|
hani eline kalem alıp birşeyler karalamayan yoktur desek yeri
sendin dimi az önce gelen
tabi gelipte göremediğinde ben
zaten arar gibi bir halinde yoktu ya
olurmu öyle şey neredeydin sana baktım deme
ben hep aynı yerdeydim
doğduğum yerde varolduğum yerde
özgür mavide
denizin bize yakın olan kıyısında
bizi kucaklayan yakasında
bizi alıp yoğurduğu
koynumuza derinlikleri bıraktığı
saçlarımıza yosundan taç taktığı yerde
bu sene akdenize gideceğiz
ege de biraz dinleneceğiz
bizde bir tatili hakettik diyenler
pek uğramaz oralara
hem zaten tılsımlıdır kapısı
açılmaz öyle her özlü söze
söz neki?
benmi kimim?
sen başka iklime ışıldarken
her göz kırptığımda karanlığın kükremesini duyan
ayaklarımda paslı çivi yarası
toprak yollarda yalınayak dolaşanda benim
her yaraya tütün basan
bitmeyen gecelerin sabahında
kimseyi bulamamayan kimsesizlerin
dolan gözlerine
olmayan yarınına karanfil ekende
mesut ölümlerine yürüyende benim
güneşe yalakalık yapacağıma
ahh keşke diyeceğime
kadeh kaldıranda benim
karla kaplı kaderime
tütün bastığım yaralardanmı saçlarım sarardı bilmiyorum
yada bu yüzdenmi çok sigara içiyorum
avuçlarımda kelimelerden bir yumak var şimdi
hadi çöz desem sana bilinmezi
ayrıştır hadi sevdayı, hayalleri,
ölümü yada vedayı
kekik kokusunu
anadoluyu ayır bakalım
hangisi daha acı falıma bak bakalım
hadi git uzatmıyorum lafı
en kısa yoldan atıyorum kendimi derinlere
tamda olması gerektiği gibi
ölüme birkaç metre kala frene basıp güneşi beklemek ha
hadi oradan
|