Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 30-09-2007, 06:50
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
maria maria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Standart Anayasa Taslağı ve Birey Hakları (!?)

Şimdi ben konuyu çok detaylandırmadan, kafama takılanları sorarak, kendileyim çıkarımlarımı da aktararak bir şeyler yazmak istiyorum...
Günlerdir, Anayasa Taslağı kıvamında bir çok haber okuyoruz, tvde uzmanların (kimi de uzamayanların) görüşlerine kulak kabartıyoruz. Elbette ortak bir konsensüs, bir üst başucu yasası niteliğinde özel ve tüzel tüm kişileri yakından ilgilendiren bir mevzudur bu....
Tüm iyi niyetimi muhafaza etmeye gayret etsem de, önerilen metinlerde bas bas afişe edilen "birey hakkı" kavramının ne yazık ki, yüksek öğretim kurumlarına "baş örtsünü" nasıl sokarız kıvamına indirgenmesi çok üzücü...Böyle bir saike ben de inanmaya başladım gelişmeleri gördükçe...
Özbudun kendi anayasa metni taslağını madde madde yanıtlandırma yoluna giderek, yanlış anlaşılan kanunları sıralamış kendileyin...
Ben de oturdum şaibeli, karışık ve önüne arkasına ne geleceği pek de açık olmayan, muhlak kalan, hangi birey hakları ya da hangi "sivil" anayasa dedirtircesine çizittirdiğim maddeleri size sunmak istiyorum...

İmdi Özbudun çarşaf niyetine tam sayfa bir yanıt yazmış, diyor ki;

3-Taslağımızdaki yasama yetkisine ve bu yetkinin devredilmezliğine ilişkin "kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır" deyiminin, ilk defa karşılaştığım 'süper başbakanlık' sistemi ile uzaktan yakından ilişkisi yoktur.

Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin, belli ölçüler içerisinde yasama yetkisinin devri anlamına geldiği açıktır....

82 Anayasasında da bulunduğunu ifade ettiği böyle bir yetkilendirmenin sınırları nelerdir? O dönem "Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kurulu’na, Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler, Kanun Hükmünde Kararname’lerle düzenlenemez" demişti. Sıkıyönetim seksenleri yegane alışkanlığıydı, bu maddenin devamı birey haklarını mı, yoksa iktidar odaklarını mı güçlendirmektedir? Hani 82 Anayasasından daha iyi bir anayasa önerisi, yoksa yalnızca geliştirici ve kalıplarına uydurucu bir öz müdür olsa olsa?


9- Düşünce hürriyeti, tamamen AİHS'nin 10'uncu maddesine uygun olarak düzenlenmiştir. Taslaktaki sınırlandırma nedenleri, aynen bu maddede mevcut olan nedenlerdir. Bunlara ek olarak yer verilen "savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi" kriterleri, hem Birleşmiş Milletler Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin ilgili hükmüne, hem TOBB taslağının 25'inci maddesinin son fıkrasına tamamen paraleldir. Son zamanlardaki bazı yayınlar, bu tür bir sınırlandırmanın ne kadar gerekli olduğunu kanıtlamaktadır.

(Sanırım kapatılma kararı alınan yayınlardan bahsediyor! Kanal Türk olmasın?!)
Peki 301. madde ne alemde, Ceza Kanununun bu maddesi yıllardır yazar, şair, entelektüel çevrelerin baş belası olmuşken, düşünce suçuna son verilmesi gibi gayet hayati "bireysel hak" tadında maddeye niçin konuşulmuyor?!

13-TOBB taslağında (m.42) eğitim dili ile ilgili bir hüküm yoktur. Bizim taslağımızda ise (m.45, f.5) eğitim ve öğretim dilinin Türkçe olduğu belirtildikten sonra, "Türkçeden başka dillerde eğitim ve öğretim yapılması ile ilgili esaslar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir" denmek suretiyle, yasama organına bu konuda bir takdir yetkisi verilmiştir. Yasama organı elbette böyle bir düzenlemeyi yaparken, bunda kamu yararının bulunup bulunmadığını, eğer varsa eğitimin şekil, şart ve esaslarını belirleyecektir. Dolayısıyla, Lozan kazanımlarının ortadan kaldırılmakta olduğu noktasına kadar varan endişeler, tamamen yersizdir.

Bu takdir yetkisinin ne şekilde hangi diller için kullanılacağı pratikte görülmeyecek zaten, bu madde Özbunun taslağında yer alan ama Akp'nin olumlu bakmadığı bir madde...

20- Cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılması konusunda TOBB taslağı ile bizim taslağımız arasında hiçbir ilke farkı yoktur. Her iki taslak da, parlamenter rejim esaslarına ve yetki ve sorumluluğun paralel olması yolundaki temel kamu hukuku kuralına uygun olarak hazırlanmıştır. 1982 Anayasası'nın yarattığı sorumsuz fakat geniş yetkili Cumhurbaşkanlığı kurumunun, şimdiye kadar istisnasız bütün anayasa hukukçularımız tarafından şiddetle eleştirilmiş olduğu unutulmamalıdır.

