Alıntı:
ESHQUIA´isimli arızadan alıntı
Türkiye’de hızla artan bireysel silahlanma, her yıl binlerce insanın canına mal oluyor. Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü (SIPRI) ve İsviçre kaynaklı bir araştırma şirketinin, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ait verilerle hazırladığı bireysel silahlanma raporuna göre, 2005’te ruhsatlı silah sayısı 2 milyon 145 binken, 2006’da 2 milyon 420 bine yükseldi.
Türkiye’de bireysel silahlanma karşıtı Umut Vakfı, her yıl 28 Eylül’de düzenlenen "Bireysel Silahsızlanma Günü" nedeniyle "Sessiz Ayakkabılar Yürüyüşü"nü bu yıl da gerçekleştirecek. Kuruculuğunu, oğlu silahla öldürülen Nazire Dedeman’ın yaptığı Umut Vakfı’nın Taksim’de gerçekleştireceği yürüyüşe, silahla öldürülen binlerce kişinin yakınları katılacak.
Her 10 kişiden 1’i silahlı - Hürriyet
|
Burada kalın harflerle vurgulama bana ait. Eğer ortada Toplum ile Devlet arasında bir sözleşme varsa, ki vardır aslında, bireysel silahlanma ancak "cana kasıt" gibi olağanüstü durumlarda geçerlidir... Bizim Kemalist Devrimimiz bir Fransız Devrimi Aydınlanma kuşağından gelir. Buna göre Ulus-Devlet'in güvenlik birimleri oluşmuş ve biz de Ulus olarak silahı askere, jandarmaya ve polise; iç ve dış güvenliğe bıraktık. Yasalarımız, Fransız devrimi geleneğinin Devlet biçimine güçler ayrılığına göre oluşturulmuş bir ulus-devletin yasalarıdır (Örneğin güçler ayrılığı fikri Montesquie'den gelir)... Tarihin en azından bu aşamasındayızdır, diye düşünüyordum. Ama toplumumuz genel olarak ne yazık ki, bu aşamada dahi değil. Ne yapılabilir peki? Böyle sivil kurumların, oluşumların iktidara baskısından başka bir şey umamıyorum. Destekliyorum kendilerini... Başka da bir şey yapamamanın acısını tekrar tekrar... duyuyorum...