|
Yalnızlık elbette sosyolojik bir tanı olmalı. Sosyalliğin olmama hali olarak belki karanlık ya da soğuk kadar var . Ama işin tuhafı fiziken "olmayan" soğuk ve karanlık gibi biz yalnızlığı gayet iyi hissediyoruz .
Belki bir yaklaşıma göre "birey" bir iktisadi üretim ! Bir yaklaşıma göre biz kapitalizmin belli bir evresinin üst yapıya tekabülü olan bilinçsel ayrışmayı deneyimliyoruz ? Üretimin rasyonalleştirilme safhaları gibi sosyolojik rasyonelleştirme bir iradi özgürlük üzerinden bireyi tanıtlıyor olabilir ? Yani birey aslında olmayabilir ? Ama bence tüm bu açıklamalardan bireyin ve bireyin yalnızlığının , Einstein'in soğukluk ya da karanlık hakkında bahsettiği yokluk kadar "yok".
Ben ilgi alanlarım kısmına "yalnızlık" gibi bir ibare de ekledim. Çünkü takıntı derecesinde yalnızlığa düşkün biri olarak görüyorum kendimi . Belki güçlü bir şizoid potansiyeli olarak .
Bence yalnızlığını derinlemesine yaşamamış kişi bireyleşmesini tamamlayamamıştır. Eğer hâlâ yalnız kaldığınızda birilerine koşuyorsanız ; kendi isteğinizle hiç yalnız kalmayıp, yalnız kaldığınız halleri düşmüşlük olarak görüyorsanız bence siz hâlâ birey olamamışsınız .
Evet bana da yalnızlaşma ne kadar bireyleşme ile ilintili ise, bireyleşme de burjuva toplumu ile o kadar ilintili geliyor. Bu anlamda burjuva taraftarı olduğumu söyleyebilirim. Ve bunu burjuva toplumunu alt edip "halkçı" bir iktidar kurulması gerektiğine inanmasının akabinde 3,5 yılını F Tipi Cezaevinde geçirmiş, hatta ilk 1 yıldan sonra kendi isteğiyle geri kalan 2,5 yılı TEKlilerde geçirmiş biri olarak söylüyorum.
Topyekün mutluluğun imkansızlaştığı bir noktada, bireysel keyif kırıntılarından düşük bir yaşam umudu gütmenin olasılığına tutunmak, benim için daha kabul edilebilir bir hâl aldı .
Evet doğrudur : "Böl parçala yönet" ilkesi işe yarar bir stratejidir. Bu anlamda toplum bireyler bütünü olduğunda bir başka ifade ile atomlarına ayrılmıştır. Ama ya zaten ayrı idiysek ? Ya emperyalist kapitalist bilmem nelerin bizi ayırdığı söylemi gibi , tarihsel bir takım "güçler" bizi vakti zamanında birleştirmiş idiyse ?
Her yönde çok katmanlılık esas. Kendi bireyselliğimizde bile bütünlüğü tutturamayız. Fizik , kimya , biyoloji , sosyoloji ... Her biri farklı açıklar ve tanımlar bizi. Görüngüler içinden görüngüler fışkırır adeta. Her biri ayrı bir dili konuşan yabancı bir kabile gibidir.
İspanyol yazar Fernando Pessoa "özgürlük" takıntılı bir yazardır. Özgürlük için şu kuralları şart koşar : Yalnızlık, maddi kaygısızlık , yaratıcılık ...
Fiziken yalnız kaldığımızda ne kadar sosyoloji mevhumundan uzak olduğumuz da tartışılır. Diğerleri yanımızda değildir ama bulunduğumuz mekanın tasarımından inşasına kadar emekleri bizimledir. Yalnız olduğunuzu düşünürken bile kullandığınız kelime ve kavramlar bir tarih ve toplum ürünüdür. Bunları kullanırken farkında olmadan ruhunuz telif hakkı öder . Yalnızsınızdır ama hâlâ yamalı bir vicdanla hisseder, duygularınızı kollektif bilinçaltı kalıplarına akıtırsınız. Bu nedenle yalnızken bile toplumu içimizde taşırız. Etimiz, şeklimiz şemalimiz insan ırkının adını haykırır adeta.
Evet yalnızlıkta soğuk ve karanlık gibi olmayan ama hissedilendir. Kimin hissi ? Soğuk ve karanlık kadar "var" olan bizim !
|