Konu: ıonesco
Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 23-06-2007, 17:03
sokakkizi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sokakkizi sokakkizi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
BeLaa :P
 
Üyelik Tarihi: 23-06-2007
Nerden: her yer
Yaş: 24
Mesajlar: 125
Standart ıonesco

IONESCO ve ABSÜRD TİYATRO
Servet AYBAR / Dramaturg

“Ben varlığa bir türlü alışamadım - dünyanın varlığına ya da öbür şeylerin varlığına - kendi varlığıma da alışmadım. İçini, özünü boşaltmakta olan biçimlerle karşılaşıyorum durmadan; gerçek gerçek değil, sözcükler yalnızca anlamsız sesler... Kendimi gözden geçiriyorum, anlaşılmaz, nedeni bilinmez bir acıya gömülmüşüm. Adı konmamış üzüntüler, gereksiz pişmanlıklar içinde boğuluyorum. Bir çeşit aşk, bir çeşit nefret, bir neşe gösterisi, tuhaf bir acıma duygusu... Neye? Kime? Bana kalırsa, benim tiyatrom daha çok kendini ortaya vurmak. Ama benim kendimi ortaya vuruşum anlaşılacak gibi değil, sağır kulaklara çarpıp kalıyor. Başka türlü de olabilir mi?...”

IONESCO





Eugène Ionesco 1909’da Romanya’nın Slatina şehrinde doğdu, 1994’de Paris’de öldü. Asıl adı Eugen Ionescu olan Romen asıllı Fransız oyun yazarı, 1914-24 yılları arasında Paris’de eğitim görür. Daha sonra doğduğu ülke olan Romanya’ya döner. Bükreş Üniversitesi’nin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirir. 1938’de Romen hükümetinin bursuyla Fransa’ya gider ve bu ülkeye yerleşir. Hukuk kitapları basan bir yayınevinde, Nouvelle Reuve Française ve Lettres Nouvelles gibi dergilerde çalışır. Edebiyata şiir yazarak girmiştir. Sonraları öykü, deneme, eleştiri yazıları da kaleme almıştır. Hatta resimlerini topladığı bir kitap da yayınlamıştır. Ancak oyun yazarlığındaki başarısı, diğer alanlardaki ürünlerini gölgelemiştir. İlk dönem kısa oyunları, önce küçük öncü tiyatrolarda oynanmıştır. Şiddetli tartışmalara yol açan oyunlarının içerikleri ve anlatım özellikleriyle tiyatroya yeni bir anlayış, yeni bir yaklaşım getirmiştir. 1970 yılında Fransız Akademisi’ne seçilir. Ionesco, hem oyunlarıyla hem de tiyatro anlayışı üstüne yazdıklarıyla, tiyatro tarihinde “absürd tiyatro” olarak anılan anlayışın önemli bir temsilcisi olmuştur.

Absürd tiyatro; uyumsuzluk tiyatrosu, saçma tiyatro olarak da bilinir. Ancak bu tiyatro anlayışının ne bir manifestosu ne de bir okulu olmuştur. II. Dünya Savaşı sonrasındaki toplumsal koşullar içinde kimi yazarlar, birbirlerinden habersiz, ortak özellikler taşıyan oyunlar yazarlar. Ancak bu oyunlardaki ortak içerik ve anlatım özellikleri öyle çarpıcı olmuştur ki absürd tiyatro, tiyatro tarihinde devrim niteliğinde bir anlayış olarak yerini alır. Yaşamın akla aykırılığının, ilişkilerdeki uyumsuzluğun, bireyin çaresizliğinin, gerçek diye nitelenenin saçmalığının altını çizen absürd tiyatro; bu yeni düşünsel tavrı sahnede destekleyecek yeni anlatım biçimlerini beraberinde getirir. Ancak bu oyunların yazarları nasıl bir toplumsal sürece tanıklık etmişlerdir ki böylesine karamsar tablolar çizen, hiçlik ve umutsuzluk tonlarında oyunlar yazmışlardır. Absürd tiyatro üstüne çalışmalarıyla tanınan ve bu tiyatro anlayışının isim babası olarak bilinen Martin Esslin, yaşanan toplumsal süreci şu şekilde özetler:


“Şurası çok açıktır ki böylesi bir düş kırıklığı, daha önceleri sıkı sıkıya sarılınan inançların böylesine çökmesi, yaşadığımız çağa damgasını vuran önemli bir özelliktir. Yaşamın anlamının kaybolması duygusunun toplumsal ve psikolojik nedenleri çok yönlü ve karmaşıktır: Aydınlanma Çağı ile başlayan ve 1880’lerde Nietzsche’nin ‘tanrının ölümü’ kavramını ortaya atmasına yol açan dini inancın sönmesi; Birinci Dünya Savaşı’nın etkisiyle toplumsal gelişimin kaçınılmazlığına olan inancın sönmesi, Stalin’in Sovyetler Birliği’ni baskıcı bir diktatörlüğe dönüştürmesinden sonra Marx’ın öngördüğü köktenci toplusal devrim umutlarının yitirilmesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’in Avrupa’ya hükmederken uyguladığı barbarlık, kitle kıyımı, soykırım ve bu savaşın ertesinde Batı Avrupa ve ABD’nin zengin toplumlarının içine düştüğü manevi bunalımın yayılması. Şundan kuşku duyulmaz. Birçok zeki ve duyarlı insan için, 20. yüzyılın ortasındaki dünya anlamını yitirip, bir şey ifade etmez hale geldi. Önceden kesinlik taşıyan kavramlar çözülüp dağıldı. Umut ve iyimserliğin en sağlam kaleleri düştü. Birdenbire insanoğlu kendisini ürkütücü ve mantıksız, tek sözcükle saçma bir evrenle yüzyüze buldu. Umudun bütün dayanakları, mutlak anlamın bütün açıklamaları birdenbire maskelerinden sıyrılıp karanlıkta ıslık çalan anlamsız hayallere, boş dedikodulara dönüştü.”

