeleme gereksinimi duyuyor insan...İnce ince, ustalıkla, emekle ve duyguyla örülmüş dizeler. Bu tür şiirleri sevdiğim için bende duyumsattıkları ve küçük araştırmalarım doğrultusunda anlam katmanlarında gezindiklerimi paylaşmak istedim. Son zamanlarda okuduğum atlanmaması gereken en zarif şiirlerden biri...

Anlam yapraklarını -kendileyim- soymaya başlayalım yapısal formda bakalım...


“gülü düşünür gül olurum bülbülü sen
insan bir pagan rüyadır bazen
tanrının gördüğü”

Tasavvufî anlamda gül-bülbül ilişkisine sıkça rastlarız. "Gül" edebiyatımızda Muhammed'i sembolize eder; hatta Muhammed'in ter kokusunun güle benzetilmesi Yunus Emre'den yadigârdır. Gül'ün çağrıştırdığı bir diğer olay da, Nemrud tarafında İbrahim'in ateşe atılması ve ateş çukurunun gül bahçesine dönüşmesidir. "Gül-bülbül" bilindiği üzre; maşuk ve aşık manasındadır, kederleri birdir… Gülü düşünüp "gülüveren" ve maşuk olan, aşık'ı düşünüp aşık olan bir duygudaşlık söz konusu . Baykal'ın şiirin girişinde kullandığı "pagan rüya" ise bana Alevi-Bektaşi inanışındaki "enel hak" felsefesini çağrıştırdı: “Tüm kainatın içinde olan Allah, insanın da içindedir, insan da Allah’ın parçasıdır ve Allahtır”… Tanrının güzelliklerini yansıttığı insan soyu, belki de Tanrının bir kendi kendine tapınması(pagan), narsist kutsamasıdır... Böylece aynı duyguları paylaşan aşık da(insan) maşuk da(tanrı) aynı vûcuttadır …



"i(di)l… "

Cennetin kapılarını açacak olan melekler de (idil), cennet de (il); Tanrı'yı yeryüzünde, yani yarattığında, insanda arayıp; boş bir Tanrı tapıncı yerine, yeryüzündeki Tanrı'nın "rüya"sına özeni salıkverir, "idil" "il"i o vakit hakedilecektir... İnsana hoş görünün, ihtimamın, sevginin en büyük iman olduğunu salıkverir…


"taylar suvarıyorum içimde kıvrak, doru
değiyor gazelim bengi suyuna
diriliyor yeşil, hâreleniyor ebrû"


Bengi suyu, abı(u)hayat olarak da söylence ve mitlerden bildiğimiz; ölümsüzlük suyudur... İçindeki delişmen toy duygulara(taylar’a) su veren(suvaran) ve onları diri tutan şair; bu düşüncesiyle gençliğindeki heyacanını, yalnızlığını, içinde kopan boranları türküsüyle (gazel) dillendirerek yeryüzüne(yeşil'e) can vermekte, "ebrû"ları menevişlendirmekte ve şiiriyle ölümsüzlüğe-kalımlı olmaya “değmek”tedir...


"dışarıda yüreği ağzında felfelek nisan
amber dilli, bela dilli, santuri
ah o dizgin tutmaz küheylan, o mavi
gecenin satenine yıldız diken kılaptan"

Oysa dışarıda kelebeklenen (felfelek) nisan şaşkın, telaşlı ve korkaktır, nisan'ın belki bir ayraçla ya da imle "insan" olarak yazılabilmesini hayal ettim bu kısmı okurken...
"Amber"(güzel kokulu) dil, "Bela dili"yle beraber kullanımı, “dışarı”nın tezatlıklarla var olduğunu imlemektedir… “

Santuri”...
Yine İbranî dinine, Musa'ya bir gönderme yapılmaktadır: "bengi su"yunu ilk içenler Hızır ve İlyas'tır, Santuri ise Tevrat’ta geçen bir çalgıdır...
Şair yaşı ilerlese de(olgunlaşsa da) gençtir (çünkü içmiştir “bengi suyu”ndan”), "tay"lar "küheylan" olur olgunlaştıkça “asilleşir” ama geceye yıldız dikmekten vazgeçmez bu uslanmaz soylu direnişçi... “Kısrak” (dişi at) benzetmesinin şiirde titizlikle seçilmediğini düşünüyorum, çünkü bu hesaplaşma cinsiyetler üstü bir direnmedir önce “insan” olmayı bilen için…