Demek Cumhurbaşkanı yetkileri kısılacak, bir süper başkanlıktan (başbakanlık) söz etmek yine de olası değil mi? Hani bir kez seçilen cumhurbaşkanlığı makamını ileride kazayla Nejdet Sezer gibi birine kaptırırlarsa (ah! nerde o günler keşke 61 Anayasasındaki gibi ikinci kez gelme şansı olsaydı), önceden tedbirlendirmeye girişiliyor. Yine hangi birey hakkı yoksa hükümet yetki ve alanlarını genişletme hakkı mıdır şaibeli olan maddelerden...

24-Taslağımızın 76. maddesinin 5. fıkrasında yer alan yapıcı güvensizlik oyu, yani gensoru sonunda Bakanlar Kurulu'nun düşürülmesinin TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğuyla yeni bir başbakan seçmesine bağlı olacağı hükmü, rasyonelleştirilmiş parlamentarizmin en önemli araçlarından biri olan, halen Almanya ve İspanya'da başarı ile uygulanan bir kuraldır. Bunun amacı, yıkmakta birleşen muhalefetin yapmakta da birleşmesini sağlamaktır.

Akp 340 sandalyeyle meclis aritmetiğine 4 yıllığına sahip değil mi? Salt çoğunluk yine kendilerinde olacağı da aşikar. Devamındaki 25 ve 27 de ilginç;

25- Bakanların yargılanması açısından, her iki taslak da, Yüce Divan'a sevk kararının ancak Meclis üye tamsayısının salt çoğunluğu ile alınabileceğini hükme bağlamaktadır.

27-27. Cumhurbaşkanının vatana ihanet halinde Yüce Divan'a sevki için aranan çoğunluk, TOBB metninde (m.105/A) üçte iki, bizim taslağımızda (m.82/2) ise bugün olduğu gibi dörtte üçtür. İki metin arasında önemli bir fark olduğu söylenemez. Cumhurbaşkanının, göreviyle ilgili olmayan kişisel suçlarından dolayı milletvekili dokunulmazlığı hükümlerine tâbi olması ise, 1982 Anayasası'nda bu konuda açıklık olmamasına rağmen bu Anayasa uyarınca da geçerli olması gerektiğini 1986 yılından beri 'Türk Anayasa Hukuku' adlı kitabımda savunduğum çok doğal bir yargı bağışıklığıdır. Bu husus, taslağımızda açıklığa kavuşturulmuştur.


Meclisin üçte ikisine sahip değiller ki; kabaca 365 eder ama onların 340'ı var, yani 412 olup olmaması da aynı minvalde "iyimser" görünen ama hiçbir espiri taşımayan bir madde, göz boyamaca değil mi? 82 Anayasasını da amma değiştirmişler desenize))

Özetle "birey haklarını genişletici" diye veryansın edilen Taslakta, ben yetki genişlemeleri -ya da pasif yetki daralmaları- görüyorum. 82 Anayasasındaki iktidar odaklarını koruyan, güçlerndiren yasaların yerli yerinde durduğunu da...
Yargı yine bağımsız değil.
Üniversiteler yine bağımsız değil. (Öyle rektörleri seçecekler demekle olmuyor ki, mali ve ekonomik bağımsızlığı olmayan hangi bilim yuvasının özerkliğinden söz etmek olası, hükümet baskısı buram buram üzerindeki ilim irfan yuvasının üretkenliğinden şüpheye düşmek muhtemeldir...)

Yeni Anayasa diye göz boyanmaya çalışılan taslağın, gelip de baş örtüsü kemiğine dayandırılacağını şimdiden görmek olası. Üstelik Anayasa ile de çözümlenemeyecek bir mevzu aslında bu, ama Üniversitelerde uyarı yazıları asılmaya başlandı bile!

Malezya mevzusu da hayli aktifken siyasi arenada; Hürriyetin görüştüğü Malezyalı dini liderin tespitleri teee oralardan ne kadar da net ve yerinde;
“Ben burada, AKP’nin uyguladığı birçok stratejiyi örnek alıyorum. Yavaş ve derinden ilerliyorlar. Orduyla ve AB’yle dengeyi kuruyorlar, kimseyi fazla sinirlendirmiyorlar. Çok iyi düşünülmüş, diplomatik bir stratejileri var. Ben onlarınkini Hz. Muhammed’in diplomasisine benzetiyorum
Şu Muhammed'in diplomasisini de Rte'e uyarlarsak; 'Elhamdülillah laikiz' sonucu çıkar elbette..
Alıntı ile Cevapla