Ionesco ve absürd tiyatro çerçevesinde değerlendirilen diğer yazarlar, işte böyle bir umutsuzluk ve uyumsuzluk ortamında oyunlarını yazmışlardır. Onları nihilistlikle suçlayanlar olmuştur. Ancak absürd oyunlar, bir yandan seyirciye “hayat böyle saçmayken onun içinde bir düzen arama ve kendinizi varetme çabanız boşuna” derken, bir yandan da tüm bilinen düşünce kalıplarını yerle bir ederek, yenilenmeye fırsat veren bir tavır da barındırır. Bu toplumsal düzene bir başkaldırı olarak da değerlendirilebilir.

Elbette ki akla olan güvenin sarsılması ve “gerçek” kavramına farklı yaklaşımlar, ilk olarak absürd tiyatroda ortaya çıkmış değil. Yabancılaşma duygusu, varoluşun sorgulanması, iç gerçeklere yönelme gibi yaklaşımlar ve bu yaklaşımları bünyesinde barındıran gerçeküstücülük (sürrealizm) ve varoluşçuluk (existansialism) gibi akımlar absürd tiyatronun kaynakları arasındadır.

Tiyatro tarihinde, içerik ve anlatım biçimlerinin hep birbirine paralel olarak geliştiği görülmüştür. Bu diğer sanat dallarında olduğu gibi tiyatronun da doğasında vardır. Öz ve biçim birbirinden ayrı değerlendirilemez. Absürd oyunlarda da düşünsel boyutun biçimsel boyutla beslendiği görülmektedir. Yaşamdaki anlaşılmaz karmaşa ve uyumsuzluk, sahnede geleneksel uyum kuralları bozularak dile getirilmiştir. Metnin yapısında ve sahneleme biçiminde, yeni ve “uyumsuz” düzenlemeler yapılır. Ancak sonuçta seyirciye sunulanın da kendi içinde tutarlı ve izlenilebilir olması gerekmektedir. İşte bu noktada, “uyumsuzluğun uyumu” olarak değerlendirilen yeni bir anlayış ortaya çıkar. Absürd oyunların caz müziğine benzediğini öne sürenler de olmuştur. Nasıl caz müziği dinlenirken farklı tadlar alınıyorsa, absürd oyun izlenirken de her seyirci kendine göre farklı bir tad alacaktır.

Ionesco’nun çağdaşlarını iki grupta değerlendirmek gerekir. Birinci grupta, diğer absürd tiyatro yazarları vardır. Bunların içinde Samuel Beckett, Jean Genet, Harold Pinter, Arthur Adamov, Fernando Arrabal, Jean Tardieu, Edward Albee, Slawomir Mrozek gibi isimler yer alır. Absürd tiyatro Fransa’da doğup geliştiği için temsilcilerinin çoğu Fransızdır. İkinci gruptaki, absürd tiyatronun dışındaki çağdaşları arasında ise; Bertolt Brecht, Friedrich Dürrenmatt, Max Frisch, Dario Fo, Arthur Miller, Tennesse Williams, Jean Anouilh, Armand Salacrou, Marguerite Duras gibi yazarlar bulunmaktadır.

Ionesco’nun oyunları da iki grupta değerlendirilmektedir: Birinci dönem oyunları ve ikinci dönem oyunları. Birinci dönem oyunlarının tümü tek perdelik kısa oyunlardır. Ionesco bunlara; karşı oyun, komik dram, naturalist komedi, trajik fars gibi geleneksel tiyatro kalıplarına karşı başlıklar koymuştur. Bu oyunlarda; birbirinden kopukmuş izlenimi veren replikler vardır, özetlenebilecek bir hikaye yoktur, durumlar ön plandadır, oyun kişileri karakter derinliğine sahip değildir, kuklalara benzerler, ciddi konular komik tonda işlenmiştir, dil oyunları vardır, grotesk tavırlar son derece çarpıcıdır. “İki Kişilik Hırgür” de bu oyunlar arasında yer alır. İkinci dönem oyunlarında tek perde boyutu aşılmıştır, özetlenebilecek bir öyküleri olmaya başlamıştır, bazı oyun kişileri karakter derinliği göstermeye başlarlar, siyasal ve toplumsal konulara az da olsa rastlanmaktadır.

Ionesco’nun birinci dönem oyunları: Kel Şarkıcı, Ders, Sandalyeler, Görev Kurbanları, Önder, Gelinlik Kız, Jacques ya da Boyun Eğme, Yeni Kiracı, Tablo, Gelecek Yumurtalardadır, Alma Doğaçlaması ya da Çobanın Bukalemunu, Dörtlü Oyun, İki Kişilik Hırgür.

Ionesco’nun ikinci dönem oyunları: Amédée ya da Nasıl Kurtulmalı, Kirasız Katil, Gergedanlar, Kral Ölüyor, Hava Yayası, Susuzluk ve Açlık, Ölüm Oyunları, Macbett, Şu Kahpe Dünya, Valizli Adam, Ölülere Yolculuk.

kaynak: New Page 1
* kırmızı yazılmış kitaplar tavsiyemdir


"sulu bir şaka bu hayat"
Alıntı ile Cevapla