"ve illâ'h
papirüs kıyısında sır kokan nil
ağzının buhurundan süzülen
o sonsuz lil…"

“Papirüs kıyısı” (Mısır) ve o dönemki mücize dinsel hikayelerde Musa’nın peşindeki Firevun’un ordusunun Kızıldeniz tarafından yutulması rivayeti “sır kokan” çalkantılardandır. Şair Mısır’ı “Nil Nehri” ve “Papirüs” ile anıştırmaktadır, “sır kokması” tarihsel olaylara atıftır muhtemel…Buhurundan(bir tür dinsel törenlerde kullanılan tütsü) süzülen “lil” ise, Arapça sözlükte “kudret” ve/veya “suskunluk” olarak karşılığını bulabildiğim bir sözcük…Arapça "al illah" Allah anlamına gelmektedir…Şiirin bütününün odaklandığı düşüncenin Tanrının yansımasına olan inanç ve hoşgörü gerektirdiği anlamlarını çıkarttığımı belirtmiştim...Bu bölümde şiirsellik had safhada, onca şık ifadeler ancak böylesine hoş kotarılabilirdi...



"bütün kiplikleri kıran sırça teber!"

"Teber" dervişlerin kullandığı bir tür ayça şeklinde "balta", anlamı burada yakalayamadığımı itiraf etmek zorundayım, "sahte bilgeliğe"(sırça teber) bir gönderme mi yapılmaktadır...?!


"lâ"

Arapça "hayır, değil" anlamında, "başkaldırı"nın sesine epeyce şık bir giriş...

“başkaldıran bir eda var sesinde -ama kime-
o hep yanıtsız soruya yanıt -ama hangi soru-
tadın damlıyor içime
–şıp, şıp!-
akan suyun billursu serinliği“


Varoluşsal bir sorgu sezdirilir bu adresi belirsiz sorularla...O hep yanıtsız soru: İnsanlık tarihinin en eski sorusu ve egzistansiyalistlerin en biricik sorusudur;

"Yaşamın anlamı nedir?"...

Şair "şüpheciliğini" katmerlemek için soruyu bile "dışlayarak" manayı fevkalade güçlendirir bu bölümde...


"bu gece üç kat daha bilge bizden
tenimiz: bütün dilleri bilen dilsiz"

Şiirde -bencesi- doruk olarak gördüğüm en şahane ifade... “Aşkla sevişmenin” tadını bilen “tenimiz” nihayet “bilge”liğin de “ten”den geçtiğini muştulamaktadır…

"çıkar batıklarımı derûnumdan, çil çil
birer birer
hadi ov lambayı, çıksın cin!
biledim bütün dilekleri

âh!"


“çıkar batıklarımı derûnumdan” gayet şık bir ifade, devamı tekrara düşmek olmuş bu arı dilli şiirde…
Bir "âh!" da ben çekeceğim şiirin bu kısmında Sevgili Baykal'a, böylesi şık bir ifadeden sonra şiirde tempoyu dekreşendoya bunca hızla evirmek de neyin nesi. Hani bana bir zamanlar söylemiştiniz bir şiirimin altında "böylesi takur tukur kakofonik" fazlalıkları çok cılız buluyorum diye, şimdi de sıra bende

"dilini unutmuş bir ezberim şimdi
ezberini unutmuş bir leylî"

Burada bu şiir bitmeliydi sanki dedirtti sevgili “leyli”...


"ve illâ'h
bir gülün iç çekmesi
aşk ile iç çekmesi bir gülün
kızıl bir uçurumun tarifsiz derinliği"

Nihayet final...Vuruşlar gittikçe kısılmış ve usulca bir bitiş tasarlanmış, duygu fazlasıyla ağırlıkta bu kez...Şairin birikimini, şiirsel ustalığını son bölümde "duygu"ya terk etmiş olması okuyucu adına biraz cılız olsa da, şiirin bütününe bakınca yeteri tatminle okumayı bitirdiğimi hissediyorum.

Rüzgara, çamlara, şaire, şiiri bana ulaştıran onlarca kişiye (postacımdan, Andız ailesinin tamamına) çok çok teşekkürler...

ö.n.a
Alıntı ile Cevapla