Tekil Mesaj gösterimi
  #4 (permalink)  
Alt 27-09-2007, 08:53
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
maria maria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Yapısalcıların sıklıkla eleştirildiği üzre, gündelik yaşam için çözüm sunmadan yoksun yöntem, post-yapısalcılarca işlevsel hale getirilmeye çalışılmış.
Burada Derrida'nın Edebiyat Eleştirisi üzerine söylenenlerden nasıl "bilim"e alıp monte edin diyebildiğinizi siz anlatacaksınız Sevgili Berk, dilerseniz...
Ben metinden kopyala yapıştır yapıp (bir de kalınlaştırarak) alıntılandırıp tartışma zemini hazırlamanın da bir adım ötesine geçmek istiyorum izninizle...

"Anlamın dilden önce var olduğunu" savıyla Derrida yapısalcılarla çelişiyor.

Alıntı:
ESHQUIA´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Bu görüşe göre, konuşan, bilincindeki düşünceleri söze döker ve dinleyen kişi de onları doğru olarak anlamaya çalışır. Anlayamazsa, kuş kulu bir nokta kalırsa, konuşan düşüncesini yeniden açıklar. Yazı ise konuşandan kopmuştur, bilinci doğrudan doğruya yansıtmaz, dolambaçlı bir yoldan, ikinci elden aktarır ve aktarırken yetersiz kalabilir.
Sözü düşüncenin anlamı sayıp, yazıyı düşüncenin tahtırevanı olarak gören Platoncuların, yazı'yı bağımsız/tek başınalığı için ortaya attığı tez -yazının açıklayıcılığı oranında- beni tatmin etmedi. Yazının da kendine yeniden açıklama talihi tarih boyunca olmadı mı?
Örneğin yapısalcılara karşı postyapısalcılar da bu "yeniden açıklama" şansına sahiplik olarak, yukarıdaki metinde böyle bir sebepten ötürü söz ve yazıyı karşıtlaştırmak biraz eksik ya da sağır kalmamış mı? Mesele süratse;
Bir nevi yukarıdaki alıntının sahibini burada bulamaycaksak doğru bir çıkarım gibi görünse de, e-edebiyat/felsefe/sanat tam da bu noktada bize yenice bir kapı açmış sayılmaz mı? Sözü söyleyen, yazıyı yazan da dönüp yeniden açıklama konforuna sahip değil midir?
Yukarıdaki makaleyi bu "karşıtlığı" açıklama anlamında cılız buldum...

Yazıyı göstergebilimsel açıdan, söylemek istediğinin de ötesinde ya da terslemesinde bir metin şekli gibi yansıtan metinde, yazının sözden evvelliğini anlamlandırma/ gösterilen / kavram bağıntısında ussal buldum.

Yapısalcıların eserden hareket etme yöntemini; metnin tarihsel, sosyolojik, estetik ya da toplumsal tesirlerle açıklanamayacağı, hatta daha da ileri gidilerek yukarıdaki metinde de adı geçen Rus Biçimcilerinin metni, yazarın biyografisinden, yazın hayatındaki öyküsünden ve hatta toplumsal ya da tinsel gerçeklerinden soyutlandırıp açıklamaya yeltenme çabalarını yöntem olarak hep eksik bulmuşumdur...

Yine yukarıdaki post-yapısalcıların da, gündelik dil ve şiir dilinin "aynılığından" bahsetmesi beni doyurmuş sayılmaz. Şiir dilinin objeleri, kişileri, davranış ve düşünce/duyguları yeniden görmemizi sağlayan, başkalaştıran, yeni anlamlandırmalara/anlam üretmeye kapı aralayan büyüleyiciliğini (ki bu helezoniktir ve süreklidir) nasıl oluyor da; akedemik dil ya da gündelik dil ile aynı değerlendirmeye tabii tutuluyor anlayamadım...! Hoş metnin doğru söylediği yanlar da yok değil; edebî eser ailesine bir türlü dahil edilemeyen "eleştiri" hakkındaki tespitler yerli yerinde; bizde hala bir sanat eserinin eleştirilmesi denince akla gelen sanki onun daha çok satması için tanımlanması ya da açıklaması anlamı bilinirken, benim görüşüm de edebi eleştiri metinlerinin de eleştiridiği metin gibi bir yenice edebi eser olması doğrultusundadır. Ve lakin en ideal, en subjektik yaklaşım şekilleri bile; özneldir ve yazıcı yorumunu katmaktadır...
Derrida'nın gündelik dil'in (akedemik ya da metin dili) şiir diliyle aynı örtüp/kapalılık/anlam üretmelerine dahil edilebilme tezi ne kadar mantıklı olsa da; şiirin sessel/tınısal/ezgisel yani duygu coşturucu yanını tırpanlaması veya değerlendirmeye almaması nedeniyle eksik görünmektedir...

Post-yapısalcı Derrida karşıtlık yerine ayrılıklar demiş; lakin Rus biçimcileri de gündelik dil, şiir dili karşıtlığının yerine alternatif karşıtlıklar da sunmaktadır.
Örneğin roman dilinde, gündelik dilden karşıt bir örgü olabilmektedir...
Aklıma hemencecik Fena Halde Leman/A.İlhan romanı geldi mesela, romanda kadın ölen kocasının ardından cinselliği sarsıcı bir şekilde anlatmakta ve başlarından geçenleri geri beslenmeci (feedback) yöntemiyle kimi geçmişe dönüp, kimi de kocasının öldükten sonraki zamanlarına gelip anlatmaktadır.
Oysa gündelik dilde, Leman ve Korkut'u anlatmaya yeltenirsek; iki burjuva gencinin evlenip, ardından cinsel tercihleri doğrultusunda farklışmaları ve nihayet kocanın ölümünü anlatmamız yetecektir.
Yapısalcı Strauss'un akrabalık ilişkilerini, klanlarla açıklaması da bir karşıtlık değil midir? Kardeş, anne ya da yakın akrabalarla evlenememeyi yine aslında kendine sunulan kadınlar sınıflandırması olarak gerçeklendirilmesi zıtlığı da yok değil miydi?
Derrida'nın da söz-yazı "ayrılığından" beslendiği yine klasik yapısalcılardır kanımca.

Neyse, aslında aklımdaki çelişkilere de bir anahtar olabilir hasebiyle, devam etmesini çok dilediğim bir konu bu forum...
Biraz da sizleri dinleyeyim lakin...

Konu maria tarafından (27-10-2007 Saat 05:57 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla