Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 22-09-2007, 00:14
Berk Taçyıldız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Berk Taçyıldız Berk Taçyıldız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
über-arıza-mensch
 
Üyelik Tarihi: 20-09-2007
Nerden: Atomlarımın buluştuğu yerde . :)
Yaş: 25
Mesajlar: 314
Standart Hikaye denemesi ...

.................................................. .................................................. .................................................. .....

Perdeden kaçan ışık tanecikleri, karanlığını huzursuz ettiği odada, güneşin yeniden musallat oluşunu fısıldıyordu şımarıkça, ağır ağır netleşen görüntüsüne gözlerin. Yeni olduğuna iman edilmiş gün, güneş ile çalıyordu borusunu kırbacıyla alnına insanlığın rutin. Kış ve kışı çevreleyen aylar bile su koy verip bazen, salıveriyorlardı bugün olduğu gibi güneşi bir hayli, kalınca perdelerin asık suratlı ciddiyetinin bile üstesinden gelemediğini üste, yüze, göze. Yine, yeniden, yeniymişçesine; içi geçmiş, bayat ve farksız aynılıklara yelken açmaya davetkar bir seçim mitingi gibi, yalancı bir enerji ve parıltıyı bastırıyordu mayhoş sabah bedenine.

Tavanda patlatılan afyon sonrasında, uzandı bacak ılık yorganın arasından. Ayaklar ezilmeye mekanını arıyordu yine terlik denilen. Üzere abanmasına hayran olunan yorgan, iki büklüm edilmişti şimdi. İstenmiyordu artık sahiplenişi, yorgunlukla yatağa düşüşlerdeki kadar.

Kalkıldı ayağa, ayaklara binildi her şeye rağmen. Pencerenin yanına yaklaşıldı, uzanılıp açıldı pencere. Yüze vuran serinlik içe sızıyordu okşayıcı. Güneş ışıkları her ne kadar kendilerini belli ediyorlarsa da, zayıflatılmış mikroplar gibi, kışın kışlığını zelil edemiyorlardı. Serinliğine de mâni olamıyordu bu; bu sarılık zâti-muhterem.

Koyu yeşil parka da son olarak üste alındıktan sonra, inildi kirli bir lambanın aydınlattığına aldattığı çamurlu merdivenlerden. Kapı ağzına dayandı omuz. Seyre daldı gözler griliğini, sokağa rengi sinmiş binaların. Giderken el cepteki sigaralığa, uzandı ayakucu son basamağına giriş kapısındaki. Dünden yağan yağmurla karışmış toz toprak, saldırıyordu ayakkabılara kabuslarda beliren aç cüzzamlılar gibi.Oysaki rahatlatıyordu denk düşümü kirin çamurun sokaktaki, düşünsel gerçekçelerine, ve belki de gerekçelerine. Nereye gittiğini bilmiyordu yine beden, yerlisi gibi tanıdığı mekanda körlemesine. Yalnızca tecrübe edilmiş ve edilmemiş olasılıkların bulanıklığı vardı.

İnsanlar vardı sokakta, sokaklıkta. Binaların içinde gezinenler vardı, gezinilen çevresinde binaların. Adımlamaya devam ediyordu, "Devam." diyordu kör irade. Bulutlar şekilden şekile giriyordu. Sigara külleşip ömrünü tüketirken, frenleyen makinelerin lastik gıcırtıları, kurutulmaya gönderilen insan yavrularının gülüşmelerine karışıyordu. Dükkanlar kepenklerini açıyordu hizmet sunmaya birbirlerine. Hizmetçileriydiler uygarlığın ve organların . Bir koşuşturma içinde ısıtırlarken arzularını ve beyin sıvılarını, ruhun közü soğutulmalıydı serinliğinde kışın, nefes almayı zorlaştıran.

Duruldu deniz karşısında. Köpüklü denizden gelen yosun kokulu rüzgara teslim oldu gözkapakları kapanarak okşayışına. Hafifte üşünmüştü bile hatta. İstenilende buydu belki. Aradı sonrasında gözler, adımlanırken tekrardan, bir acı kahve içmek için yer. Yersiz düşünceler içindeydi beyin hücreleri. Atomları çarpışıyordu hücre kimyasallarının. Kuarkları ve parçacıkları çırpınıyordu delice. Acı çekiliyordu. Çok acı... Tüm savrulmaların gerilimleri, ruha bırakıyordu tortularını. Ne yapılacağı belirsiz, hazır yol kılavuzları tutuktu. Çaresizlik ümitsizliği ağırlıyordu. Kalabalıktan kaçarken tin, kendiliğin ağılında yenilip bitiriliyordu. Güneş grileşip içe akıyordu.

Oturuldu iyi döşenmiş lüks bir deniz kafeteryasına. İçgüdüselliğe meyil etmiş tat arayışlarıyla, sosyoekonomik gelenek motifli bir kaç karma besin öğesi iç edildikten ve üste acı kahvenin acılaştırarak lezzetlenmiş dokusundan ağzı arındırıp bu "ilginç" kafa yapısını bir temizlenme hissine kaptırışından sonra, bulutlar çelerek süzülüşlerine gözleri, gönderme yapıyordu kalkılıp düşülmesine yola.

Doğruldu bitkince kemikler parasını yokladığı elbiseleri kırıştırarak. Emek-meta diyalektiğiyle dalga geçiyordu adeta, bir servetin vârisi bu ellerden çıkıp atmosferi ahlaksız gülüşleriyle titreştiren ücret adlı para tiritleri. Bitkince kalktıkları gibi, bitkince adımlamaya koyuldu bu kansızlaşmış iliklerinde bile yeis tutan, bu toprakta bile hüznünü çürümeye direnciyle ayakta tutan kemikler, sert beton konformistliğinde modernitenin.

Eve varıldı umulduğu üzere. Dönülmüştü yine gün gibi kokuşmuşluğa. Açılan kapı sonrasında, yatağa düştü beden çöküşüyle ruhun oracığa. Uyundu, uyundu... Uyanıldı. Karanlığa aralandı gözler. Kelimeler döktü dil iç dehlizlerinden ve kendiliğinden gelen. "Atonal ve anarmonik bir batı müziği gibi yaşam. Kakafonik ve sağında solunda beliren sanal sayılar gibi varoluş sisteminin. Ne ciddiye alınabildi zaman, ne de alaya tarafımdan. Anası babası belirsiz evrende yitik bir fenomen her soluğum. Nasıl başa çıkacağım başa çıkamayışlarımın gerekirlikleriyle, bilmiyorum. Düşündükçe ürperiyor üşüyorum. Lanet olsun."

Sessizlik, her zamankinden...

Kalkıldı yavaşça, devama doğru. Açılan aplik ile loşlaştı oda. Arıyordu vücut nikotinini bir sigaranın ucunda. Bambu bir koltukta daldı gözler düşünceli. Nereye varacaktı bu gidişat ? Bu istemeğe istemeğe sürükleniş, hangi toprağın kalacaktı kurtlarına ? Hangi acizlikti bu süre gidime razı olma ? Yada hangi korkaklıktı genlerine kodlanmış eğilimlerine direnemeyecek ? Cennetsiz kurtuluş hemen yanı başındayken sorgusuz sualsiz, nedendi neden hâlâ bu biçâre bekleyiş ?

Göğüs sıkıştı, nefes alamaz oldu. Kıvrıldı kıvrıldı vücut kürtaj bilmez bir cenin gibi. Göz kapakları gözleri sıkıştırıyordu kapanarak sıkıca, sanki karanlığında beyni boğarcasına. Bir deve kuşu gibi safça kurtuluşu umuyordu tehlikelerinden ve hatta tehlikelerine değmezliğinden. Açıldı gözler... Her taraf bir nesne, bir form ve bir renkti. Duvarlarsa sanki havaya karışmış sıkıştırıyordu deriyi.

Çarçabuk giyilip ayakkabılar dışarı fırlandı. Sudan çıkmışta havayı yemeğe çalışan balıklar gibiyken ciğerler, yağmurla yıkanan gecede adımlanıyordu. Batılıp çıkılırken oyuklarına şehrin, ayaklarından bir film şeridi gibi akıyordu kaldırım geriye doğru. Adımlar hızlandı hızlandı, koşuşa döndü. Yön duygusundan, zaman ve mekan algısından yitik bir koşuşa. Ağlanıyordu hüngür hüngür, boğuk boğuk. Elbiseler ıslanıp üste yapıştıkça, çıkarılıp bir bir savruluyordu.

Bir köşenin yola kavuştuğu yerde geldi gözü alan ışık ile acı fren. Bacaklar yerden havalandı; havaya dönük, bir sokak lambasıyla aydınlandı yüz. Düşüldü...
.................................................. .................................................. .................................................. ....
Alıntı ile Cevapla